<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896</id><updated>2011-11-21T04:01:58.946+02:00</updated><category term='eleştiri'/><category term='felsefe'/><category term='analiz'/><category term='dil'/><category term='değişim'/><category term='modern'/><category term='gençlik'/><category term='batı'/><category term='inceleme'/><category term='haber'/><category term='gündelik yaşam'/><category term='komüniteler dünyası'/><category term='toplum'/><category term='değer'/><category term='sohbet'/><category term='eğitim'/><category term='kişisel gelişim'/><category term='hayat'/><category term='sosyal yaşam'/><category term='dünya'/><category term='polemik'/><category term='internet'/><category term='nostalji'/><category term='kariyer'/><category term='geyik'/><category term='cinsellik'/><category term='internet magazini'/><category term='portre'/><category term='medya'/><category term='psikoloji'/><category term='seks'/><category term='ünlü'/><category term='kadın'/><category term='din'/><category term='sözlük işleri'/><category term='ilişkiler'/><category term='duygu'/><category term='bilgelik'/><category term='blog'/><category term='magazin'/><category term='best of'/><category term='arabesk anarşi'/><category term='Orhan Pamuk'/><category term='siyaset'/><category term='popüler kültür'/><category term='resat calislar'/><category term='ekstra'/><category term='müzik'/><category term='kültür'/><category term='kültür farkları'/><category term='zeka'/><category term='kemalizm'/><category term='para'/><category term='erkek'/><category term='Türk'/><category term='fotoğraflı işler'/><category term='ekonomi'/><category term='edebiyat'/><category term='sosyoloji'/><category term='insan'/><category term='röportaj'/><category term='anı'/><title type='text'>Reşat Çalışlar'ın internet Dünyasındaki Yeri (ve önemi)</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.resatcalislar.org/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Resat Calislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11070821193025611462</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>546</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2263736717781011943</id><published>2010-04-07T22:20:00.001+03:00</published><updated>2010-04-07T22:24:35.867+03:00</updated><title type='text'>Dünyadenklemi Röportajı-ikinci bölüm</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.dunyadenklemi.com/news.php?readmore=67"&gt;http://www.dunyadenklemi.com/news.php?readmore=67&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2263736717781011943?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2263736717781011943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2263736717781011943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2010/04/dunyadenklemi-roportaj-ikinci-bolum.html' title='Dünyadenklemi Röportajı-ikinci bölüm'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4744776527341976220</id><published>2010-01-19T23:16:00.001+02:00</published><updated>2010-01-19T23:19:57.651+02:00</updated><title type='text'>Dunyadenklemi.com'a verdiğim bir röportaj...</title><content type='html'>katkılarından dolayı kaptan(comenger)'a teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini troll olarak görüyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’te trollük faaliyeti olarak adlandırılan davranışların dört çeşidi var:&lt;br /&gt;1.Sol frame düzenine aykırı hareket ederek, özensiz ve dağınık şekilde yazmak, çok başlık açmak…&lt;br /&gt;2.Belirli bir tiplemeyi canlandırarak yazmak… (Yani role-playing)&lt;br /&gt;3.“Muhalefetin iktidarı”na karşı olmak… (Sözlük ortalaması yerine Türkiye ortalaması penceresinden bakmayı tercih etmek.)&lt;br /&gt;4.Provokatif ve/veya sitenin işleyişini sabote eden yaklaşımlar sergilemek…&lt;br /&gt;Bence bunlardan sadece 4.sünü tam anlamıyla (yani troll kavramının kelime anlamına göre) trollük kapsamında değerlendirebiliriz. Bununla birlikte, diğer üç yaklaşım da Ekşi Sözlük’teki birçok insanı rahatsız ettiği için bu 3 yaklaşımda da dolaylı bir trollük boyutunun olup olmadığı tartışılabilir.&lt;br /&gt;Örneğin peder zickler, author, nasılbirdemokrasiistiyoruz gibi yazarların yaptıkları şeylerin büyük oranda 2.kategori kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bruker’in tarzıysa daha çok 1.kategoriye örnek oluşturur.&lt;br /&gt;Zenci’nin trollük anlayışı ise daha çok 3. kategoridedir. Bununla birlikte, 4.kategori de dahil olmak üzere bütün kategorileri denediğim için troll olarak adlandırılmam tamamen de hatalı değil. Peder zickler, author ve nasılbirdemokrasiistiyoruz’un davranışlarının/stillerinin de(her ne kadar ağırlıklı yönelimleri 2. yönde olsa da) her 4 kategori kapsamında da değerlendirilmesi mümkün. Biraz karışık anlattım galiba, idare edin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine en yakın hissettiğin “trol”ler hangileri?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Author ve peder zickler’in kendime en uzak bulduğum troller olduğunu belirterek başlayayım. Author benim trollük kriterlerim açısından değerlendirildiğinde ideal bir troll değildir, çünkü author muhalefetin iktidarına muhalif olan bir karakter değil, muhalefetin iktidarını ele geçirmeye çalışan bir karakterdir.&lt;br /&gt;“Uzak bulmak”tan kastettiğim şey, bu kişilerin tarzlarını onaylamadığım değil. Tam tersine, her ikisini de (itiraz ettiğim noktaların varlığına rağmen) belirli noktalarda başarılı buluyorum. Ayrıca her ikisi de bana düşünsel olarak zenginlikler katmış olan insanlar… Peder zickler bence gerçekten de kaliteli bir insan. Ama sözlük yazarı olarak kimliğini bulamadığını düşünüyorum… Author da başlı başına büyük bir fenomen… Ama dediğim gibi, birer sözlük yazarı olarak değerlendirildiklerinde, benim tarzıma uzaklar.&lt;br /&gt;Nasılbirdemokrasiistiyoruz ve airlangga, benim tarzıma nisbeten daha yakınlar. Ama kendime en yakın bulduklarım en son dönemde türemekte olan troller: Frost majere, langoolum, karabasanhasan, owencan vb… İsmini şu an hatırlamadıklarımdan da af diliyorum. O kadar parlak zekalı çocuklar türüyor ki son dönemde… Yazarlığım durdurulduğu için kendime yakın gördüğüm trollerle bir arada yazamıyor olmam tabii biraz hüzün veriyor bana…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklına gelen bazı başlıkları başka trollere açtırdığın doğru mu?&lt;br /&gt;Evet mordeve, bruker, morphling ve kerizettin troleybus’e çeşitli başlıklar açtırmışlığım vardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayser Sozer’i nasıl değerlendiriyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayser Sozer, author ve peder zickler’e oranla benim dünyama daha yakın biri. Ama öteki saydığım isimler kadar da yakın görmüyorum onu kendime. Kayser Sozer, bence Otisabi’nin, Aziz Kedi’nin vb. isimlerin pozunu yaptığı “marjinal, aykırı, anarşist, muhalif tip”in poz değil gerçek olan hali. Otisabi, Aziz Kedi gibi karakterlerin biraz tesadüfen elde ettiklerine benzer bir konumu, Kayser Sozer alnının teriyle elde etmiş durumda.&lt;br /&gt;Kayser sozer kimsenin sallamadığı (ve rahatsız da olmadığı) içi boş medya eleştirileri yapmak yerine toplumsal tabulara doğrudan dalan bir karakter… Örneğin Aziz Kedi Savaş Ay’ı eleştirir, Otisabi de benzer gereksiz medya eleştirileri yapar… Ama Kayser Sozer bu tarz gereksiz işlerle zaman kaybetmez…&lt;br /&gt;Tabii Kayser Sozer’le uyumlu olmadığım birçok noktanın da olduğunu belirtmeliyim. Örneğin Ekşi Sözlük’e çok büyük önem vermediğini söylemesi bana çok inandırıcı gelmediği gibi, Ekşi Sözlük’ün gerçekten önemli bir alan olduğunu düşünen biri olduğum için de hoşuma gitmedi. Radyodaki performansını başarılı bulmadım. Ama ne olursa olsun, kayser sozer’in metinleri kaliteli metinlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trollüğü içerik-biçim ilişkisi bağlamında tanımlayabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim idealimdeki trollük (gerçi burada kastettiğim şey aslında trollük değil muhalefetin iktidarına ve sözlük elitlerine muhalif olmak, ama yaygın kavram trollük olduğu için trollük diyorum) sadece içerikle sınırlı olmayan, biçimsel boyutu da olan bir faaliyettir. Yani ideal troll, sadece içeriksel değil biçimsel olarak da Ekşi Sözlük’ün kalıplarına ters düşmeli, Ekşi Sözlük’ün kalıplarını yıkmalıdır. Hatta biçimsel olarak ters düşmek, bazı noktalarda, içeriksel olarak ters düşmekten de daha önemli olabilmektedir.&lt;br /&gt;Örneğin Ekşi Sözlük’te çok önemsenen ve sevilen bir olguyu ele alalım: Lost… Siz gidip Lost başlığında 5 sayfalık Lost’u çok sert bir şekilde eleştiren bir analiz yazısı yazarsanız bu trollük olmaz, trollük olmadığı gibi, Ekşi Sözlük’ün kalıplarına sert bir darbe vurmak da olmaz. Ama Lost’la ilgili bir sürü “abuk sabuk” tabir edilen başlık açarsanız, o zaman Ekşi Sözlük’ün kalıplarına daha ciddi bir darbe vurmuş olursunuz. Asıl aykırılık budur… Ekşi Sözlük kitlesinin sinirlerini hoplatmak, sadece içerikle değil biçimle de ilgili bir olgudur. Ekşi Sözlük’ün en büyük tabuları, biçimsel tabulardır, sol frame tabularıdır. Ekşi Sözlük’te tabu yıkmak da sol frame’i dağıtmak yoluyla mümkündür… Ekşi Sözlük’ün o megaloman, elitist, muhalefetin iktidarına oynayan kimliğini dağıtmanın yolu, sol frame’i bombalamaktan ve sol frame’in düzenini bozmaktan geçer…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Muhalefetin iktidarı”na karşı olmak tam olarak nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük, Türk internetinde bir “muhalif iktidar odağı” olarak öne çıkmış olan bir oluşum. Muhalif iktidar odağı kavramıyla, “merkezi iktidar”a ve “ana akım”a muhalif olup da kendi muhalifliğinden bir iktidar alanı yaratan oluşumları kastediyorum.&lt;br /&gt;Şov dünyasında, “muhalefetin iktidarı”nın en tipik temsilcisi Okan Bayülgen’dir. Edebiyat dünyasındaysa “muhalefetin iktidarı” koltuğunda Enis Batur ismini görürüz. Mizah dünyasında “muhalefetin iktidarı” son dönemde (bana göre) Umut Sarıkaya ve Ersin Karabulut tarafından paylaşılmaktadır. Müzik alanında muhalefetin iktidarı Erkan Oğur’dur, Harun Tekin’dir. Sosyalist dünyada muhalefetin iktidarı Deniz Gezmiş, Nazım Hikmet gibi kültlerdir. Köşe yazarlığında muhalefetin iktidarında Ece Temelkuran, Yıldırım Türker, Perihan Mağden gibi isimlerin yer aldığı söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Standart parlamenter sistemlerde, ana muhalefet partileri, muhalif iktidar odaklarıdır. Türkiye’de standartdışı bir parlamenter sistemle karşı karşıya olduğumuz için, Türkiye’deki ana muhalefet partisi CHP klasik bir “muhalif iktidar odağı” sayılmayabilir. CHP’yi bir muhalif iktidar odağından ziyade, doğrudan “derin iktidar”a bağlı bir güç odağı olarak değerlendirmek daha sağlklı olabilir. Yani CHP’nin iktidarla olan ilişkisinin bir muhalif iktidar odağındakinden bile daha yoğun olduğu söylenebilir. CHP, aslında bir muhalif iktidar odağıdır, ama iktidarla bir muhalif iktidar odağının ölçülerini bile aşan derecede içiçe geçmiş bir muhalif iktidar odağıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de sol her zaman için bir “muhalif iktidar” oluşturdu. Özellikle de yayınevleri dünyasında, uzun bir dönem boyunca, sol kendi muhalif iktidarını dayatmaya çalıştı ve bu muhalif iktidarla çelişen kişileri ezip geçti. Şu an, buna benzer bir muhalif iktidarı Ekşi Sözlük yönetimi ve Ekşi Sözlük elitleri oluşturuyorlar. Ekşi Sözlük’te artık eskisi kadar yaygın olmayan ama eskiden çok yaygın olmuş olan “ölümüne Tayyip karşıtı duruş” da Ekşi Sözlüğün muhalif iktidar odağı karakterinin tipik bir göstergesidir. “Tayyip’e eleştir, Savaş Ay’ı eleştir, İclal Aydın’ı eleştir, ama sistemin hiçbir rantını geri çevirme” şeklinde bir ikiyüzlülük var Ekşi Sözlük elitlerinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Muhalif iktidar odağı”nın parçası olmak, patolojik ve şizofren bir kişilik yapısını da beraberinde getiriyor. Örneğin eleştiriye kapalı oldukları için ünlüleri, köşe yazarlarını vb. eleştiriyorsunuz ama ondan sonra size bir eleştiri geldiğinde siz de son derece eleştiriye kapalı bir tutum sergiliyorsunuz… Ya da örneğin popüler kültürü eleştirdiğiniz için kendinizi ayrıcalıklı görüyorsunuz, ama İbrahim Tatlıses ya da Nihat Doğan’dan bir popüler kültür eleştirisi geldiğinde kaale almıyorsunuz… Ya da sağcıları milliyetçileri faşistleri eleştiriyorsunuz ama sizi eleştiren kişileri moderasyondaki kankalarınızı araya sokarak sözlükten şutlatmaya çalışıyorsunuz…&lt;br /&gt;Muhalif iktidar odağı’na karşı olmak, ikiyüzlülüğe, şizofreniye, patolojik davranışlara karşı olmaktır kısacası…&lt;br /&gt;Muhalif iktidar odaklarına karşı olduğum için troll olarak algılandım hep… Ya da tam tersini de söyleyebiliriz: Muhalif iktidar odaklarına karşı verdiğim mücadele, beni troll olmaya zorladı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki asıl meselen neydi? Muhalefetin iktidarına karşı çıkmak mı yoksa internet dünyasında tepki çekerek bir popülerlik yakalamak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikisini aynı çerçeve içinde değerlendiriyorum aslında. Muhalefetin iktidarına karşı çıkarak internet dünyasında ön plana çıkmayı hedefledim. Muhalefetin iktidarına karşı olmak benim için çocukluktan gelen bir mesele… Türkiye’deki sol kültürün elit tabakasının içinde yani muhalefetin iktidarının merkezinde büyümüş olan bir insanım. O nedenle kendi muhalifliğinden bir iktidar yaratma eğilimi gösteren güçlerin kokusunu her zaman için almışımdır. “Ekşi Sözlük elitleri”nde de bu kokuyu aldığım için onlarla hep kavgalı oldum. Meme kanseri, trafik kazası vb. konularda yazdığım şeyler de aslında Ekşi Sözlük’teki muhalif iktidara bir isyan olarak değerlendirilmeli. Yani ben hangi konuda yazarsam yazayım aslında muhalif iktidara ve özellikle de Ekşi Sözlük’ün içindeki muhalif iktidara karşı yazdım, asıl hedefim ve muhatabım hep muhalif iktidar oldu. Meme kanseri konusunda yazdığım şeyin bile asıl hedefi, Ekşi Sözlük’teki muhalif iktidardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlük kültürü üzerinde nasıl bir etki yaptığını düşünüyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlük kültürünün politik yönelimi üzerinde bir etkimin olmuş olması mümkün. Sözlükler dünyasında AKP’nin ve genel anlamıyla “liberal-demokrat-postmodern-muhafazakar” olarak adlandırılabilecek bir duruşun popülerlik kazanma sürecinde gerçekten de bir rol oynamış olmam mümkün. Ekşi Sözlük’ün ilk dönemlerinde dominant olan “Amerikan anarşizmi-ateizm-uzun saç-amorf sol duruş-modernizm” sentezi kişilik yapısının popüleriğinin azalma sürecinde de bir rolümün olmuş olması mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Muhalefetin iktidarı”nın seni en rahatsız eden yönü hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerdiği ikiyüzlülük… Muhalefetin iktidarı, örneğin iktidara sürekli ahlaki eleştiri getirmesine rağmen aynı ahlaksızlıkların çoğunu kendisi de yapar. Popüler kültüre sürekli eleştiri getirmesine rağmen kendi popüler kültürünü yaratır. Başkalarının kutsal değerlerine eleştiri getirmesine rağmen kendi kutsal değerlerini yaratır.&lt;br /&gt;Örneğin Ekşi Sözlük’te Türk demokrasisinin eksikleri eleştirilir ama Ekşi Sözlük’ün kendi yönetim yapısı son derece antidemokratiktir. Ekşi Sözlük, Türk popüler kültürünü eleştirir ama kendi popüler kültürüne ve kendi tabularına bağlıdır. Ekşi Sözlük, Türkiye genelindeki “adam kayırmacılığı” eleştirir ama adam kayırmacılığın Ekşi Sözlük’tekinden daha yoğun şekilde gözlemlendiği çok az ortam vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’ün “muhalefetin iktidarı” karakterini en net şekilde yansıtan karakterler arasında kimler sayılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otisabi, guru, teo, peperuhi, aziz kedi, cheja, nick fury, arzach… Yani genelde eski nesilli, sözlük halkının çoğu tarafından alkış alan, alkışlanması gereken bir muhalif duruşa sahip olduğu düşünülen ve karması yükseklerde gezen isimlerin büyük bir bölümünü bu kapsamda değerlendirebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’ün senin için ifade ettiği anlam tam olarak ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadaki Ekşi Sözlük’ü en çok ciddiye alan insanlardan biriyim aslında. “Ekşi Sözlük’ü aşırı ciddiye almak” olumsuz bir şey olarak görülüyor birçok çevrede… Ben de aslında Ekşi Sözlük’ü çok ciddiye alanların birçoğuyla anlaşamıyorum. Bu, ciddiye alış biçimlerimizin farklı olmasından kaynaklanıyor. Ben, “muhalefetin iktidarı”na oynayan ve bu bağlamda kendini ciddiye alan Ekşi Sözlük yazarlarına, yani o Amerikan Anarşisti, Okan Kölesi, İngilizce manyağı, sözde idealist/hümanist özde bencilin önde gideni, sözde sosyalist özde jakoben, sözde popüler kültür karşıtı özde popüler kültüre eklemlenme çabasında olan o tiplere karşıyım… Ekşi Sözlük’ün yüksek karmalı, düşük nesilli, her zaman için kayırılan ve kollanan, Hrant Dink’i, Darwin’i, Okan’ı ağzından düşürmeyen, “bakın karmam 600” diye gururla ortamlara akan elit tabakasına şiddetle karşıyım… Ve evet, bu bağlamda gayet ciddi bir duruş sergiliyorum… Ekşi Sözlük’ün elit tabakasıyla, muhalefetin iktidarını oluşturan tabakasıyla, bu muhalif iktidarın sürdürmek istediği sol frame düzeniyle, sol frame hijyeniyle, sol frame entelektüalizmiyle, sol frame perfeksiyonizmiyle olan kavgam gayet ciddi bir kavgadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’ün başarı/başarısızlık düzeyi konusunda ne düşünüyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük, hiçbir zaman için ona körü körüne bağlanan bazı fanatiklerin düşündüğü kadar etkili ve popüler bir web sitesi olmadı. Ama kötümser yaklaşan bazı kesimlerin düşündüğü kadar “popülerliğini yitiren” bir web sitesi de olmadı. Ekşi Sözlük, en nihayetinde, Türk internetinin bir parçasıdır ve Türkiye’de internetin sahip olduğu genel güçle orantılı bir güce sahip olabilir.&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük, hala bir şekilde popüler, hala bir şekilde yükselen trend, hala gördüğü ilgi artmakta olan bir oluşum. Ama “sokaktaki adam”ın ya da “kampüsteki en güzel kız”ın ilgisini çekiyor mu? diye soracak olursanız, çok da çekmediği ortada. Ne olursa olsun Ekşi Sözlük yavaş yavaş büyüse de büyümesini sürdüren bir marka.&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’ü düzenli olarak takip eden insan sayısının iddia edildiği kadar büyük olduğunu da düşünmüyorum mesela. Ekşi Sözlük’ün şu an 26.300 kayıtlı üyesi var. Bunların bazılarının çift hesaplardan, bazılarının da Ekşi Sözlük’ü artık pek takip etmeyen eski üyelerden oluştuğunu düşünürsek, 20.000 civarında net aktif üye olduğundan söz edebiliriz. Bir o kadar da dışarıdan takip eden düzenli takipçi olduğunu tahmin ediyorum. Yani Ekşi Sözlük’ün yaklaşık 40.000 kişilik bir düzenli takipçi kitlesi olduğu kanısındayım. Tabii bu rakama google’da bir arama yaparken yolu Ekşi Sözlük’e düşenler, belirli bir konuda bilgi almak için arada sırada Ekşi Sözlük’e girenler vb. dahil değil. Bu rakam, belirli bir bilgi edinmek için değil Ekşi Sözlük okumak için Ekşi Sözlük okuyan insan kitlesini tanımlıyor. 40.000 hiç kötü bir rakam değil bu arada, çünkü Türkiye’deki yüzbinler, hatta milyonlar tarafından okunduğu iddia edilen birçok web sitesinin gerçek okur kitlesi 200-300 kişiyi geçmez.&lt;br /&gt;Benim kişisel zevkime göre İncisözlük şu an Ekşi Sözlük’ten daha yüksek yaratıcı zekaya sahip bir yer olabilir, İtüsözlük daha yüksek bir mizah kalitesine sahip olabilir, İhlsözlük daha yüksek kalitede tartışmalara sahne olabilir… Gerçekten de sözlük dünyasının zeka enerjisinin en yüksek düzeyde olduğu ortamlar artık klonlar…&lt;br /&gt;Ama bütün bunlara rağmen Ekşi Sözlük öteki sözlüklerden çok daha büyük bir marka. Hala diğer sözlüklerden farklı bir ligde… Bunun ekonomik bir karşılığı da var. Bununla birlikte, Sütaş Ayran’ın, Oruçoğlu Sucukları’nın ya da Seda Sayan’ın “piyasa değeri”nin Ekşi Sözlük’ten daha büyük olması da mümkün. Ekşi Sözlük internet dünyası içinde büyük bir marka ama Türkiye’nin genel ekonomik ve sosyolojik yapısı için aslında abartıldığı kadar da büyük olmayan bir marka.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4744776527341976220?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4744776527341976220'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4744776527341976220'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2010/01/dunyadenklemicoma-verdigim-bir-roportaj.html' title='Dunyadenklemi.com&apos;a verdiğim bir röportaj...'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6535884206149819509</id><published>2010-01-15T16:07:00.002+02:00</published><updated>2010-01-15T16:14:37.556+02:00</updated><title type='text'>SSG'ye Cezaevinden Mektup</title><content type='html'>Türkiye gibi binlerce çelişkinin parçaladığı bir cadı kazanının internet gibi vahşi bir alanında, belki de üstlenmeyi hiç amaçlamadığın bir sorumluluğu üstlenmek zorunda kaldın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerle Kürtlerin, İslamcılarla Kemalistlerin, Yenilikçilerle Gelenekçilerin, Devletçilerle Liberallerin, Sağcılarla Solcuların, Kadınlarla Erkeklerin, ciddiyetseverlerle geyikseverlerin, elitlerle avamların sürekli çatıştığı bu coğrafyanın çatışmalarını en net şekilde yansıtan alan olan internet alanında hayat sana bir yük yükledi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “kamplaşmalar açıkbüfesi”nin varlığına rağmen, esas olarak iki ana kampın kamplaşması domine ediyor Ekşi Sözlük’ü: “Düzen yanlıları” ve “kaos yanlıları”nın kamplaşması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen hem yönetici olmanın doğasından gelen reflekslerin, hem arkadaş çevrendekilerin daha çok “düzen yanlıları”ndan (ya da bir şekilde onlara yakın duranlardan) oluşmasının hem de birçok başka faktörün etkisiyle, en başından beri, “düzen yanlıları”na yakın duruyorsun… Örneğin bildiğim kadarıyla doğrudan destek verdiğin tek troll, bütün trollerin en “derli toplu” görüneni olan peder zickler oldu… Yani sen trolleri desteklerken bile düzenden yana oldun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tutumuna felsefi, prensipsel bir itirazım yok. Seni “kankalarını kollamak”la da suçlayacak değilim… Ayrıca Ekşi Sözlük kaos ortamı olmak zorunda değil, hatta tam tersine düzen daha iyi belki de... Sana itirazlarım etik ya da felsefi değil. Sana sadece bazı pragmatik itirazlarım olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “düzen yanlısı” kişilerin (ki bunların büyük bir kısmı Okan hayranı ve nisbeten daha küçük bir kısmı da Darwin hayranı kişilerdir… Gerçi Darwin kelimesini ortaya atarak konuyu aslında istemediğim bir politik boyuta çektiğimin de farkındayım… Bu yazının ana meselesi politika değil internet kültürü ve sözlüğün iç dengeleridir… O nedenle yazının geri kalanını Darwin kavramını merkez almayarak okumanızı rica ediyorum) tuhaf bir kolektif ikiyüzlülükleri ve tatminsizlikleri vardır. Yıllarım bu kişilerle didişerek geçtiğim için bu kişileri iyi tanırım ben…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kişilerin, formatı, TCK’yı, genel etik değerleri “kaos yanlıları” kadar ihlal etmedikleri bir gerçektir. Ama Ekşi Sözlük’e olan bağlılık iddiaları da, “kaos yanlısı” kesime yaptıkları protestolar da, rahatsızlıklarının nedenini açıklama biçimleri de, hep samimiyetsizdir. Samimiyetsizlik, bu kişilerin özüne işlemiştir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence Ekşi Sözlük’teki “düzen yanlısı” kesim, Ekşi Sözlük’ten en geniş anlamıyla bir hayal kırıklığı yaşıyor. Bu da, beklentilerin aşırı yüksek olmasından kaynaklanıyor olabilir. Ekşi Sözlük, yıllardır hem internet dünyasında kendi kendine efsanesini genişleten, hem de medya tarafından da popülerleştirilen ve kutsallaştırılan bir ürün konumunda… Kapısında onbinler bekliyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bu kişiler kafalarında büyük anlamlar yükledikleri bu yere üye oluyorlar ve “aa bu muymuş” dedirten bir tabloyla karşılaşıyorlar. Bunu deme nedenleri, sitenin aşırı kötü durumda olması değil, beklentilerinin aşırı yüksek olması… Yaşadıkları hayal kırıklığının faturasını kesecek yer arıyorlar ve faturayı kesecek en kolay hedef olarak “kaos yanlısı kesim”i yani trolleri görüyorlar. Eğer troller olmasaydı, emin ol ki, bu adamlar faturayı kesmek için başka bir günah keçisi bulurlardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca örneğin bu kişilerin istedikleri verilip “kaos yanlısı” kişilerin kellesi alındığında bu kişiler Ekşi Sözlük’e daha bağlı hale gelmiyorlar… Tam tersine bağları zayıflayabiliyor… Yani “kaos yanlılarını şutlarsam en azından öteki kesimi sitede tutarım” mantığı kesinlikle işlemiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun da birçok nedeni olabilir… Aklıma gelen nedenlerden biri şu : Bu kişileri Ekşi Sözlük’e bağlayan temel faktörlerden biri, “karşıt grup”taki kişilere olan öfkeleri… Karşıt gruptan kişilerin kellesi alındığında ve karşıt grubun sesi daha az çıkar hale geldiğinde, bu kişilerin öfke nesneleri ortadan kalkmış oluyor ve o nedenle de Ekşi Sözlük’e olan ilgileri azalıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani örneğin “düzenli yanlısı özne”nin asıl odaklandığı nokta, Ekşi Sözlük’teki Atatürk’le dalga geçen tipleri Ekşi Sözlük’ten kovdurmayı başarmak değil, onları kovdurma mücadelesi sırasında yaşadığı heyecan oluyor… “Atatürk’le dalga geçen tip”i kovdurmayı başardığında, amacına ulaşmış olduğu ve heyecan nesnesini yitirdiği için, Ekşi Sözlük’e bağlılığı azalıyor… Kelle isteyen adamları kelle istedikleri ortama bağlamanın yolu, istedikleri kelleleri vermek değil istedikleri kellelerin verileceği umudunu hep canlı tutmak ama kellelerin verilmesini de olabildiğince ertelemek ve pek de fazla kelle vermemektir… (Tabii Atatürk’le yasal sınırları zorlayan şekilde dalga geçen adamlara karşı nasıl bir yaptırım uygulanacağı konusu bundan bağımsız bir konu. Ben burada işin hukuki boyutunu değil stratejik boyutunu değerlendiriyorum…)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XXXX&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’e yıllardır tutkulu bir şekilde bağlı/bağımlı olan kişileri incelediğimizde, bunların büyük kısmının “kaos yanlısı” kişilerden oluştuğunu, “düzen yanlısı” olan ve “Ekşi Sözlük’ü çok ciddiye alan” kesimin mensuplarının çoğununsa ya eninde sonunda hesaplarını kapayıp gittiklerini, ya da ayda yılda bir uğrar hale geldiklerini kolaylıkla görebiliriz… Örneğin gözünün yaşına bakılmadan uçurulmuş, çaylak yapılmış, küstürülmüş ve ancak yıllar sonra yeniden şans tanınmış olan bruker, stevemcqueen gibi isimler hala buradalar, zevkle entry girmeyi sürdürüyorlar, ama yönetimin kolladığı ve şımarttığı “düzen yanlısı” isimlerin büyük kısmı (isim vermek istemiyorum) çekip gitmiş durumda… Gerçi yönetimin gözdesi olan kişiler içinde de Ekşi Sözlük’te aktif olmaya devam edenler var, ama sayıları çok az.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen “kaos yanlısı” kesimden kelle aldıkça, düzen yanlısı kesim de sözlükten soğuyacak. Bu düzen yanlısı kişiler sözlüğe göründüğü kadar bağlı değiller. Ayrıca sözlükten soğumanın da dışında, sürekli daha fazla taleple çıkacaklar karşına… “Kaos yanlısı” kesimden tek bir kişinin bile sözlükte kalmamasını sağlayana kadar protestolar düzenleyecekler… İstediklerinin hepsini almaları halinde de, (sözlüğün tek kutuplu ve sıkıcı bir yer haline geldiğini düşünerek ya da başka nedenlerle) çaktırmadan ufak ufak uzaklaşacaklar ortamdan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, ben “kaos yanlısı” kesimi de savunuyor değilim… “Kaos yanlısı” kesimin formata da, yazım kurallarına da, TCK’ya da, genel etik normlarına da bağlılığı daha azdır… Bir yönetici açısından yarattığı yük ve risk de elbette ki çok daha yüksek düzeydedir. Ama “kaos yanlısı” kesimdeki kişiler, sosyal hayattan daha kopuk, toplumla daha kavgalı olan kişilerdir genelde. O nedenle de Ekşi Sözlük’e çok daha gönülden bağlılardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Düzen yanlısı” olanların bağlılığı ise genelde poz bir bağlılıktan ibarettir… Ekşi Sözlük’ün ne kadar önemli ve ciddi bir yer olduğunu, kalitesiz yazarlardan bir an önce arındırılması gerektiğini, etiğin önemini, sistemkarşıtı(!) duruşlarını vb. anlatır dururlar, ama o kalitesiz olarak gördükleri yazarlar şutlandıktan bir süre sonra bir bakarsın kendileri de hesaplarını kapayıp giderler… Yani, “zararsız ama kaypak ve tatmin edilmesi imkansız” kişiler olarak tanımlanabilirler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bunu söyleyerek bu insanlara kişisel bir eleştiri yapma amacı gütmekte değilim, sadece sanal dünyadaki kolektif psikoloji bağlamındaki davranışlarını analiz etmeye çalışıyorum… Belki reel yaşamlarında gayet düzgün insanlardır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XXXX&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kalabalık bir kitleyi içinde barındıran, medyanın bu kadar yoğun bir ilgisi olan ve politika, din vb. konuların paldır küldür tartışılabildiği bir ortamı yönetmek, Türkiye gibi bir ülkede çok zor.&lt;br /&gt;Asıl sorun, senin yönetiminin iyi/kötü olmasından ziyade, yönettiğin kitlenin aşırı kalabalık ve heterojen olması. Kitlenin kalabalıklaşmasının yol açtığı sorun, çoğu insanın düşündüğünün aksine, kalite düşüşü değil kontrolün imkansızlaşması. Kitlenin kalabalıklaşması kaliteyi düşürmek zorunda değildir, ama kontrolün zorlaşması kaçınılmazdır… Bu kadar büyük bir kalabalık ve heterojenlik ortamında herkes ayrı telden çaldığı için yönetim hiçbir zaman hiçbir gruba yaranamaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ki ayrı telden çalmaktan kastım sadece politik görüş farklılılığı da değil. Yazım tarzı farklılılığından tut yaş grubu farklılılığına yaş grubu farklılığından tut eğitim seviyesi farklılığına eğitim seviyesi farklılığından tut mizah anlayışı farklılığına kadar birçok farklılık var bu grubun içinde… Daha küçük bir kitlede de bu farklılıklar olabilirdi, ama kitlenin makul büyüklükte olması nedeniyle bu farklılılar kendi içlerinde yavaş yavaş bir denge yaratacakları için bu kadar problemli bir ortam oluşmazdı… Burada kesinlikle elitizm yapma amacım da yok. Ekşi Sözlük’te “daha kaliteli” ve “daha kalitesiz” insanlar yok, sadece birbiriyle çeşitli yönlerden büyük farklılıları olan ve bir arada yaşaması çok zor olan çeşitli gruplar var. Ve dediğim gibi, bu gruplardan bir tanesini “budaman” durumunda öteki grupların sözlüğe bağlı olmaya devam edeceklerinin garantisi yok, hatta bana kalırsa etmeyeceklerinin garantisi var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XXXX&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hariçten gazel okumak elbette kolaydır, ama benim de sana şöyle bir çözüm önerim olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük’e alternatif iki sözlük daha kur… Bir tanesi, “düzen yanlısı” ve ciddi, entelektüel iddia taşıyan yazıları seven yazarlar için olsun. Buna mesela &lt;a href="http://www.otisabisozluk.com/"&gt;http://www.otisabisozluk.com/&lt;/a&gt; adı verilebilir…Bir tanesi de, kaos yanlısı yazarlar için olsun. Buna da mesela &lt;a href="http://www.brukersozluk.com/"&gt;http://www.brukersozluk.com/&lt;/a&gt; adı verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, “Zaten halihazırda klonlar varken bunlara ne gerek var?” diye düşünebilirsin, ama bence gerek var… Badi feed gibi buram buram Amerikan özentiliği kokan fikirlerden çok daha işlevsel bir fikir bence bu.&lt;br /&gt;Otisabisözlük’te yüksek kalite standartları gözetilsin, brukersözlük ise TCK dışında kural ve kalite standardı gözetilmeyen bir ortam olsun… (“İncisözlük, Uludağsözlük gibi ortamlar varken brukersozluk’e ne gerek var” diye düşünülebilir, ama Ekşi Sözlük markasını ve senin ismini taşıyan bir sözlüğün İncisözlük-Uludağsözlük kulvarına oynaması, çok daha yaratıcı sonuçlar doğurabilir) Ekşi Sözlük’teki tatminsiz ya da rahatsız edici bulunan yazarların bir bölümünün bu alternatif sözlüklere yönlendirilmesi de sağlanabilirse, Ekşi Sözlük’ün sol frame’indeki “gerilim” de, yaşanan çatışmalar da, “sözlüğe yazar olmak” için kuyrukta bekleyenlerin çektikleri sıkıntılar da, karşılaşacağın davalar da daha makul bir düzeye iner…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekşi Sözlük kriterlerine uygun görmediklerini, fazla geyik bulduklarını Brukersözlük’e alırsın, Ekşi Sözlük’e bile fazla gelecek bir entelektüel iddiaya sahip olduğunu düşündüklerini Otisabisözlük’e alırsın olur biter…&lt;br /&gt;Üç farklı sözlükten sağlanacak reklam geliri, tek bir sözlüğünkine oranla daha yüksek olur hem… Tabii birçok farklı sözlük projesi de geliştirilebilir… Ayrıca teknik ve tasarım gibi yönlerden de bir takım yenilikler getirilmeli Ekşi Sözlük’e… Daha heyecan verici bir alan yaratılmalı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, insanlar Ekşi Sözlük’ten hayal kırıklığı yaşıyorlar ve bu hayal kırıklığının faturasını trollere kesiyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klon konusuna dönersek… Şu anki sözlük klonlarının hiçbiri Ekşi Sözlük’e gerçek anlamda alternatif oluşturamıyor ve oluşturamaz da…. Çünkü sahiplerinde ve yönetim kadrolarında Ekşi Sözlük’teki deneyim, vizyon ve prestij yok. (Gerçi sözlük klonlarında, Ekşi Sözlük’teki kadar Amerikan özentiliği, coder elitizmi ve “amorf-muhalif duruş” da olmadı hiçbir zaman…) Örneğin İtüsözlük, Ekşi Sözlük’ün yeni eklediği her detayı anında kopyalıyor ve ismini bile değiştirme gereği görmüyor. Ama kendi kendilerine ürettikleri en ufak bir yaratıcı fikir yok. Bu vizyonsuzluktan bir şey çıkmaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi onları da küçümsemek istemiyorum, birçoğunda ben de yazdım, birçoğunu analiz ettim. İlginç deneyimlerdi, ama hiçbirinde çok büyük bir ışık göremedim… Eğer sen kendi ismini ve birikimini ortaya koyarak ortaya alternatif kuralları olan yeni sözlükler çıkartırsan, çok daha olumlu sonuçlar doğabilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar, sevgiler, saygılar, (sosyolojik okumasını doğru yapamadığını düşünmeye devam ettiğim) Ekşi Sözlük’ü bu ülkeye kazandırdığın için sonsuz teşekkürler…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6535884206149819509?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6535884206149819509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6535884206149819509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2010/01/ssgye-cezaevinden-mektup.html' title='SSG&apos;ye Cezaevinden Mektup'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3323040533516053563</id><published>2009-12-05T11:01:00.001+02:00</published><updated>2009-12-05T11:03:04.370+02:00</updated><title type='text'>Solun Kürt Ermeni ve Alevi Konularındaki Paradoksu</title><content type='html'>türkiye solu, kürt, ermeni ve alevilere karşı duyarsız bir duruş sergileyen, hatta onları ötekileştirmeyi tercih eden bir eğilimle, varlığını tamamen kürtlük, ermenilik ve alevilik üzerine kuran ve sünni-türk kesimin sorunlarını kaale bile almayan bir başka eğilimin paradoksal ilişkisi üzerine kuruludur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yeni bir durum değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye solunun kürtlük, ermenilik ve aleviliğe yaklaşımının temelinde hep bu paradoks var olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu paradoks, türkiye solunun sadece kürtlere ermenilere ve alevilere yaklaşımının portresini değil türkiye solunun genel portresini de belirlemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'de sola yönelik olarak yapılan eleştirilerin kendi içlerinde çok şiddetli şekilde çelişmelerinin temel nedeni de belki budur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkes, kendi durduğu noktaya göre, türkiye solunun sadece belirli bir yüzünü görmektedir ve gördüğü yüzü eleştirmektedir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye solu'nu deniz baykal üzerinden somutlaştırırsanız, türkiye solu'nun sünni-türk kimliği dışındaki kimlikleri tanımadığını ve kürt-ermeni-alevi düşmanlığı yaptığını, ya da en azından kürt-ermeni-alevi konularına karşı gerekli duyarlılığı göstermekten tamamen uzak olduğu izlenimini edinebilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, türkiye solu'nu ufuk uras, baskın oran, ahmet insel, ömer laçiner, yıldırım türker, murat belge vb. üzerinden somutlaştırırsanız, türkiye solu'nun kürt-ermeni-alevi konuları dışında hiçbir konuyla ilgilenmediği ve sünni-türk kesimin sorunlarını kaale bile almadığı, hatta sünni-türk kesime karşı bir "ters ırkçılık" yapıldığı izlenimini edinebilirsiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem kürt-ermeni-alevi konularında gereken hassasiyeti gösterebilmiş hem de bunu sünni-türk kesimi ikincilleştirmeden yapmayı başarabilmiş bir sol deneyim/sol aktör olmadığı gibi, bunu başarabilmiş bir sağ gelenek de yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna kısmen yaklaşabilmiş olan belki de tek çizgi turgut özal-tayyip erdoğan çizgisidir, ama bu çizgi de yeterli olmaktan elbette ki uzaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3323040533516053563?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3323040533516053563'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3323040533516053563'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/solun-kurt-ermeni-ve-alevi-konularndaki.html' title='Solun Kürt Ermeni ve Alevi Konularındaki Paradoksu'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3441943369912420791</id><published>2009-12-04T13:04:00.001+02:00</published><updated>2009-12-04T13:05:28.815+02:00</updated><title type='text'>Ünlülerin Sözlüklerden Çok Twitter'la İlgilenmesi</title><content type='html'>alışmış olduğumuz "hakkımda ekşi sözlük'te şunları demişler. inanmıyorum" diyen ve sinir krizine giren ünlü profili, artık az rastlanan bir profil haline gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ünlülerin ilgi odağında artık ekşi sözlük (ve diğer sözlükler değil) twitter var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu, ekşi sözlük açısından son derece kritik bir dönüşüm noktası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçenlerde author'la ilgili bir yazımda belirttiğim gibi, ekşi sözlük'ün trafiği ve enerjisi açısından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek tek yazarların taşıdığı önem minimal düzeydedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otisabi gitmiş author gelmiş, peder gitmiş zenci gelmiş, steve gitmiş jokond gelmiş, bunlar bişey ifade etmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekşi sözlük yönetiminin birilerini çaylak ederken (hatta uçururken) bu kadar rahat olmasının nedeni de budur... (gerçi artık eskisi kadar rahat davranmayabiliyorlar, o da ayrı bir konu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama ünlüler dünyasının ekşi sözlük'e verdiği önemdeki değişim, ekşi sözlük açısından çok stratejik bir değişimdir.ekşi sözlük yönetimi beni seni onu bunu şunu takmaz ama bir ünlünün ya da bir medya kuruluşunun ekşi sözlük'e önem verip vermemesini takar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"twitter ekşi sözlüğü bitirir" falan gibi geyiklere girmeyeceğim, ekşi sözlüğün elbette kendine özgü bir misyonu var, ayrıca ekşi sözlüğün trafiğinde twitter'ın yaygınlaşmasından bu yana bir düşüş de yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bütün bunlara rağmen, ekşi sözlük'ün ünlüler dünyasının odağında olmaktan çıkması ve yerini twitter'a bırakması, ekşi sözlük açısından çok kritik bir eşiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekşi sözlük yönetiminin (her ne kadar itiraf etmeye kesinlikle yanaşmasa da) ekşi sözlük'le ilgili gurur duyduğu temel unsurlardan biri de, medyanın ve ünlülerin ilgisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birçok farklı nedenden ötürü zayıflamaya başlamış olan bu ilginin daha da zayıflaması halinde ne yapacaklar acaba...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3441943369912420791?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3441943369912420791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3441943369912420791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/unlulerin-twitterdan-cok-eksi-sozlukle.html' title='Ünlülerin Sözlüklerden Çok Twitter&apos;la İlgilenmesi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1111791649768544830</id><published>2009-12-04T13:02:00.001+02:00</published><updated>2009-12-04T13:03:28.168+02:00</updated><title type='text'>Aktif Olmanın Beraberinde Getirdiği Sıradanlık</title><content type='html'>çok konuşursanız mutlaka sıradan şeyler de söylersiniz... ("çok konuşan çok saçmalar" diye bir laf da var yani... gerçi sıradan olmakla saçma olmak da tam olarak aynı şey değil tabii...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok şey yaparsanız mutlaka sıradan şeyler de yaparsınız... çok espri yaparsanız mutlaka kötü espri de yaparsınız... çok insan tanırsanız mutlaka boş insanlar da tanırsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatta sıradanlık kavramı yerine kalitesizlik ve banallik gibi kavramlar da kullanılabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kimse, sürekli olarak orjinal olamaz... kimse, sürekli olarak kaliteli olamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, susup yerinde oturan insan, kendini herhangi bir şekilde dışa vurmadığı için, dışarıya herhangi bir "sıradanlık" da yaymamış olur... yani dolaylı olarak daha sıradışı bir konuma gelmiş olduğu bile düşünülebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;batı/kuzey toplumlarında bu konuda daha yüksek bir farkındalığın gelişmiş olması, batı/kuzey toplumlarında daha sakin, daha içedönük insanlara rastlanmasının temel nedenlerinden birini oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk toplumu gibi özgüven patlaması yaşayan bir toplumdaysa, herkes yaptığı her şeyin dünyanın en süper şeyi, söylediği her lafın dünyanın en süper lafı, sevdiği her insanın dünyanın en süper insanı olduğu sanrısıyla, sürekli bir şeyler söylemeye, bir şeyler yapmaya, birileriyle tanışmaya yönelebilmektedir... tabii bunun olumlu bir yönü de yok değildir. &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=t%c3%bcrk+toplumundaki+sosyallik+eksikli%c4%9fi"&gt;türk toplumundaki sosyallik eksikliği&lt;/a&gt;, bu sayede biraz zayıflayabilmektedir...(bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=istanbul"&gt;istanbul'da sosyal hayatın iyi olmaması&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu olayın bir boyutu da, "öne çıkmanın beraberinde getirdiği sıradanlık"tır...her zaman için, geri planda olan daha gizemlidir, daha egzantriktir, daha tuhaftır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öne çıkarsanız özcan deniz/teoman ya da iclal aydın/şebnem ferah aralığında birşeyler olursunuz işte...(bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=%c5%9f%c3%b6hretli+insanlardaki+eksantrik+fikir+eksikli%c4%9fi"&gt;şöhretli insanlardaki eksantrik fikir eksikliği&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1111791649768544830?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1111791649768544830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1111791649768544830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/aktif-olmann-beraberinde-getirdigi.html' title='Aktif Olmanın Beraberinde Getirdiği Sıradanlık'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6075526185837383586</id><published>2009-12-04T13:00:00.001+02:00</published><updated>2009-12-04T13:01:32.634+02:00</updated><title type='text'>Güzel Kız Yoğunluğu Olan Ortamlardaki Artış</title><content type='html'>bugün kadıköy belediyesi'nde bir takım vergi işlemlerini halletmeye çalışırken yüzüme tüm netliğiyle çarpmış olan gerçektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskiden "devlet memuru dişi" dendiğinde insanın aklına gudubet ve şişman menopoz teyze'ler falan gelirdi... şimdiyse belediyelerimizin 20-25 yaş arası gayet hoş ve güzel hanımefendilerle dolu olabildiklerini görüyoruz. sanki devlet dairesi değil de özel sektörün en iddialı markasının en havalı ve gösterişli ofisi gibi bir kız standardı var...benzer bir değişim internet dünyasında da yaşanıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ekşi sözlük okuru bazı kızlarla tanışıyorum... ekşi sözlük okuyan kızlar içinde güzel olanların oranında çok büyük bir artış olduğunu gözlemliyorum. bundan 4-5 yıl öncesine kadar "internete yoğun ilgisi olan kız çirkindir/şişmandır/bakımsızdır" formülü geçerliydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi baktığımızda, akmerkez'in en pahalı kuaföründen çıkılıp ekşi sözlüğe girildiği izlenimini ediniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık güzellik, belirli bir sınıfın ve zümrenin tekelinde olan bir olgu değil. artık güzellik sadece çok pahalı ve internete çok uzak mekanlarda rastlanabilen bir olgu değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık devletin internetin ve tüm ülkenin her köşesine güzellik yayılmış durumda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye değişiyor, gelişiyor, ilerliyor...bu değişim rüzgarını yakalamayanlar silinecekler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6075526185837383586?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6075526185837383586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6075526185837383586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/guzel-kz-yogunlugu-olan-ortamlardaki.html' title='Güzel Kız Yoğunluğu Olan Ortamlardaki Artış'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8908859602124578681</id><published>2009-12-04T12:58:00.000+02:00</published><updated>2009-12-04T12:59:40.571+02:00</updated><title type='text'>Sürekli Seks Konuşan İnsanlara Kızıp İslamcı Olmak</title><content type='html'>türk toplumunun günümüzdeki koşulları açısından gayet gerçekçi görünen bir çözüm yoludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her taraf, sürekli seks ve karşı cins palavraları sıkan ve seks konusundaki yeterliliğini kanıtlama saplantısına girmiş insanlarla dolmuş durumda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok şu kadar karı düşürdüm yok şu kadar herif düşürdüm/şu kadar herifi peşimden koşturdum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi de bunu bilanço beyanı şeklinde değil dedikodu şeklinde yapanlar var...&lt;br /&gt;giriyorsunuz ortama, bütün konular seks etrafında dönüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yok bilmemkim bakire görünüyormuş ama motormuş, motor görünüyormuş ama bakireymiş... bilmemkim çok sikici adammış, bilmemkim değilmiş... herşey bunların etrafında dönüyor... sözlük zirvesine gitsen de bu, herhangi bir kafe-bar'a gitsen de bu... hadi seks üzerine analitik bir yaklaşım olur, seks üzerinden sosyolojik değerlendirme yapılır falan, o da bi nebze çekilir belki... ama o da yok... kuru kuruya seks ve kadın-erkek konuları... hiçbir renklilik yok, varyasyon yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalistler, islamcıların gizliden gizliye her tür ahlaksızlığı yaptıklarını söylüyorlar. ne güzel işte, gizliden gizliye... yani yapıyor ama konuşmuyor, kafa sikmiyor... bence dünyadaki en büyük ahlaksızlık, ahlaksızlığın kendisi değil ahlaksızlıklar hakkında konuşulması... bana yapılan en büyük ahlaksızlık bu en azından... isteyen istediğiyle istediğini yapsın ama çok reca ediyorum benim kafamı sikmesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;islamcı tabir edilen insana bakıyoruz... 2 tane seks deneyimi olup 200 tane olduğunu iddia eden "seküler" şahsiyetlerin zıttına belki 50 tane deneyimi oluyor(gerçi pek o kadar da olmuyordur ya o da ayrı konu) ama hiç olmamış gibi göstermeye çalışıyor...&lt;br /&gt;oh ne güzel işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ben sikici adamım", "ben ilgi odağı olan kadınım" gibi kanıtlama saplantıları olmayan, hayatlarını en alfa erkek-dişi olmak üzerine kurmamış insanlar islamcılar... huzur islamda diye boşuna denmemiş...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8908859602124578681?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8908859602124578681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8908859602124578681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/surekli-seks-konusan-insanlara-kzp.html' title='Sürekli Seks Konuşan İnsanlara Kızıp İslamcı Olmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2190010066719212078</id><published>2009-12-04T12:57:00.002+02:00</published><updated>2009-12-04T12:58:08.280+02:00</updated><title type='text'>Atatürk'ün Batıdan Çok Doğuda Tanınması</title><content type='html'>türk modernleşmesinin/türk batılılaşmasının temel paradoksunu ortaya koyan durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'nin modernleşme/batılılaşma serüveni, hep batıdan çok doğunun ilgisini çekmiştir.türkiye'nin "yüzü batıya dönük, kendini geliştirmiş, ama aynı zamanda müslüman olan bir ülke" olarak abd'nin ve ab'nin ilgisini çektiği 2000'li yıllarda bile bu durum böyle olmaya devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece atatürk değil tayyip erdoğan, fethullah gülen, turgut özal vb. türk siyaset ve kamuoyu liderleri de, hep batıdan çok doğuda ses getirmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk modernleşmesi, büyük oranda şekilci ve özentice bir batılılaşma çabası üzerine kuruludur. o nedenle de, türk modernleşmesi, batı dünyasına hiçbir zaman çok orjinal gelmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'nin kaderi, batıya doğru yürümek ama batıya doğru yürürken batının değil doğunun ilgi odağı olmak şeklinde bir ironi üzerine kuruludur... ilginç şekilde, bu durum, sadece makro düzlemde değil, türklerin bireysel yaşantılarında da gözlemlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin dış görünüşü, giyimi vb. tam anlamıyla bir batılı gibi olan bir beyaz türk kızını/erkeğini alıp erzurum'a koyarsanız ilgi çeker, aşık olanlar olabilir, tanışmak isteyenler olabilir... ama aynı kişiyi alıp bir batı ülkesine koyduğunuzda kimsenin umrunda olmama olasılığı yüksektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyaz türk, "batılılığıyla doğunun ilgisini çeken ama batının ilgisini çekmeyen" bir insan türüdür.&lt;br /&gt;türk popüler kültürünün ortadoğu ve orta asya'da ilgi görüp, batıda ilgi görmemesi de, bu durumun başka bir uzantısıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2190010066719212078?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2190010066719212078'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2190010066719212078'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/ataturkun-batdan-cok-doguda-tannmas.html' title='Atatürk&apos;ün Batıdan Çok Doğuda Tanınması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5588901698120891995</id><published>2009-12-04T12:55:00.000+02:00</published><updated>2009-12-04T12:56:33.873+02:00</updated><title type='text'>Belirli Bir Sınıfın Adamı Olmamak</title><content type='html'>bu hayattaki yanlış anlaşılmalarımın en büyük sebeplerinden birini oluşturan durum...yerine göre üst sınıftan, yerine göre orta sınıftan, yerine göre alt sınıftan(varoştan) bir şeyler alarak sentezlemekten hoşlanan bir insan oldum hep...bunu bilinçli olarak yaptığım dönemler de oldu, içgüdüsel olarak yaptığım dönemler de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendi tercihimle yaptığım dönemler de oldu, olayların otomatikman öyle geliştiği dönemler de...ama işte kendime özgü sentez girişimlerimde hep yanlış anlaşıldım.üst sınıfla alt sınıf arasında yaptığım sentezler, üst sınıfa sıçrama çabası gibi anlaşılabildikleri gibi, alt sınıfa göz kırpma çabası gibi de anlaşılabildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlarda olaylara sınıfsal olarak bakma dürtüsünun ve sınıfsal kategorileri bu kadar donuk şekilde algılama eğiliminin böylesine güçlü olduğunu bilmiyordum...siz kendi kafanıza göre birşeyler kurguluyorsunuz, tasarlıyorsunuz, yeni birşeyler deniyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama toplum sizi hemen belirli bir sınıfsal rafa kaldırıp o şekilde açıklamak istiyor... önceden ezberlemiş olduğu kalıplara göre bir yere yerleştirmek istiyor yani.sonuç olarak şunu anladım: belirli bir sınıfın adamı olmamak, zor işmiş... ezilen sınıfın adamı olmaktan bile daha zormuş düşünsel olarak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5588901698120891995?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5588901698120891995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5588901698120891995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/belirli-bir-snfn-adam-olmamak.html' title='Belirli Bir Sınıfın Adamı Olmamak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7645526249327094020</id><published>2009-12-04T12:54:00.000+02:00</published><updated>2009-12-04T12:55:25.590+02:00</updated><title type='text'>İzmirli Kız Üzerinden Türk Modernleşmesini Okumak</title><content type='html'>izmirli kız, türk modernleşmesinin tüm günahları ve sevaplarıyla, tüm başarıları ve yenilgileriyle, tüm artıları ve eksileriyle somutlaşmış halidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izmirli kızdaki modernlik, türk modernleşmesindeki gibi şekilcidir... izmirli kız, türk modernleşmesi gibi görüntüde batılı, özde doğuludur... görüntüde elit, özde arabesktir... görüntünde "birinci", özde "ikinci"dir... görüntüde hareketli, özde durağandır...görüntüde inatçı, özde edilgendir... görüntüde dışadönük özde çekingendir... görüntüde şehirli, özde taşralıdır... görüntüde oynak, özde sıkıcıdır... görüntüde geniş vizyonlu, özde dar vizyonludur... görüntüde hüzünlü/neşeli, özde duyarsızdır... görüntüde renkli, özde siyah-beyazdır... görüntüde prenses, özde vasatlıklar şampiyonudur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bütün bunlara rağmen, izmirli kızın ve türk modernleşmesinin içinde, derinlerde bir yerlerde, tuhaf bir enerji vardır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu enerjinin harekete geçirilmesi durumunda, sadece görüntüde olan şeylerin büyük bir kısmı, öze geçebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izmirli kızın ve türk modernleşmesinin bilinçaltındaki o tuhaf enerjinin harekete geçmesi durumunda, çok yeni ve tuhaf şeyler olabilir...yılların birikimi, bir anda patlayıp, gerçek bir modernleşme atağı ortaya çıkabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaptığım bütün eleştirilere rağmen tüm kalbimle sevdiğim türk modernleşmesinin ve izmirli kızın bu atağını görmeyi umarım genç sayılabileceğim bir dönemde başarabilirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7645526249327094020?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7645526249327094020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7645526249327094020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/izmirli-kz-uzerinden-turk.html' title='İzmirli Kız Üzerinden Türk Modernleşmesini Okumak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1365779157010157769</id><published>2009-12-04T12:52:00.002+02:00</published><updated>2009-12-04T12:54:06.012+02:00</updated><title type='text'>Küresel Sermayeyle İstanbul Sermayesinin Kavgası</title><content type='html'>türkiye'nin özellikle son 10 yıldaki siyasi süreçlerinin, ergenekon tartışmalarının, türban-laiklik tartışmalarının vb. arkaplanında yatan temel meseledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istanbul sermayesiyle anadolu sermayesinin kavgası bu ülkedeki asıl kavga değildir, çünkü&lt;br /&gt;anadolu sermayesinin çapı istanbul sermayesiyle yarışabilecek büyüklükte değildir.&lt;br /&gt;asıl kavga budur... küresel sermayeyle istanbul sermayesinin kavgası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'yi global kapitalist sistemin normal işleyen bir parçası haline getirmeye çalışan küresel sermayeyle, türkiye'de var olan "kendine özgü" kapitalist sistemi sürdürmeye çalışan istanbul sermayesinin çıkarları, bir süreden beri birbirine ters düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istanbul sermayesi, global-standart kapitalist sistemin bütün çarpık yanlarıyla "ortadoğu despotizmi" olarak tanımlanabilecek ekstra bir acımasızlık ve haksızlık sistemini sentezleyen yapının devamın istiyor. küresel sermaye ise, global-standart kapitalist sistemin açmazlarına ve eşitsizliklerine ekstra bir şiddet katan bu "ortadoğu despotizmi"ni onaylamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü küresel sermaye, sürdürülebilir ve öngörülebilir bir sistem istiyor. istanbul sermayesi'nin aşırı açgözlü, despotik ,hegemonik ve kültürel farklılıklara tahammülsüz tutumu, küresel sermaye'ye sürdürülebilir gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, kapitalizmin zaten yarattığı eşitsizliklerin ve dengesizliklerin farkında olduğu için, yerel bir sermaye elitinin kendi ülkesinde ekstra bir takım eşitsizlikler ve dengesizlilker yaratmasını tolere edemiyor. türkiye'nin yerel sermaye eliti(yani istanbul sermayesi), türkiye halklarına karşı, küresel sermayenin olduğundan çok daha duyarsız ve acımasız. küresel sermaye, istanbul sermayesine karşı türkiye halklarının haklarının avukatlığını yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii küresel sermaye bunu hümanist, demokratik ve eşitlikçi olduğu için yapmıyor. ama istanbul sermayesinin akılalmaz boyutlara ulaşan "ortadoğu despotizmi", demin de belirttiğimiz gibi, küresel sermayeye sürdürülebilir görünmüyor. bu despotik sistemin sahip olduğu "iç çatışma yaratma potansiyeli"nin çok iyi farkında küresel sermaye. bu kadar despotik bir sermaye yapısı tarafından kontrol edilen bir ülkeyi yatırım açısından, ekonomik işbirliği açısından güvenilmez buluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bizi istanbul sermayesinin vahşetinin elinden kurtarma görevinin aslında kendi içinde değerlendirildiğinde kısmen etikten çok uzak bir yapı olan küresel sermayeye düşmüş olması, son derece büyük bir tarihi ironi. ama küresel sermaye, her ne kadar etiğe az önem verebilse bile, istanbul sermayesi kadar etikten uzaklaşmadığı noktalar var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, kendi sisteminin sürdürülebilirliği için belirli noktalarda asgari de olsa etik bir tutuma gereksinim duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk solunun büyük kesiminin bu kavgada istanbul sermayesinin yanında saf tutmuş olması, ironiyi daha farklı bir boyuta taşıyor. türk solu, küresel sermayenin yarattığı eşitsizliklere karşı muhalefet etme adına, ondan daha acımasız eşitsizlikler yaratmış olan ve bunları daha da şiddetlendirmek isteyen istanbul sermayesiyle işbirliğine gitme yolunu seçmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bununla birlikte şu noktayı göz önünde bulundurmakta da yarar var:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, istanbul sermayesini tamamen tasfiye etmeye çalışmıyor. bu, iki nedenden kaynaklanıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci olarak, istanbul sermayesini tasfiye etmek, bu sermayenin türkiye'nin ekonomik sisteminde kapladığı yeri düşündüğümüzde, imkansız sayılabilecek derecede zor. istanbul sermayesinin sadece kendi iktidarını pekiştirmeye odaklanmış ve bir şeyler üretmeyi ikinci planda tutan bir sermaye bloğu olmasına rağmen, finansal sistemin çok geniş bir alanını kapladığı için, istanbul sermayesinin tasfiyesi türkiye'nin finans sisteminin toptan tasfiyesine eşdeğer olur neredeyse... ikinci olaraksa, küresel sermaye, istanbul sermayesine alternatif olarak yükselmeye çalışan islami sermaye'ye de, türkiye'nin şu anki siyasi iktidarına da tam olarak güvenmiyor. bu güvensizliğin de kısmen haklı nedenlerinin olduğundan söz edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, istanbul sermayesinin toptan tasfiyesini değil küçülmesini ve tutum değiştirmesini sağlamaya çalışıyor. küresel sermaye, ortadoğu despotizminden arınmış ve sermaye olgusunun otomatikman beraberinde getirdiği eşitsizliklere ek olarak ekstra bir takım eşitsizlikler de talep etmekten vazeçmiş bir "istanbul sermayesi" yaratmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, türkiye'de, normal bir kapitalist ülkede olan düzeyde ve biçimde sınıfsal farklılıkların olmasını istiyor. etnik temele, dinsel tercihe, dini algılama biçimine, yaşam tarzına, kültürel yapıya, giyim tarzına ve dış görünüşe vb. faktörlere göre şekillenen ekstra bir takım sınıfsal farklılıkların var olmasına karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermaye, seküler-sünni beyaz türk bir elit grubun geri kalan grupları kapitalizm normallerinin ötesinde bir biçimde ezdiği bir sınıfsal sistem yerine, daha klasik ve normal bir sınıfsal sistem kurmaya çalışıyor türkiye'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermayenin türkiye'de kurmakta olduğu yeni yapıda, belki gene fakirlerin birçoğu fakir kalmaya devam edecek, ama eski sistemde olduğu şekilde ve derecede toplumun dışına itilmeyecekler. eskisi kadar sert bir kültürel-sosyolojik sınıf ayrımı olmayacak, sadece kapitalizmin doğasından gelen klasik ayrımlar olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küresel sermayenin "sert ama rasyonel kapitalizm"iyle istanbul sermayesinin irrasyonel ve vahşi büyüme arzusu arasındaki çatışmada er ya da geç küresel sermaye galip gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama mücadele süreci içinde, istanbul sermayesinin türkiye'ye verebileceği çok büyük zararların olduğu da açık. insanı kaygılandıran en temel nokta da bu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1365779157010157769?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1365779157010157769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1365779157010157769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/12/kuresel-sermayeyle-istanbul.html' title='Küresel Sermayeyle İstanbul Sermayesinin Kavgası'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1977797917803101084</id><published>2009-11-18T13:41:00.004+02:00</published><updated>2009-11-18T13:48:00.751+02:00</updated><title type='text'>Oray Eğin Hakkında Tanımlar-2</title><content type='html'>oray eğin'in dünya görüşünün şöyle bir tuhaflığı da var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kafasında medyada gözüken insanları ikiye ayırıyor.bir tarafta "a-list" var... "a-list", çok kaliteli, özel, değerli, seçkin, herkesin peşinden koştuğu, zor erişilebilir, medyada aşırı sık gözükmeyi çok tercih etmeyen insanlardan oluşuyor. bu a-list'teki müthiş insanlar, şöhret olmayı hiç istememiş, ama müthiş özellikleri yüzünden kendiliğinden şöhret olmuş kişiler olarak tanımlanıyorlar... bütün medya bunların sürekli peşinde, ama bunlar yüz vermiyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tarafta da "b-list" var... b-list de kalitesiz, vasat, sıradan, şöhreti hak etmeyen, ama her tv kanalında ve her gazete sayfasında boy göstermek için fırsat kollayan insanlardan oluşuyor. oray eğin, türk medyasındaki ve popüler kültür dünyasındaki insanların hangisinin a-list'e, hangisinin b-list'e dahil olduğunu belirleme konusunda kendisini kesin bir otorite olarak görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve tabii, oray eğin'in kendisini a-list'in en değişmez ve vazgeçilemez üyelerinden biri olarak gördüğünü belirtmemize bile gerek yok.ben türk medyasındaki ve popüler kültür dünyasındaki insanların bu kadar kesin bir şekilde a-list ve b-list olarak ikiye ayrılabilecekleri kanaatinde değilim. elbette ki daha zor erişilebilir, daha popüler, medya yöneticileri tarafından daha çok tercih edilen kişiler olabilir... medya yöneticileri tarafından nisbeten daha vasat bulunan ve daha kolay erişilebilir olan, bir yere çıkartmak için peşinden koşmak gerekmeyen, çağrıldığında hiç itirazsız gelmesi garanti olan kişiler de olabilir... ama bu işler görecelidir. sizin çok ulaşılmaz ve özel olanlar kategorisinde gördüğünüz biri başka birinin gözünde çok sıradan ve vasat olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani "şunlar medyanın 1.ligi, bunlar 2.ligi, onlar 3.ligi" şeklinde bir ayrıştırmayı çok objektif şekilde yapmak pek de mümkün değil bu ülkede... bu ülkedeki en zor erişilebilir gibi gözüken kişi bile aslında o kadar zor erişilebilir olmayabiliyor birçok durumda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca türk medyasında dengelerin sürekli değişebilmesi gibi bir durum da söz konusu. yani kendinizi 1.ligin en sağlam yerlerinden birinde görürken çoktan 3.lige düşmüş olabiliyorsunuz.ama benim merak ettiğim asıl nokta şu: oray eğin, kendisinin a-list'e dahil olduğuna gerçekten inanıyor mu yoksa inanıyor gibi mi yapıyor? eğer gerçekten inanıyorsa çok orjinal bir vakayla karşı karşıyayız demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;medya eleştirisi yaptığını, hatta medyada devrim yaptığını iddia eden, ama türk medya aristokrasisinin en güvenilir bulduğu "avukat" ve "enstrüman" olan, bütün gücünü türk medya aristokrasisinden alan, türk medya aristokrasisi çevreleri dışında adı pek bilinmeyen kişi. yani olduğunu iddia ettiği şeyin %100 tersi olduğu kesinlikle söylenebilecek olan kişi.oray eğin medyaya karşı halkın çıkarlarının savunucusu değil halka karşı medyanın çıkarlarının savunucusudur. o nedenle de doğal olarak halk tarafından değil medya aristokrasisi tarafından ilgi görmektedir. türk medya aristokrasisinin kendi amaçları için yarattığı, okur için değil türk medya aristokrasisi için var olan bir fenomendir. oray eğin, türk medyasında yeniliğe/değişime değil medya statükosunun korunmasına hizmet eder, temel işlevi ve anlamı budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;medya eliti içindeki durgun zekalı (ve hatta bunak) bir grubu etkilemeyi başarabilmiş, bundan öteye giden bir başarısı da olmayan insan. program yapabilmesi ve günlük bir gazetede yazabilmesi de bundan kaynaklanmaktadır.medya elitinin durgun zekalı olmasının bedelini ödemek de televizyon izleyicilerine düşüyor elbette ki. (not: ben kendi adıma konuşmam gerekirse televizyon izleyicisi değilim pek...)daha net bir tanm kullanmak gerekirse: medya eliti içindeki bunakların idolü, televizyon izleyicisinin ve gazete okurunun kabusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;zengin ajdar anik.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;türk medyasında tanıdık-eş-dost ilişkilerinin taşıdığı önem, herkesçe bilinir.ama tanıdık-eş-dost ilişkileri üzerinden bir yerlere gelebilmeniz için bile, birçok durumda, belli bir kalitenizin/çapınızın olması, daha doğrusu kalitenizin/çapınızın olması da değil de, belli bir dönemi, belli bir toplumsal grubu vb. simgelemeniz, belli bir toplumsal birikimin yansıması olmanız, belirli bir toplumsal tabanınızın olması vb. gerekmektedir. (daha doğrusu oray eğin'e kadar gerekmekteydi...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin ayşe arman, bulunduğu konuma ilişkilerinin desteğiyle gelmiş olsa bile, belli bir kadın tipinin, belli bir dönemin, belli bir kuşağın sembolüdür. o nedenle de, bulunduğu konumun öyle ya da böyle, bir meşruiyeti değilse bile bir anlamı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yılmaz özdil, ulusalcılığı poplaştıran/sulandıran kişi olarak gene belli bir toplumsal eğilimin sembolüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ercan saatçi de, kendine özgü kısmen faşizan-kısmen modernist-kısmen ortalama türk genci-kısmen popülist-kısmen popüler kültürcü-kısmen 90'lar popu frekansındaki çizgisiyle belli bir toplumsal eğilimi sembolize eder. o nedenle de, ertuğrul özkök'ün (ya da başka birilerinin) torpiliyle bir yerlere gelmiş bile olsa, türk medyası içinde bir anlamı vardır. evet antipatiktir, gaflar yapar, birçok yönden kalitesizdir, ama belli bir toplumsal eğilimin ve birikimin sembolüdür. evet, bu durumu beğensek de beğenmesek de, ercan saatçi'nin bile yaslandığı bir taban var kendine göre...kim ne derse desin, türk medyasında küçük çapta da olsa bir yerlere gelmek, arkanızda torpil/destek/tanıdık vb. bile olsa, çoğu zaman zordur. türk medyasında toplumsal tabanı olmayan kişi kolay kolay tutunamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sık sık eleştirdiğimiz rasim ozan kütahyalı, akif beki vb. isimler de, gene medyada belli bir takım eğilimleri yansıtmakta, bu eğilimlerin içerdiği toplumsal birikimlere işaret etmektedirler. onları başarılı/başarısız bulabilirsiniz, kaliteli/kalitesiz bulabilirsiniz, artniyetli/artniyetsiz bulabilirsiniz... ama belli bir şeyleri temsil eden kişilerdir... en azından belirli bir siyasi konjonktürün sözcüsü olarak bir anlam ifade ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte oray eğin bu konuda istisna oluşturmaktadır. herhangi bir toplumsal eğilime, harekete, arkaplana işaret etmeden, herhangi bir birikimi simgelemeden, herhangi bir arkaplandan gelmeden, herhangi bir birikime sahip olmadan medyada yer kaplamaktadır. herhangi bir gerçek siyasi konjonktörün sözcüsü olarak anılması mümkün değildir. oray eğin'i faşizmin herhangi bir türünün sözcüsü olarak anmak, faşizme haksızlık olur. özellikle de türk toplumsal kültüründe faşizmin çok ciddi bir zihinsel birikimi vardır. oray eğin gibi hiçbir tabana/birikime yaslanmayan bir medya figürü, faşizmin bu kadar ciddi birikiminin olduğu bir ülkede faşizmle özdeşleştirilemez, ilişkilendirilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nur çintay ve ayşe özyılmazel'in bile toplumsal olarak bir şeyleri temsil ettikleri bir medya dünyasında, oray eğin, kendi kendisinden başka hiçbir şeye işaret etmeyen bir karakter olarak sırıtmaktadır.kimilerinin en dayanılmaz medya karakteri olarak algıladığı ali atıf bir'in bile, yazıları ne kadar başarısız olursa olsun, belli bir toplumsal arkaplanı ve tabanı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de oray eğin'in özelliği budur: herhangi bir toplumsal eğilimi simgelemeden, sırf kendi kendine işaret ederek, sırf kendi kendisi için, kendi kazanacağı para ve ego tatmini için medyada yer kaplamak... "sadece kendi kendine işaret eden narsist, egosu şişkin gösterge" örneği olarak göstergebilimcilere malzeme çıkartabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ismail türüt'ün, ajdar anik'in bile belli bir toplumsal tabana yaslandığı bu medya dünyasında, ne murat belge'nin 1000'de biri kadar bir entelektüel birikime, ne de herhangi bir toplumsal tabana yaslanmadan var olabilen büyük mucize, benzersiz boşluk, benzersiz olay: oray eğin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ajdar anik ve ismail türüt bile bu toplum için oray eğin'den çok fazla şey ifade etmekte ve bunu sonuna kadar hak etmektedirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1977797917803101084?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1977797917803101084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1977797917803101084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/11/oray-egin-hakknda-tanmlar-2.html' title='Oray Eğin Hakkında Tanımlar-2'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5706172055014320096</id><published>2009-11-18T13:36:00.002+02:00</published><updated>2009-11-18T13:39:58.430+02:00</updated><title type='text'>Umut Sarıkaya Hakkında Tanımlar</title><content type='html'>hiçbir dünyevi hırsı olmayan evliya gibi resmedilen adamdır.kendi adını bir takım yerlerde gördüğünde gülümseyip geçeceği düşünülebiliyor bu adamın...bu adam, kendi adının hürriyet'teki bir seçkide yer almasının ona piyasa değeri anlamında, ilişki anlamında bir katkı yapıyor olabileceğini aklından geçirmeyecek kadar aşmış bir adam yani...ekstra prim yapmada, ekstra şöhret edinmede, piyasa değerini arttırmada gözü yok...dünya malına küsmüş bir aziz..."ahmet hakan mı, o da neymiş, hürriyet mi o da neymiş, zenginlik mi o da neymiş, güç mü o da neymiş" diyen ve salçalı ekmeğine bakan bir adam...ah keşke öyle olsaydı, ama gerçekler öyle değil.bu umut sarıkaya gibi adamlar sizi suya götürür susuz getirirler arkadaşlar...bu adam ahmet hakan coşkun'un bağlantısıyla gayrımenkul işine atılsa, beylikdüzü'nde site kurmaya kalkışsa ona bile şaşırmam ben...tepkilerden sonra gelen edit: bu entry'de umut sarıkaya'nın şahsından ziyade, mizah dünyasının geneliyle ilgili bir değerlendirme yapılmaktadır. umut sarıkaya'nın gerçekte ne kadar materyalist/nonmateryalist bir insan olduğu konusunda çok da somut bir veriye sahip değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;kendisi sonradan görmelik eleştirisinden ekmek yemek konusunda burhan altıntop'un en büyük rakibi anladığım kadarıyla...sonradan görmelik eleştirisi, türk kültür hayatının en eski ve en sıkıcı ekollerinden biridir.kemalizmde de çok yoğun bir sonradan görmelik eleştirisi mevcuttur...ilk türk romanlarının bazıları bile sonradan görmelik eleştirisinden doğmuşlardı galiba...(bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=araba+sevdas%c4%b1"&gt;araba sevdası&lt;/a&gt;)aşın bunları aşın!"umut sarıkaya kemalisttir" demeyeceğim, ama "umut sarıkaya hayranları kemalisttir" demek kısmen doğru olabilir.umut sarıkaya'ya gülerek kendini zeki sayan türk gencine, önce "araba sevdası"na gülmesini tavsiye ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;günümüz türk gençliğinin yaratıcılığının ve hayalgücünün önündeki en büyük engellerden biridir. umut sarıkaya'nın fast-food mizah anlayışından kurtulabildiğimizde, gerçek kurgu ve zeka içeren mizahın oluşumu için bir umut doğacaktır. umut sarıkaya, türk gençliğini fast-food mizahıyla uyutmakta, gençlerin mizah zekasını tembelliğe itmektedir.elbette ki başarılı ürünleri de vardır kendisinin, hatta bir mizahçı için epey bir entelektüel sayılabilecek yaklaşımları vardır. ama bütün bunlar, umut sarıkaya'nın fast-food mizah yaptığı gerçeğini değiştirmemektedirler.türk gençliği fast-food değilmiş rolü yapan bu fast-food'la yetinmesin istiyorum diye konuyu aileme getiriyorlar, ailemin beni çok zekisin diye gazlamasına falan getiriyorlar ya, o da apayrı bir boyut katıyor yaşadığım tatmine... "umutçuğum senin mizahında hiçbir sorun yok, tek sorun oral çalışlar'ın oğlunu sen çok zekisin diye gazlamış olmasında" diye bir e-mail atın bari umuta, reklamım falan olur... hatta ordan konuyu oral çalışlar'ın deniz gezmiş anılarına falan getirin, gönüller daha da bir şenlensin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"uzun saçlı, evinde kedi besleyen entel insan tipi"ne saldırmış, onun yerine kendi "kemalist orta sınıf düz adam sözde her boku çözmüş özde zeki(daha doğrusu uyanık) ama cahil" kimliğini popüler bir kimlik olarak dayatmıştır. kurumsallaşmış bir kimlik yapısını (belki biraz cihangir entelijensiyasını) yıkmış, onun yerine kendi kendini kurumsallaştırmıştır.kafasında yarattığı bir elit tipine saldırarak, kendi kendisini elit konumuna getirmiştir.tuna kiremitçi'yle tek ortak noktası, doğan kitap'tan kitap çıkartması ve iyi para kazanması değildir.umut sarıkaya, sistemi asla rahatsız etmeyen ve nişantaşı'na da starbucks'a da gayet uygun hale getirilmiş bir sistem ürünüdür artık. (gerçi zaten hep biraz öyleydi o da ayrı konu)ama ailesinin nişantaşı'nda evi olan gençten ziyade, kısıtlı harçlığını nişantaşı'nda harcayan devlet lisesi/üniversitesi öğrencisi orta sınıf gence hitap eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;umut sarıkaya örneği üzerinden türk mizah kültürünün entelektüel dünyayla olan çatışması üzerine bir şeyler söylenmesinde de yarar var...tipik türk mizahçısı(ki umut sarıkaya bu bağlamda tipik bir türk mizahçısıdır), entelektüel dünya'ya karşı bir nefret içindedir... türk mizahçısı, entelektüel dünyanın klişe imgeleri olarak gördüğü şeylerle (uzun saç, evde kedi beslemek, batı dillerinden gelmiş kelimeler kullanmak, bohemlik eğilimi gösteren davranışlar vb.) dalga geçmeyi kendine her zaman için görev bellemiştir. yani umut sarıkaya özellikle bu noktada sadece ve sadece var olan geleneğin sürdürücüsüdür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mizahçının "entelektüel dünya imgeleri"ne karşı alternatif olarak önerdiği şeyse, bir tür normallik ve ortalamalıktır. yani mizah dünyasından bir nevi "entel dantel olmayın normal adam olun lan" çığlığı yükselir gibidir... mizahçı, "uzun saçlı kedi besleyen adam"a, "marjinal şair"e ve "bohem olmaya özenen vespalı kız"a karşı kendi sıradanlığını doğru profil olarak empoze etme çabasındadır... bu mantığa göre, ortamlar entellik/batılılık özentisi sahte insanlarla, sonradan görmelerle vb. doluyken hayatı çözmüş ve gerçek insanlar sadece ve sadece umut sarıkaya gibilerdir. (dikkat edin, mizahçı fakir fukara babası değil ortalamalık savunucusudur... çünkü alt sınıf gariban tiplere karşı da büyük bir küçümseme söz konusudur türk mizahında. buna en güzel örnek olarak kapıcı çizimlerini gösterebiliriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mizahçı, entelijensiyaya ve alt sınıflara karşı sadece kendi kendini savunur... yani kendi normalliğini ve ortalamalığını savunur) "sonradan görmelik eleştirisi üzerinden mizah yapmak" olgusunun türkiye'deki en bayatlamış mizah ekollerinden biri olduğu gerçeğini de göz ardı eder bu bakış açısı... ayrıca eğer olay sonradan görmelikse, bence umut sarıkaya 'nın kendisi de kitlesi de, "sonradan görme kültürlü" bireylerdir. orta-alt sınıftan gelip leğende yıkanıp sonra aniden tim burton'u keşfetmiş insanlara hitap eder umut sarıkaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mizahçının entelektüellik olgusuna olan bir diğer yaklaşımı da, "biz aslında kendine entelektüel diyenlerden çok daha fazla şey biliyoruz" yaklaşımıdır. umut sarıkaya hakkında sık sık yapılan dostoyevski benzetmeleri, "bu adam kitaplar çıkartsa, hele bir de varlık dergisinde falan yazsa edebiyat dünyasını yıkar geçer,piyasada edebiyatçı bırakmaz abi " muhabbetleri de bu olguyu tamamlamaktadır... (bunu söyleyenler, umut sarıkaya'nın doğan kitap'tan kitap çıkartmış olduğunu da unuturlar nedense...) umut sarıkaya'nın kendisi direkt olarak "olm ben kendine entelektüel diyenleri donumda sallarım"demese de, umut sarıkaya okurları bunu umut sarıkaya hakkında direkt olarak iddia etmektedirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;umut sarıkaya da aynı söylemi indirekt olarak da olsa benimsediğini belli etmektedir bence...mizah dünyasının (ve umut sarıkaya'nın da) entelektüel dünyaya yaptığı eleştirilerin bazıları haklıdır, bazıları haksızdır. "entelektüel kesim"e laf sokmak, zor bir iş değildir. çok hızlı alkış aldırır... ayrıca türk entelektüel dünyasında gerçekten de ağır eleştiriler gerektiren birçok durum vardır... ama ne olursa olsun, bir karikatür dergisinde şans eseri köşe kapan her sıradan insanın "uzun saçlı, kedi besleyen adam"lardan ya da "cihangir entelektüelleri"nden mutlaka daha zeki, daha entelektüel, daha bilinçli vb. olması gibi bir şey de kesinlikle söz konusu olamaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kendi adıma konuşmam gerekirse umut sarıkaya'nın kabak tadı vermiş orta-alt sınıf gururundan ve umut sarıkaya hakkında yapılan "hacı adam varlıkta yazsa edebiyat dünyasını siker atar" spekülasyonlarındansa ayşe özyılmazel-melis alphan yüzeyselliğini bile daha tahammül edilebilir bulmaktayım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5706172055014320096?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5706172055014320096'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5706172055014320096'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/11/umut-sarkaya-hakknda-tanmlar.html' title='Umut Sarıkaya Hakkında Tanımlar'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3726328053939817744</id><published>2009-10-06T05:44:00.000+03:00</published><updated>2009-10-06T05:45:19.840+03:00</updated><title type='text'>Türkiye'de Güler Yüzlü İnsanın Tuhaf Karşılanması</title><content type='html'>"gerçek sosyalleşme"ye kapalı bir toplum olunmasından kaynaklandığını düşündüğüm durum.türk toplumunda onaylanan sosyallik, aile içi sosyallik ve komşularla olan sosyalliktir... ki komşularla olan sosyalliğin de belli kalıpları ve sınırları vardır. (örneğin apartmanın kadınları toplanıp kadınlar günü yaparlar, ama apartmanın erkekleri toplanıp toplu olarak maç izlemezler, herkes kendi evinde izler...) aile ve komşu çevresinin dışından olan insansa tamamen yabancıdır ve yabancı kalmalıdır.&lt;br /&gt;bu toplumda öyle herkesle sosyalleşemezsin, tanışamazsın... ancak toplumsal normlara uygun olduğu düşünülen biçimlerde ve sana uygun olduğu düşünülen kişilerle sosyalleşebilirsin... o nedenle de sana toplumsal normlar açısından uygun olmadığı düşünülen kişilere karşı güler yüzlü olamazsın... bu uygun olup olmama durumu, cinsiyet, sosyal statü, yaş, evli-bekar olmak gibi birçok kritere bağlıdır.&lt;br /&gt;bir erkek başka bir erkeğe karşı güleryüzlü olursa gay olduğu ya da bir çıkarının olduğu düşünülebilmekte, bir kadın bir erkeğe karşı güleryüzlü olursa "yollu" olduğu düşünülebilmektedir. güleryüzlü olmak, iletişim kurmak, insanlara iyi davranmak gibi şeylerin bir araç değil kendi içinde bir amaç olabileceği gibi bir fikir insanların akıllarında yer edinememiştir.&lt;br /&gt;türkiye'de karısıyla/sevgilisiyle birlikte bir yere giden erkeğin temel kaygısı, o yerde karısının/sevgilisinin başka adamlarla iletişime geçmesini engellemektir. o nedenle, kendisi de tanımadığı adamlardan uzak durmaya çalışır. karısı/sevgilisi olan türk erkeğine göre, hayatına girebilecek her yeni erkek, karısını/sevgilisini elinden alma riski olan bir varlıktır. yani karısının/sevgilisinin olması, türk erkeğini daha da içine kapanık bir davranış biçimi içine sokmaktadır. bu da, dışarıya elbette ki asık suratlı bir yüz ifadesi olarak yansımaktadır.&lt;br /&gt;bu, türk toplumunun kötü ya da anlayışsız insanlar içermesinden değil türk toplumunun muhafazakar yapısından kaynaklanır. türk toplumu 2009 yılında bile hardcore muhafazakar bir toplum olmayı sürdürmektedir. hardcore muhafazakarlık, sosyalleşmeye kapalı olmayı, sosyalleşmeye kapalı olmak da asık suratlı yüz ifadesini beraberinde getirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3726328053939817744?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3726328053939817744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3726328053939817744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/turkiyede-guler-yuzlu-insann-tuhaf.html' title='Türkiye&apos;de Güler Yüzlü İnsanın Tuhaf Karşılanması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6221388709094101276</id><published>2009-10-06T05:33:00.000+03:00</published><updated>2009-10-06T05:34:30.246+03:00</updated><title type='text'>Kadınları Değerlendirirken Alana Göre Ayrım Yapmak</title><content type='html'>türk erkeklerinde gözlemlenen bir patolojik davranış formasyonudur.&lt;br /&gt;türk erkeğine göre kadınlar ikiye ayrılır:1.kendi alanımdaki kadınlar...2.kendi alanımın dışındaki kadınlar...&lt;br /&gt;bir erkeğin kendi alanındaki kadınlar elbette ki önce annesinden başlar. anne alanın merkez noktası olarak kutsaldır.sonra (eğer varsa) karısı, sevgilisi, kızkardeşi gelir. onlar da erkeğin alanının merkezinde duran kadınlar olarak son derece kutsallardır.&lt;br /&gt;bir erkeğin aynı ortamda çalıştığı, aynı arkadaş grubunda olduğu, dükkanı varsa dükkanından alışveriş yapan, öğretmense öğrencisi olan vb. kadınlar da erkeğin "alan"ına dahil olan kadınlar olarak görülebilirler. erkek o nedenle bu kadınları da genelde koruyup-kollayan ve onlar hakkında hoşuna gitmeyen şeyler söylenmesine (örneğin kızın "rahat" bir kız olması vb.) muhalefet eden bir yaklaşım sergiler. tabii erkeğin "alan"ının sınırları duruma göre ve erkeğin bakış açısına göre de değişkenlik gösterebilmektedirler.&lt;br /&gt;somut bir örnek verelim: mesela bir üniversitedeki dekan, profesör vb. kendi öğrencisi olan kıza değer verir... onu kendi alanındaki kendi hakimiyetindeki kız gibi görmektedir çünkü... o nedenle birisinin o kızı taciz etmesinden, hatta kızla flört etmeye çalışmasından bile rahatsız olabilir. kız için yapılan ölçülü bir negatif değerlendirmeden bile rahatsız olup gerginlik yaratabilir.&lt;br /&gt;ama aynı dekan/aynı profesör, başka üniversitenin kızını orospu olarak görebilir. (burada akademisyenlik mesleğiyle ilgili bir eleştiri yapıyor değilim, sadece örnek veriyorum)&lt;br /&gt;tekrar etmek gerekirse: türk erkeğinin mantığına göre kendi alanına giren kadın kutsaldır, ama kendi alanının dışındaki kadına her tür negatif özellik atfedilebilir...&lt;br /&gt;örneğin esnafa göre kendi dükkanına giren kadın kutsaldır, temizdir, meryem ana gibi bakiredir, korunması gerekmektedir, birisi ona yavşarsa haddi bildirilmelidir. ama sokaktan geçen yabancı kadın için aynısı geçerli değildir, sokaktan geçen yabancı kadın negatif şekilde değerlendirilmektedir.&lt;br /&gt;kısacası, bu ülkenin erkeğine göre, onun alanında olan kadın, gerçek özellikleri ne olursa olsun mükemmeldir. yabancı kadınsa, gerçek özellikleri ne olursa olsun, boş kafalıdır, kaşardır, değersizdir... (gerçi turistler bu konuda istisna teşkil ediyor olabilirler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6221388709094101276?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6221388709094101276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6221388709094101276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/kadnlar-degerlendirirken-alana-gore.html' title='Kadınları Değerlendirirken Alana Göre Ayrım Yapmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3889939116629341169</id><published>2009-10-06T05:30:00.001+03:00</published><updated>2009-10-06T05:31:37.865+03:00</updated><title type='text'>Hem Winner Rolüne Hem Loser Rolüne Oynamak</title><content type='html'>popüler kültür dünyasında sıklıkla uygulanan bir yöntem olmakla birlikte, genel insan doğasının özelliklerinden biri olarak da görülebilecek olan ikili oynama hali... yani hemen her insanın içinde "hem winner rolüne hem loser rolüne oynayan" bir yön olduğu söylenebilir. ama bu yönü ortalamanın üstünde bir yoğunluk sergileyen insanlardan uzak durmakta yarar olabilmektedir.&lt;br /&gt;      hem winner rolüne hem loser rolüne oynayan insan tipi, özellikle internet dünyasındaki erkeklerde sıklıkla örnekleri gözlemlenebilen bir tiptir. internet erkeği, yerine göre çirkin, abazan, reddedilmiş, sürünen adam modundadır ve bu modda prim aramaktadır... yerine göre de kendini geliştirmiş, modern, her konuda enformasyon sahibi, kıvrakzekalı, karizmatik erkek moduna girmekte ve bu modda prim aramaktadır... internet erkeğinin bu ikili oynayan tavrı bende özel bir tiksinti uyandırmaktadır...&lt;br /&gt;      hatta genel olarak sözlük celebritysi dediğimiz olgunun da hem winner hem loser rolüne oynayan bir insan tipini temsil ettiğini söyleyebiliriz. sözlük celebrity'si dış dünyanın loser'ı, ama internet dünyasının winner'ı durumundadır. bununla birlikte, sözlük celebrity'sinin loserlık-winnerlık ikilemi sadece bununla da sınırlı değildir, oldukça karmaşık bir ikilem söz konusudur aslında.&lt;br /&gt;      hem winner rolüne hem loser rolüne oynamak, biraz da, hem iktidara hem muhalefete oynamak demektir... bu da türk siyaset hayatındaki birçok kurum ve aktörde gözlemlenen bir durumdur. türk siyaset dünyasında kimin mazlum kimin zalim olduğu birbirine karışmaktadır çoğu durumda...&lt;br /&gt;      hem winner hem loser rolüne oynamak, biraz insan doğasının, biraz internetin, biraz da türklüğün gereğidir. hem insan, hem internet kullanıcısı hem de türk olan bireyler olarak bu ikilemi çok sert şekilde yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3889939116629341169?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3889939116629341169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3889939116629341169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/hem-winner-rolune-hem-loser-rolune.html' title='Hem Winner Rolüne Hem Loser Rolüne Oynamak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3193086936949006613</id><published>2009-10-05T20:18:00.001+03:00</published><updated>2009-10-05T20:18:51.264+03:00</updated><title type='text'>Aydın Doğan'ın Türk Solunun Lideri Olması</title><content type='html'>2009 türkiye'sinde ortaya çıkmış olan de facto durumdur efendim...&lt;br /&gt;akp-doğan çatışmasında, sol esas olarak doğan'ın yanında saf tutmayı seçmiştir. tabii, bütün solcular bunu doğrudan ve açıktan yapmamaktadırlar. çoğu durumda, "filler tepişir çimen ezilir" gibi ifadeler kullanmakta, ama alttan alta, doğan grubundan yana tavır aldıkları mesajını vermektedirler.&lt;br /&gt;günümüz türkiye'sindeki en temel çatışmalardan birinin bu çatışma olmasının da etkisiyle, türk solu doğan grubunun etrafında toplanmaya, kenetlenmeye başlamıştır. zaten türk medyasında en çok solcu/eski solcu gazeteci ve köşe yazarını istihdam eden kurum da doğan grubudur. kısacası, bundan 5-10 sene önce solun en azından bazı kesimleri tarafından en çok eleştiri alan kurumlardan biri olan doğan grubu, solun savunmaya çalıştığı kale konumuna gelmiştir.&lt;br /&gt;türk solu, bu noktaya birdenbire gelmedi... türk solu, "doğan da akp de büyük sermayenin temsilcileridir. o nedenle onların arasında olabilecek her çatışma göstermelik çatışma olacaktır" diye düşünmeyi tercih etti uzun bir süre boyunca... sermayenin kendi içinde çok ciddi çatışmaların olabileceğini kabul etmek istemediler. onlara göre sadece sermaye ile sömürülen kesim arasında bir çatışma olabilirdi... türk solcusunun her şeyi siyah-beyaza indirgemek isteyen dünya modeli olayları böyle algılamak istiyordu...&lt;br /&gt;ama sonrasında ne oldu? çatışmanın ciddi bir çatışma olduğu ortaya çıktı... ve o noktadan sonra solun çok büyük ağırlığı, doğan grubunun yanında saf tutmaya başladı... sol, doğan grubu'nu kendi varoluşunu koruyan en son dayanak noktası gibi algılamaya başladı... çoğu türk solcusunun hayali, günün birinde doğan grubu'nda iş sahibi olmak... doğan grubu, solcuların kafasındaki cenneti oluşturuyor adeta... üstelik sadece solcular değil, doğrudan solcu sayılamayacak ama türkiye'nin ortalama değerleriyle çelişkiler sergileyen cinsel, mezhepsel vb. bazı gruplar da doğan grubu'nun etrafında kümelenmeye başladılar...&lt;br /&gt;doğan grubu,kendini sol olarak tanımlayan, türkiye'nin ortalama değerleriyle çelişkiler sergileyen, ama diğer bir yandan da statükoya sığınma eğilimi gösteren bazı kesimlerin kalesi konumuna gelmektedir... doğan grubu, statükocu muhaliflerin ve statükocu marjinallerin kalesi konumuna gelmektedir...&lt;br /&gt;artık aydın doğan türk solu için sol parti liderlerinden, solcu kamuoyu önderlerinden vb. çok daha önemli bir anahtar figür konumuna gelmiştir.&lt;br /&gt;aydın doğan türk solunun lideridir, ama türk solu ne kadar gerçekten türk soludur, incelenmesi gereken budur...&lt;br /&gt;ve son olarak: nereden nereye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3193086936949006613?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3193086936949006613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3193086936949006613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/aydn-dogann-turk-solunun-lideri-olmas.html' title='Aydın Doğan&apos;ın Türk Solunun Lideri Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1566783384136259910</id><published>2009-10-05T20:15:00.000+03:00</published><updated>2009-10-05T20:16:40.276+03:00</updated><title type='text'>Hayatı Download Mantığıyla Yaşamak</title><content type='html'>hayata aktif eylemci bir birey mantığıyla değil, karşısına çıkan şeylerden ilgisini çekenleri download eden bir "hayat kullanıcısı" mantığıyla yaklaşmak durumudur.&lt;br /&gt;örneğin aktif eylemci birey güzel bir sofra donatıp uzun uzun yemek yemek ister...downloadcu birey en çok zevk aldığı şeyden bir parça tadıp yoluna devam etmek ister...&lt;br /&gt;aktif eylemci birey aşık olmak, düzenli bir seks hayatı kurmak, kızlarla gezip tozmak, ilişki yaşamak gibi şeyler ister...downloadcu birey karşı cinsi gözlemlemek ve anlık olarak tatmak(ki bu sadece seksüel tatma anlamına gelmek zorunda değil. hatta downloadcu bireyin sekse verdiği önem aktif eylemci bireye kıyasla genelde daha düşük düzeyde seyretmektedir...) ister...&lt;br /&gt;aktif eylemci birey, karşı cinsten çekici bulduğu biriyle aynı ortamda bulunursa direkt olarak o kişiye yazar. downloadcu bireyse, o sırada, o kişiyi beynine kazımakta, romantizm malzemesi ve/veya mastürbasyon malzemesi olarak kullanmanın hesabını yapmaktadır.&lt;br /&gt;aktif eylemci birey, bir aktivitiye girişmeden önce anlamlılık/kazanç/kayıp hesabı yapmayabilir. onun için önemli olan, eyleme girişmektir. örneğin tenis oynamayı biliyorsa bir tenis kortu gördüğünde hemen eline bir raket alıp oynamaya girişir.downloadcu birey, bir tenis kortu gördüğünde, tenis oynamanın kendisine vereceği zevkin ne düzeyde olacağını, o an tenis oynamanın ne kadar gerekli ve anlamlı olduğunu vb. şeylerin hesaplamasını yapar. ondan sonra oynayıp oynamamaya karar verir.&lt;br /&gt;aktif eylemci birey için örneğin yaz aylarında antalya'ya bodrum'a çeşme'ye vb. yerlere gitmek eğer yeterli para ve vakit mevcutsa mutlaka yapılması gereken birşeydir. aktif eylemci birey, "tatile gitsem mi gitmesem mi" diye düşünmez. direkt gider.downloadcu birey, tatile gitmeden önce zevk ve anlam hesabı yapar ve ona göre gidip gitmemeye karar verir.&lt;br /&gt;aktif eylemci bireyin paraya verdiği önemin düzeyi de genelde daha yüksektir. (tabii bu downloadcı bireyin paragöz olamayacağı anlamına gelmiyor, yanlış anlaşılmasın) aktif eylemci bireyi yemeğe davet ederseniz, sırf parayı siz ödüyorsunuz diye menüdeki yemekleri müthiş bulmasa bile midesini onlarla tıkabasa doldurabilir. buna karşın downloadcı birey sürekli zevk ve anlam analizi yapar. eğer menüdeki yemekleri zevk verici bulmazsa, onların kendisine ücretsiz olarak sunuluyor olmalarını çok önemli bir kriter olarak görmeyebilir ve durumdan zevk almayabilir.&lt;br /&gt;aktif eylemci birey hayatın içine karışıp akıp gitme ve bütün olanak, fırsat ve eylem alanlarından maksimum düzeyde yararlanma peşindedir. yaptığı şey gerekli olabilir gereksiz olabilir, zevkli olabilir, zevksiz olabilir, önemli değil... aktif eylemci birey hep birşeyler yapmaktadır. parasının ve zamanının izin verdiği maksimum eylemselliği gerçekleştirmektedir.&lt;br /&gt;downloadcu birey ise, bir şeyleri beynine indirme derdindedir.downloadcu birey için karşısına çıkan her şey, indirip indirmemeye karar verebileceği birer dosya gibidir. gereken dosya indirilir ve yola devam edilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1566783384136259910?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1566783384136259910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1566783384136259910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/hayat-download-mantgyla-yasamak.html' title='Hayatı Download Mantığıyla Yaşamak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-973756720248443599</id><published>2009-10-05T20:10:00.000+03:00</published><updated>2009-10-05T20:11:06.916+03:00</updated><title type='text'>Türk Gazetecilerindeki Sol-Kemalist Kişilik Yapısı</title><content type='html'>elbette ki yüzde yüz genellenebilecek bir durum değildir.ülkemizde çeşitli ideolojik eğilimler sergileyen farklı medya grupları vardır.milliyetçi medya da vardır, muhafazakar medya da vardır, liberal medya da vardır.ama bütün bunlara rağmen, averaj türk gazetecisinin default kişilik yapısının sol-kemalist olduğunu söylemek mümkündür. sol-kemalist çizginin dışındaki çizgileri olan medya gruplarında çalışan gazetecilerin büyük bir bölümü de çalıştıkları medya grubunun çizgisinde yayın yapmalarına rağmen içten içe sol-kemalist kültürü sürdürmektedirler...&lt;br /&gt;zannedilenin aksine, yeni bir durum değildir. bu çizgideki gazetecilerin şu an itibariyle en çok rastlandığı medya grubu doğan grubu olsa da, bu gazeteci tipi doğan grubu'nun yarattığı bir gazeteci tipi değildir. yani, bu gazetecilik tarzının, doğan grubu'nun yarattığı bir gazetecilik tarzı olduğundan söz edilemez. cumhuriyet gazetesi'nin bu ekolün oluşumunda yadsınamaz bir katkısı olmuş olsa da, asıl mesele cumhuriyet gazetesi de değildir...&lt;br /&gt;bu konseptteki gazeteci için gazetecilik yapmakla, siyasal islam'a, hatta genel anlamda islami kesime muhalefet etmek aşağı yukarı eşanlamlı şeylerdir. yani bu insanların her biri aynı zamanda bir tür "profesyonel islam muhalifi"dir. bu insanlar gazeteciliğe bir anlamda profesyonel şekilde yaklaşmaktadırlar ama burada profesyonellik kavramıyla kastettiğimiz şey, gazetecilik mesleğinin profesyonel şekilde yapılması değil islama profesyonel şekilde muhalefet edilmesidir...&lt;br /&gt;bu gazeteci profilinin var olmasının tek nedeni, bir takım çıkar, rant, para ve güç ilişkileri değildir. elbette ki bu tür faktörler de çok etkilidir, ama bunların da haricinde, türkiye'deki ortalama gazetecinin kişilik yapısının zaten default olarak sol-kemalist-islamkarşıtı olması gibi bir durum söz konusudur. hatta "türkiye'de insanlar gazetecilik yapma düşüncesiyle değil islama muhalif olma düşüncesiyle gazeteci olmaktadırlar." gibi bir cümle kurmak bile çok saçma olmayabilir.&lt;br /&gt;sol-kemalist bileşimde solun ve kemalizmin dozajları kişiden kişiye değişmektedir. sol yönü ağır basıp kemalizmin sadece islama muhalif olma kısmını alan ve örneğin kürt meselesinde kemalizme zıt tutumları olan gazeteciler de vardır. buna karşın, kemalist yönü çok daha ağır basıp solu sadece bir sos olarak kullananlar da vardır...&lt;br /&gt;türk gazetecilerindeki bu kişilik yapısı, türkiye'de gazetecilik sektörünün sonunu getirmekte ve internet dünyasının daha büyük bir güç haline gelmesine zemin hazırlamaktadır. bundan 4-5 sene sonra belki de internette bir yer sahibi olmak, gazeteci olarak kariyer yapmış olmaktan daha önemli bir hale gelecektir. ideolojik saplantılar, türkiye'de gazeteciliği bitirmiş durumdadırlar.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;türk medyasındaki maaş uçurumlarına, güç uçurumlarına vb. rağmen katılığını korumakta olan yapıdır.&lt;br /&gt;ayda 100.000 dolar kazanan genel yayın yönetmeniyle 800 ytl maaşla sigortasız çalışan muhabiri birleştiren en önemli unsurlardan biri de bu yapıdır...&lt;br /&gt;ayda 100.000 dolar kazanan genel yayın yönetmeni de, sol-kemalist-modernleşme polisi rolündedir, 800 ytl'ye çalışan muhabir de...&lt;br /&gt;ve sigortasız çaışan muhabir genel yayın yönetmenine ne kadar öfkelenirse öfkelensin, bu ortak bilinç öfkeyi hafiflettiği için işyerinde bir gerginlik yaşanmamaktadır...&lt;br /&gt;bu ülkede insanlar kaliteli gazetecilik yapmak için değil modernleşme polisliği yapmak için gazeteci olurlar. 100.000 dolar kazanan için de bu böyledir, 800 ytl kazanan için de.&lt;br /&gt;(100.000 dolar kazanan gazetecinin modernleşme kalıplarıyla 800 ytl kazananınkinin birbirinden çok uzak olması, burada çok da büyük önem taşımayan bir detaydır...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-973756720248443599?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/973756720248443599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/973756720248443599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/turk-gazetecilerindeki-sol-kemalist.html' title='Türk Gazetecilerindeki Sol-Kemalist Kişilik Yapısı'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5326115994311668851</id><published>2009-10-05T20:04:00.000+03:00</published><updated>2009-10-05T20:06:29.490+03:00</updated><title type='text'>Ülkenin Yarattığı Markaların Vatandaşları Ezmesi</title><content type='html'>diyelim ki almansınız... dünya felsefe tarihine yön veren isimlerin çoğu ya sizin milletinizden çıkmış ya da en azından sizin ana dilinizde yazmış... dünyadaki endüstri üretiminin birçok alanında çok büyük markalar yaratmışsınız...&lt;br /&gt;diyelim ki amerikalısınız... michael jackson sizin ülkenizden çıkmış, kennedy sizin ülkenizden çıkmış, marilyn monroe sizin ülkenizden çıkmış... ülkenizdeki başkan değişimi bütün dünyaya yön veriyor.... dünyanın en iyi olarak görülen adamları da en kötü olarak görülen adamları da sizden çıkıyor... interneti bile bazı teorilere göre sizin ülkeniz yaratmış... dünyanın son 50 yıldaki ikonik isimlerinin neredeyse tamamı sizin ülkenizden çıkmış...&lt;br /&gt;diyelim ki fransızsınız... fransız devrimini sizin ülkeniz yapmış... dünyanın çoğu büyük edebiyatçısı sizin ana dilinizde yazmış... ulus devlet konseptini sizin ülkeniz yaratmış... hepsini geçelim... napoleon sizin ülkenizden çıkmış, ötesi var mı...&lt;br /&gt;nietzsche'nin, adorno'nun, heidegger'in, kant'ın, hegel'in ülkesinden çıkan genç bir birey olarak, felsefe alanında yeni şeyler söylemeye ne kadar cesaret edebilirsiniz ki? proust'la, baudelaire'le, victor hugo'yla aynı dili kullanan bir genç birey olarak edebiyatta yeni şeyler denemeye ne kadar cesaret edebilirsiniz ki? dünyanın son 50 yılının ikonlarının büyük bölümünü yaratmış toplumun vatandaşı olarak ikon olmaya ne kadar cesaret edebilirsiniz ki? işin endüstri boyutu da bambaşka bir boyut...&lt;br /&gt;dünyanın en büyük dehalarını, en büyük devlet adamlarını, en büyük endüstri markalarını yaratmış toplumların bireylerinin bu markaların altında ezilmemeleri nasıl beklenebilir? ülkenden çıkan dev markaların, dev isimlerin vb. karşısında kendini bir zavallı gibi hissetmemen, bir böcek gibi hissetmemen, ezilip büzülmemen, bütün havanın sönmemesi, bütün cesaretinin kaçmaması ne kadar mümkün olabilir?&lt;br /&gt;alman olmak, fransız olmak, amerikalı olmak, ingiliz olmak, japon olmak vb. şeyler tam da bu gibi ülkelerin ezici başarıları ve yarattıkları ezici markalar sayesinde ezik bir durumdur.&lt;br /&gt;buna karşın türk olmak, çok cool, çok rahat... çünkü türklerin herhangi bir alanda yarattıkları bir kant, bir mersedes, bir sony, bir philips yok... bir real madrid yok, bir manchester united yok... bir pele yok, bir maradona yok... bir napoleon yok, bir bismarck yok, bir washington yok, bir churcill yok... bir da vinci yok, bir dante yok... bir stephen king yok, bir tarantino yok... bu isimlerden daha yetenekli, daha zeki türkler olamaz demiyorum, olabilir elbette, ama dünyada bu isimlerle karşılaştırılabilecek bir düzeyde kabul görmüş olan türk kesinlikle yok...&lt;br /&gt;bir mevlanamız var, ortadoğu kültürüne ilgi duyanlar tanır, ama kendisinin yazdığı dil türkçe değil. bir orhan pamuk'umuz var, gerçek bir dünya starı ve dünya dehası olmayı ne kadar zorlarsa zorlasın başaramayan... bir fazıl say'ımız var, sorsan dünyayı sallıyor derler, ama avrupa'da herhangi bir yerde 1000 kişiye adını söyle, bir tanesi biliyorsa büyük sürpriz olur... atatürk'ümüz var, bismarck kadar, napoleon kadar, george washington kadar tanınmaz kesinlikle... osmanlı padişahları desen, onların da tek tek isimleri çok önemsenmez, osmanlı toplam bir olgu olarak önemli görülür sadece... (ama her şeye rağmen ötekilere oranla nisbeten çok tanınır...) galatasarayımız fenerbahçemiz tanınır ama onlar da kendi çaplarında tanınır işte...&lt;br /&gt;türk olmanın güzel tarafı budur. üstünde seni ezecek kadar güçlü markaların yok. "kendi alanımda en müthiş türk benim" demen durumunda aksini kesin olarak kanıtlayacak objektif bir örnek yok. ama alman, ingiliz, fransız, amerikalı, italyan falan için bu asla geçerli değildir. o nedenle de bizim kadar özgüvenli ve cesur olamamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5326115994311668851?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5326115994311668851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5326115994311668851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/ulkenin-yarattg-markalarn-vatandaslar.html' title='Ülkenin Yarattığı Markaların Vatandaşları Ezmesi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3650843607588352382</id><published>2009-10-05T18:59:00.001+03:00</published><updated>2009-10-05T19:02:28.360+03:00</updated><title type='text'>Ünlüleri Hep İğnelemek Ama Onlardaki Güce Tapmak</title><content type='html'>20. ve 21.yüzyıla damgasını vurmuş olan en yaygın türk alışkanlıklarından biridir.&lt;br /&gt;ekşi sözlük, bu alışkanlık üzerine kurulu bir tapınak olarak görülebilir.&lt;br /&gt;tipik ekşi sözlük yazarı, ünlüleri iğneleyip onlara içten içe hayran olan bir insan tipidir.&lt;br /&gt;o nedenle de, kendisinin bir ünlüyle ilgili kullandığı iğneleyici bir ifadeye ünlüden geridönüş olduğunda, yani ünlü kendisini muhatap alıp polemiğe girdiğinde havaya girer. hıncal uluç'un ekşi sözlük hakkındaki yorumlarına ekşi sözlük'te verilen tepkiler bunun en net göstergesiydi. (gerçi o polemikte hıncal uluç'un duruşu da onaylanabilir bir duruş olmaktan uzaktı, bunu da bir dipnot olarak düşelim )&lt;br /&gt;ekşi sözlük, hıncal uluç'u iğneleyip içten içe hıncal uluç'a(ki hıncal uluç burada sadece bir simgedir) hayran olan insanlar diyarıdır...&lt;br /&gt;ama burada hayranlık kavramının tanımıyla ilgili de bazı detaylar söz konusu.&lt;br /&gt;ortalama ekşi sözlük yazarı, hıncal uluç'un yazılarını hayranlıkla okuyan, her sabah gazete bayiine ya da sabah'ın web sitesine hücüm eden tipik hıncal uluç okuru profilinden uzaktır.&lt;br /&gt;ortalama ekşi sözlük yazarı, hıncal uluç'un yazılarına hayran değildir. onları takip eder, kısmen önemser de, ama onlara bayılmaz...&lt;br /&gt;ortalama ekşi sözlük yazarının hıncal uluç'a olan hayranlığı, daha çok hıncal uluç'un gücüne hayranlık şeklinde ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;bu nedenle de, ortalama ekşi sözlük yazarı için, kendisinin içinde yer aldığı bir web sitesinin hıncal uluç tarafından kaale alınması, dünyada alınabilecek en büyük payelerden biridir.&lt;br /&gt;şu da bir gerçektir ki, ortalama ekşi sözlük yazarının güç skalası ve güç vizyonu son derece mütevazidir.&lt;br /&gt;orgazmik duyguların oluşumu için hıncal uluç gibi bir isim yetmekte ve artmaktadır.&lt;br /&gt;nerede ünlüleri sürekli iğneleyen birini görürseniz, bilin ki o kişi ünlülerin gücüne tapmaktadır.ve o güce yakın olmayı, hatta belki o güçten pay almayı bir tür ideal olarak algılamaktadır.&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;bu bağlamda yapmak istediğim bir ek-tespit de şudur:&lt;br /&gt;ünlüleri çok fazla iğnelemek, onlaradaki güce tapıyor olmanın en net göstergelerinden biridir. hatta, bu olgu o kadar nettir ki, ünlülerden iğneleyici şekilde bahseden birinin ünlülerden övücü şekilde bahseden birine kıyasla ünlülerdeki güçten daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;birisinden övücü şekilde bahsetmek, kendinizi o kişinin üstüne yerleştirmek anlamına gelebilmekteyken, birisinden yerici-iğneleyici şekilde bahsetmek, kendinizi o kişinin altına yerleştirmek anlamına gelebilmektedir. buradaki orjinal durum da bununla alakalıdır.&lt;br /&gt;ünlülerden iğneleyici şekilde bahseden insanların birçoğunun gizli amacı, o ünlülerle aynı platformda at koşturabilmek, onların gücünden, ortamından, olanaklarından yararlanabilmektir. yani, ünlüleri iğnelemek, bir anlamda, bir "keşke ben de ünlü olsaydım" çığlığı olarak görülebilir.&lt;br /&gt;burada kastettiğim şey, "kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş" değildir. "takma isimler arkasına gizlenmiş ezik ve işe yaramaz insanlar yücceee sanatçılarımıza leke sürmeye çalışıyorlar, kanıtlayamayacakları çirkin iddialar içine giriyorlar, yakışık almayan suçlamalarda bulunuyorlar, hadlerini aşıyorlar. vay şerefsiz ibneler..." gibi birşey de değildir.&lt;br /&gt;ekşi sözlük de dahil olmak üzere birçok platformda ünlü kişiler hakkında yapılan eleştirilerin birçoğu doğrudur. bu eleştirilerin var olmaları yararlıdır.&lt;br /&gt;ama birisi hakkında yaptığınız eleştirinin doğru, yararlı ve yerinde bir eleştiri olması, sizin o kişinin gücünden, olanaklarından, ortamından yararlanmak istemediğiniz, o kişiye imrenmediğiniz, özenmediğiniz vb. anlamlara gelmek zorunda değildir.&lt;br /&gt;popüler kültür eleştirisi yararlı ve güzel bir şeydir, ama çoğu popüler kültür eleştirisi, içinde, "ben de isterim ben de" feryadını barındırmaktadır. (adorno'yu ve benzeri ciddi popüler kültür teorisyenlerini dışarıda tutarak konuşuyorum)&lt;br /&gt;ayrıca, dünyada eleştirilebilecek birçok konu varken, bir insan kafayı ünlülere, hele de türk ünlülerine takıyorsa, daha ciddi konulardaki yanlışları eleştirmeye harcayabileceği enerjiyi ece erken'in yaptığı yanlışları eleştirmeye ayırıyorsa, bu daha da manidar bir durumdur.&lt;br /&gt;daha ciddi konulara ayırabilecekleri enerjiyi ece erken'e, lerzan mutlu'ya, teoman'a, adnan oktar'a, hıncal uluç'a vb. isimlere harcayan kişilerin büyük kısmının bu isimlerden daha az akıl sahibi olduklarını ve ondan da kötüsü bu isimlerin konumlarına bile imrendiklerini öne sürmenin çok da gerçekçilikten uzak olacağını sanmıyorum...&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu olay sadece güce tapma da değildir aslında... daha genel anlamıyla, ünlüleri kaale alıp almamakla ilgili bir olgudur.&lt;br /&gt;gülben ergen'i eleştiren bir insan, gülben ergen'i kaale alan bir insandır. hande ataizi'yi eleştiren bir insan, hande ataizi'yi kaale alan bir insandır. köşe yazarı olsa ve bunu mesleği gereği yaptığını iddia etse, "halk bunlarla ilgileniyor, o nedenle yazıyoruz" dese de bu böyledir. gülben ergen ve hande ataizi hakkında yazı yazan, onları iğnelemekle uğraşan bir köşe yazarı, bunu sadece "halk ilgileniyor" diye yapmaz, kendi ilgi alanı da o yönde olduğu için yapar. peki kendi ilgi alanının o yönde olması neden kaynaklanıyor olabilir? neden kaynaklanıyor olacak? yüzeysel ve boş bir insan olmaktan... kim gündemdeyse, kim güçlüyse, kim spot altındaysa ona değer ve önem veren, onun başarılı ve kaliteli olması gerektiğini düşünen boş bir insan olmaktan...&lt;br /&gt;"hande ataizi şunu yanlış yapıyor", "gülben ergen bunu yanlış yapıyor" tarzı şeyler yazan bir köşe yazarı, dolaylı olarak şunu da düşündüğü izlenimini verir: "hande ataizi ve gülben ergen güçlü, etkili, başarılı ve önemli insanlardır, başarılarına ve önemlerine gölge düşüren hataları vardır, benim de yaptığım şey bu hatalara dikkat çekmek..."&lt;br /&gt;gülben ergen/hande ataizi vb. kişileri merkeze oturtmayan bir dünya görüşü olan bir insan, onları eleştirmeye enerji harcamaz. her kim ki enerji harcıyorsa, dünyasının merkezine onları oturtmuş demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3650843607588352382?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3650843607588352382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3650843607588352382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/unluleri-hep-ignelemek-ama-onlardaki.html' title='Ünlüleri Hep İğnelemek Ama Onlardaki Güce Tapmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1097202686072538498</id><published>2009-10-05T18:55:00.003+03:00</published><updated>2009-10-05T19:10:18.775+03:00</updated><title type='text'>Rasim Ozan Kütahyalı Hakkında Tanımlar</title><content type='html'>yazılarını (her zaman fikirsel olarak çok sağlam bulmasam da)başarılı bulduğum, hatta örneğin perihan mağden'le ilgili bir entrymde türkiye'deki statükoyu eleştirmek açısından perihan mağden'den çok daha kaliteli bir çizgi izlediğini belirttiğim biriydi. "perihan mağden statükoyu magazinel bir üslupla eleştirirken, rasim ozan kütahyalı fikirsel içerikli eleştiri yapıyor" gibi bir ifade kullanmıştım. gerçi kendisinin bütün yazılarını okumadım, hatta birçok yazısını okumadım, ama okuduğum kısmından epey olumlu bir izlenim edinmiştim. (bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=%2314312782"&gt;#14312782&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, geçenlerde kendisini tv'de izleme fırsatı buldum. hem söylediği şeyler, hem görüntüsü, hem konuşma tarzı son derece vasat ve sönüktü. neredeyse sönüklüğüyle dikkat çekecek derecede sönüktü. sokaktan rastgele çevrilip stüdyoya oturtulmuş bir genç izlenimi veriyordu. kendisini tv'de gördükten sonra yazılarını baştan okuma ve kendisini abartıp abartmadığımı sorgulama ihtiyacı hissettim. belki de hiç tv'ye çıkmamalı, hayallerimizdeki gibi kalmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ece temelkuran'ın öteki kutuptaki karşılığı.gizli ece temelkuran.ece temelkuran gibi izmir'den çıkıp "ben bu ülkenin ennnn demokratıyım, ben her şeyi en iyi bilenim" vb. diyerek zirveye tırmanma hevesinde olan bir genç arkadaş.gene de ece temelkuran'a kıyasla daha eğlenceli biri. siyasete ve kültüre olan ilgisi de ona kıyasla daha sahici.üstelik dayak yiyor, olay yaratıyor, en ortasından magazin dünyasına dalmasını da biliyor.ece temelkuran bir de sıkıcı ki ne sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ece temelkuran'ın da rasim ozan kütahyalı'nın da duruşları etik açıdan sorgulanabilir duruşlardır, ama rasim'in yazılarında belli bir oranda bilgi fikir falan olabiliyor. kenan evren iğrençtir'in ötesine geçebiliyor rasim.(gerçi ece temelkuran da üsluptan ve köşe fotoğrafından kazanıyor, ama bunlar da dünyanın en önemli şeyleri olmasa gerek.)başta söylediğimiz şeyi revize edelim ve ece temelkuran'ın biraz da olsa üstünde olan bir ece temelkuran diyelim o zaman kendisi için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;kendisi kemalizmin sadece türk milliyetçiliği kısmından rahatsızdır.ona göre kemalizm=türk milliyetçiliği formülü geçerlidir... türk milliyetçiliği de dünyanın en kötü şeyidir... türk milliyetçiliğini en uzaktan çağrıştıran her şey bile şeytanidir ve yok edilmesi gerekir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa ki kemalizm sadece türk milliyetçiliği demek değil.rasim ozan kütahyalı'nın, kemalizmin içerdiği batı özentiliği, batımerkezcilik, pozitivizm, modernizm, ilerlemeye olan naif inanç, başöğretmenlik iddiası vb. özelliklerle bir sorunu yoktur, hatta kendisi de bu şeyleri bünyesinde barındırmaktadır.rasim ozan kütahyalı, kemalizmin 20.yüzyıl başı avrupasından gelen naif-idealist anlayışını liberal-demokrat bir görüntü içine sokmuştur... yani liberal-demokrat vitrinin altında kemalist idealizm sırıtmaktadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rasim ozan kütahyalı özellikle de batımerkezcilik konusunda asla kemalistlerden geri kalmaz.türk milliyetçiliğine olan eleştirisi dışında rasim ozan kütahyalı'nın büyük oranda kemalist bilinçaltı taşıyan biri olduğunu söyleyebiliriz.(diğer taraftan, bilinçaltında kemalist olma sorunu, kemalizmi eleştiren türk solcularının büyük bir kısmında var olan bir sorundur. yani rasim ozan kütahyalı bu bağlamda çok sıradışı bir örnek değildir.)ayrıca kendisinin konuşma tarzının ve hareketlerinin çocukluk arkadaşım mehmet perinçek'e çok benzemesi de bu yöndeki kanaatlerimi pekiştirmiştir.rasim ozan kütahyalı, halkı eğitmeye çalışan bir öğretmen rolünde kanal kanal gezerek türk milliyetçiliği eleştirisi yapıyor. bu yönden de gayet kemalist bir bilinçaltı ve stil sergiliyor.ve evet, gerçekten de bu adamın ruhunda biraz ece temelkuran, biraz mehmet perinçek var...(bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=sonradan+liberal+olmu%c5%9f+emekli+kemalistler+lobisi"&gt;sonradan liberal olmuş emekli kemalistler lobisi&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: şimdi tekrar düşündüm de, rasim ozan kütahyalı kemalist bilinçaltı taşıyarak kemalizmi eleştiren kişilerin nisbeten çekilebilir olan örneklerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1097202686072538498?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1097202686072538498'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1097202686072538498'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/rasim-ozan-kutahyal-hakknda-notlar.html' title='Rasim Ozan Kütahyalı Hakkında Tanımlar'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4515660692971104335</id><published>2009-10-05T18:52:00.001+03:00</published><updated>2009-10-05T18:54:04.541+03:00</updated><title type='text'>Türkiye Ortalamasından Tiksinen İnsan</title><content type='html'>insanın tiksindiği şeyden sadece bir kademe yukarıda olabildiği konusundaki genel gözlemim bağlamında değerlendirmem gerekirse, türkiye ortalamasından sadece bir kademe yukarıda durduğunu düşündüğüm insan tipidir. (o da belki...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye ortalamasını eleştirmek zaten feci ayağı düşmüş birşey... taksi şoförüne manava bakkala falan sorsan onlar bile türkiye ortalaması üzerine 50 tane eleştiri yaparlar iki dakkada. popüler kültür sayesinde herkeste asgari bir eleştirellik oluşmuş durumda... yani sen sözlükte ahkam kesen türkiye eleştirmeni olarak taksi şoföründen çok uzakta olmayabilirsin, bunu mutlaka aklının bir köşesinde buludurmanı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;marifet türkiye ortalamasını eleştirmek değil isveç ortalamasını kanada ortalamasını belçika ortalamasını eleştirmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer bunları sağlam şekilde eleştirebiliyorsan türkiye ortalamasını gerçekten aşmışsın demektir. türkiye ortalamasını eleştirerek taksi şoförünün en iyi ihtimalle biraz üstüne çıkabilirsin.türkiye ortalamasını gerçekten aşan birey, türkiye ortalamasını tiksinmekten uzaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ortalama kanadalıya bir tane koyasım geliyor" diyebiliyor musun? bunu diyebiliyorsan ortalama türkten uzaklaşmış ve ortalama kanadalıya yaklamışsın demektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanın yakın olduğu şeyle kızdığı şey aynı şeydir sonuçta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4515660692971104335?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4515660692971104335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4515660692971104335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/turkiye-ortalamasndan-tiksinen-insan.html' title='Türkiye Ortalamasından Tiksinen İnsan'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2340777654957204389</id><published>2009-10-05T18:48:00.003+03:00</published><updated>2009-10-05T18:51:07.174+03:00</updated><title type='text'>Modern Türk Kadınının Sınıf Ayrımcısı Olması</title><content type='html'>&lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=yoksulun+ileti%c5%9fim+giri%c5%9fimini+taciz+olarak+g%c3%b6rmek"&gt;yoksulun iletişim girişimini taciz olarak görmek&lt;/a&gt; gibi birçok örnek üzerinden görebileceğimiz durum.modern türk kadını, ne kadar ben muhalifim, solcuyum, anarşistim, ateistim şuyum buyum desem de en temelde sınıf ayrımcısıdır... bu sadece erkeklere olan yaklaşımında değil her konuda geçerli olan bir durumdur.modern türk kadınına göre, herkes kendi yerini, kendi sınıfını bilmelidir. üst sınıf adamın 10. yedek metresi bile olmaya razı olabilen ama garibanın sokaktaki iyi günler'ine cevap vermeye tenezzül etmeyen, "yetişiiin sapıık vaaar" diye bağırmaya başlayan kadınlar vardır... ondan sonra da aynı kadınlar tutar bi de ataerkilliği feodal yapıyı eleştirirler... yersen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;modern türk kadınının bu tutumu, muhafazakar kadınlara olan bakış açısında da kendini gösterir...modern türk kadınına göre, muhafazakar kadın, türbanlı kadın alt sınıftır... onun dünyasından değildir. o nedenle de, onun yaşadığı hayata benzer bir hayat yaşamaya, onun kullandığı makyaj malzemelerini kullanmaya, onun gittiği mekanlara gitmeye, onun tükettiği ürünleri tüketmeye hakkı yoktur.modern türk kadını sokaktaki iletişimperest garibandan ne kadar rahatsız oluyorsa, türbanlı kadından da en az o kadar rahatsız olmaktadır.modern türk kadını, seküler-laik-paralı-beyaz tenli-iyi giyimli bir takım insanlardan oluşan izole bir dünyada yaşamak ister... tek derdi budur...modern türk kadının dünyası, her açıdan ve yönden sınıf ayrımı üzerine kuruludur.sonra bunların bazıları bir de kalkıp biz solcuyuz falan demiyorlar mı...siz apolitik bile değilsiniz, düpedüz sınıf ayrımcı kapitalistlersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2340777654957204389?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2340777654957204389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2340777654957204389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/10/modern-turk-kadnnn-snf-ayrmcs-olmas.html' title='Modern Türk Kadınının Sınıf Ayrımcısı Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8182757527110624288</id><published>2009-07-03T13:59:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:19:32.403+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='polemik'/><title type='text'>Dünyada Yoksulluğun Giderek Azalması</title><content type='html'>valla trolllük girişimi değil, samimi görüşüm... nedenlerini de açıklayacağım. (elbette ki son birkaç yıldır yaşanan ekonomik buhran, bu süreci kısmen engellemekte, ama uzun vadeli rotada bir değişim yok)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yoksulluk/zenginlik üzerine yapılan değerlendirmelerde, sadece sayısal kriterlere göre değerlendirme yapmak, doğru sonuca götürmüyor. yoksulluk/zenginlik olgusu, her şeyden önce teknolojik gelişimle ilgili bir olgu. yani örneğin aylık kazancınız dolar bazında düşüyor olsa bile çoğu durumda bu yoksullaştığınız anlamına gelmiyor, çünkü teknolojik gelişim nedeniyle aynı miktarda dolar karşılığında çok daha yüksek düzeyde teknolojiden ve çok daha yüksek kalitede sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünün yoksullarının büyük bir bölümü, 50 sene öncenin zenginlerinin hayalini bile kuramadıkları birçok teknolojik olanaktan yararlanabiliyorlar. örneğin teknoloji geliştiği için 50 sene önce tedavi edilemeyen birçok hastalık artık tedavi edilebiliyor. yoksul olsanız ve sağlık hizmetlerinden yararlanma şansınız görece kısıtlı olsa bile, hastalığın eğer tedavisi varsa kurtulma olasılığınız var. buna karşın, 50 sene öncenin zengininin aynı hastalıktan kurtulma şansı olmayabiliyordu. yani, bugünün yoksullarının büyük bir kısmının sağlık hizmetleri alanında 50 sene öncenin(hatta bazı noktalarda 10 sene öncenin) zenginlerinden en azından kısmen daha iyi durumda olduğunu söylemek gayet de mümkün. bu, bir zenginleşmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünün yoksulları değilse bile orta sınıfları, bilgisayar ve internet teknolojisinden çok kapsamlı olarak yararlanabiliyorlar, 50 sene öncenin,hatta bazı yönlerden 10 sene öncenin zenginlerinin bile hayalini kuramadıkları "oyuncak"lara ve bilgi alma olanaklarına sahip olabiliyorlar. 10 sene önce youtube yoktu, facebook yoktu, şimdiki kadar zengin bir internet yoktu, dolayısıyla bugünün orta sınıfı, birçok yönden 10 sene öncenin zengininden daha iyi durumda. bu, bir zenginleşmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 sene öncenin zengini devlet televizyonuna ve üç-beş tane programa mahkumdu... bugünün en ultrafakir bireyi bile kanal beğenmiyor, tv programı beğenmiyor, herşeye burun kıvıracak kadar tv'ye ve şova doymuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bugünün birçok yoksul ailesinin evinde bulaşık makinesi var, buna karşın 20 yıl öncenin orta sınıf ailelerinde bulaşıklar çoğunlukla elde yıkanıyordu. bugünün yoksulunun 20 yıl öncenin zengininden değilse bile(zengin hizmetçisine yıkatır sonuçta bulaşıklarını) orta sınıfından daha iyi durumda olduğunu gözlemlemek bu noktada da mümkün. bu, bir zenginleşmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teknolojik gelişim nedeniyle, 50 sene öncesine kıyasla, uçak bileti fiyatları insanların gelirlerine oranla çok düşmüş durumda. türkiye'den amerika'ya uçak yolculuğu yapmak eskiye kıyasla çok daha sıradan bir olay haline gelmiş durumda. (ki bunun nedeni ne özaldır ne akp'dir, ne kemalizmdir, ne de serbest piyasa ekonomisidir... belirttiğimiz gibi sadece ve sadece teknolojik gelişimdir) iki-üç aylık asgari ücretle abd'ye uçak yolculuğu yapılaibliyor artık. eskiden 1 yıllık genel müdür maaşı anca yetiyordu bunun için. (asgari ücretli adam amerika vizesi alabilir mi onu bilemem tabii.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cep telefonuna değinmeye bile gerek yok herhalde. artık temizlikçi kadının bile yüksek düzey teknoloji ürünü cep telefonu var, 10 sene öncenin sosyetik kadınının sahip olamayacağı kalitede cep telefonu var. hayır temizlikçi kadının görgüsüzlüğünden kaynaklanıyor değil bu, artık normal standardın bu olmasından kaynaklanıyor sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böylesine hızlı bir teknolojik gelişim varken ve bu teknolojik gelişimden insanlığın çok büyük bölümü, (farklı oranlarda olmakla birlikte) pay alabilmekteyken, konjonktürel ekonomik krizler, gıda krizleri vb. şeylere odaklanarak insanlığın yoksullaşmakta olduğundan söz etmenin alemi yoktur. dünya, tarihinin en müreffeh ve iyi yaşanan devrini yaşıyor. tam anlamıyla bir saadet ve şımarıklık devrindeyiz. türkiye de bundan kendi çapında payına düşeni alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evine götürecek yemek bulamayan, üstüne giyecek giysi bulamayan, interneti rüyasında bile göremeyen, kıçını taşa silen vb. insanlar hala var tabii. ülkemizde de var. ama o insanlar hep vardı ve belki hep var olacak. bu tarz insanların varlığı, dünyanın yoksullaştığı anlamına değil, sadece "en dip düzeydeki yoksulluğun" hala ortadan kaldırılamadığı anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğal kaynaklar tükenene kadar bu saadet devri sürecek, onlar da düşünüldüğü kadar çabuk tükenmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki neden insanlar bu kadar yoksulluktan şikayetçiler? çünkü gelir dağılımı hala çok dengesiz. birileri çok daha iyi yaşayınca, "normal yaşayanlar"a normal yaşamları yetmiyor. "normal yaşayanlar" kendilerini yoksul zannediyorlar. insan, kendi durumunu, başkalarına orantılayarak değerlendiren bir varlıktır. insanın bu yapısının değişmesi imkansızdır. o nedenle "biz yoksuluz, yandık bittik, orta sınıf diye birşey kalmadı" vb. şeklinde inleyen ve teknolojik gelişimin sağladığı nimetler için minnet duymasını bilmeyen, bazı konularda 10, bazı konularda 20, bazı konularda 50 sene öncesinin üst düzey zengininin hayalini bile kuramadığı teknolojik lükslerden yararlandıklarının farkında olmayan orta sınıflar hep var olmaya devam edecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: sadece teknolojik gelişim değil, birçok üründe kalite standardizasyonunun yakalanmış olması, tavuk etinin daha kolay ulaşılabilir birşey olması, eskiden lüks olan birçok şeyin artık sıradan olması vb. birçok noktada da gözlemlenebilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada kastedilmek istenen, "hardcore yoksulluk"un azalması değil, "orta derece yoksulluk" olarak adlandırabileceğimiz yoksulluk biçimlerinin daha ılımlı ve makul hale gelmesidir. "hardcore yoksulluk" azalıyor değil, aşağı yukarı aynı kalıyor. hala afrikada milyonlarca insan aç susuz. bunları ezberledik zaten.&lt;br /&gt;ayrıca, belli bir düzeyin altındaki gelir, gerçekten de yoksulluk sınırının altıdır. günde 1 dolarla yaşayan bir insan her anlamda ve her durumda yoksuldur. buna tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama aylık net 500-750 dolar geliri olan bir insanın yoksul sayılıp sayılmamasında teknolojik gelişim faktörü çok belirleyicidir.&lt;br /&gt;tabii olay sadece teknolojik gelişim de değildir. örneğin hangi ülkenin vatandaşı olduğunuz da bir zenginlik/yoksulluk kriteridir. dünyanın hemen hemen hiçbir yerine vizesiz gidemeyen bir türk burjuvası, hemen her yere vizesiz gidebilen ayda 2-3 bin euro gelir sahibi bir avrupalı orta sınıf bireye kıyasla gerçekten daha mı zengindir mesela? zenginlik kesinlikle sadece matemetiksel bir şey değildir. neyse konumuza dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 sene öncenin aylık net 500-750 dolar gelir sahibi bir insanının yaşam koşullarıyla günümüzün aylık net 500-750 dolar gelir sahibi insanının yaşam koşulları arasında çok büyük uçurumlar söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aylık net 500-750 dolar sahibi olup da internette gönlünce gezen, msn'de 200 tane arkadaşı olan, playstation'ı olan, teknolojik gelişimin sağladığı yükselmiş genel altyapı olanaklarından(her ne kadar türkiye'de bu olanaklar hala gerektiği kadar iyi olmasa da) yararlanabilen, kaliteli bir cep telefonu olan (ve kampanyalar sayesinde çok uzun konuşma sürelerine sahip olan )bir insan (eğer yiyecek yemek bulamayacak durumda falan da değilse) bence yoksul falan değildir. gayet de lüks içinde yüzen hergelenin tekidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en kötü ne olur? kendi başına ev kiralayacak parayı bulamadığı için ailesiyle yaşamaya devam etmek zorunda kalır, ya da yaşadığı küçük şehirden çıkıp büyük şehire yerleşmeyi başaramaz. istediği her zaman et yiyemez, istediği her giysiyi alamaz, istediği kadar sevgilisi olamaz. evlenmek istemesi durumunda talip sayısı daha paralı bir bireye kıyasla nisbeten daha az olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu sözde yoksulumuz, sözde kriz mağdurumuz, 20 sene önceki aynı(hatta daha iyi) gelir düzeyindeki insanın hayalini kuramadığı olanakları çatır çatır kullanır. sonra da şikayet eder, "orta sınıf kalmadı artık" der. durumumuz kötüye gidiyor der. batıyoruz der. (sözlükte de çok var bu insanlardan)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben bu ayda 500-750 dolar civarı gelir(ya da bütçe diyelim) sahibi sözde yoksullardan sıkıldığım için, afrika'daki açların durumunu göz ardı etmiş olabilirim. bu yavşakların acısını onlardan çıkarmış olabilirim. eğer öyleyse afrikalı kardeşlerimden özür diler, gözlerinden öperim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(not:500-750 dolar aralığı doğru aralık oldu mu emin değilim.sonuçta bilim adamı değiliz, biraz deneysel takılmak durumundayız sayılar konusunda. sayılara değil anafikre odaklanınız.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8182757527110624288?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8182757527110624288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8182757527110624288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/dunyada-yoksullugun-giderek-azalmas.html' title='Dünyada Yoksulluğun Giderek Azalması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-186525242557446506</id><published>2009-07-03T13:56:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:23:22.566+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Kemalist Bireylerdeki Öğretmen Ruhu</title><content type='html'>kemalizmin bence en dayanılmaz olan yanı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     kemalist bireylerin hayatları birilerine bişey öğretme telaşı içinde geçer. elbette ki asıl amaçları öğretmek değil bişeyler öğretme görüntüsü altında birileri üzerinde tahakküm kurmak ve ego tatmin etmektir. diğer taraftan, öğretmeye çalıştıkları şeylerin doğruluğuna gerçekten de inanırlar. yani öğretme çabalarında değil ama inandıkları şeyler konusunda samimi oldukları söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     siyasetle ilgili olmayan, tamamen bireysel olan birçok alanda da kemalist bireylerin öğretmen ruhunu gözlemlemek mümkündür. kemalizmin öğretmen ruhunun bir boyutu da şudur: kemalist bireyler, normaldışı gördükleri arkadaşlarını normalleştirmeye çalışırlar. "olm bak doğru davranış budur, sen tuhaf davranıyorsun. tuhaf olmaktan vazgeç. normalliğe yaklaş" mesajı verirler sürekli. "benim gibi ol, benim gibi yaşa, doğru yaşam benimkidir" mesajı verirler. farklı yaşam tarzları ve kişilik yapıları olabileceğini anlamak istemezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     kemalistlerle sağlıklı arkadaşlıklar kuramıyor olmamın temel nedeni, politik görüş uyumsuzluğu değil, kişiliklerinin bu yönleridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   ***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   kemalist bireylerdeki öğretmen ruhu'yla dinci bireylerdeki öğretmen ruhu arasında büyük farklar olduğu kanaatindeyim.&lt;br /&gt;     dinci bireylerdeki öğretmen ruhu, esas olarak, dini kutsallar ve "muhafazakar yaşam tarzı"nın korunması üzerine kuruludur. (kaldı ki, dini kutsalların ve "muhafazakar yaşam tarzı"nın tanımı da değişiklik geçirmiş, dini kutsallar daha ılımlı şekilde yorumlanmaya başlanmış ve "modern-muhafazakarlık" olarak adlandırılan bir noktaya gelinmiştir. ama bu noktaya şimdilik girmeyelim)&lt;br /&gt;     buna karşın, kemalist bireylerdeki öğretmen ruhu, hayatın her alanına yayılmıştır.&lt;br /&gt;     bir dincinin kutsallarına hakaret etmezseniz, muhafazakar yaşam tarzına karşı çıkmazsanız, dincinin sizin onun ilkelerine ters düşen özelliklerinizi tolere etme olasılığı vardır. (tolere etmeme olasılığı da vardır, ama bu olasılık nisbeten daha düşüktür)&lt;br /&gt;     buna karşın, kemalistin kutsallarına hakaret etmemeniz, yaşam tarzına karşı çıkmamanız gibi şeyler kemalistin gözünde kesinlikle yeterli değildir, bunlar ona göre zaten doğal durumdur. yani kemalist kendisine karşı çıkılmamasıyla asla yetinmez. kemalisti tolere etmeniz, kemalistin sizi tolere etmesini sağlamaya yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     kemalist açgözlü ve narsisttir, mutlak itaat bekler. onu taklit etmenizi, onu model almanızı bekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     ayrıca, demin de belirttiğimiz gibi, kemalistin müdahale alanı, dincinin müdahale alanına kıyasla daha geniştir. dincinin domuz eti, alkol, cinsellik vb. birkaç temel meselesi vardır. buna karşın, kemalist, hayatın her alanında müdahalecidir. kemalist, size hayatın her detayında müdahale etmeye ve sizi kendine benzetmeye çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     buna karşın, dincinin, onun kutsallarına dokunmadığınız sürece "onu da allah yaratmış" diyip sizin kendinize özgü yapınıza saygı duyabildiği noktalar daha çoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     bu demek değildir ki, her kemalist her alanda dayatmacıdır, her dinci tolerans ve hoşgörü sahibidir. elbette ki istisnalar var.&lt;br /&gt;     ama örneğin dincilerin "tuhaf insanlar"a ve "normaldışı insanlar"a karşı olan toleransının (bu insanlar onların kutsallarına dokunmadığı sürece) kesinlikle daha büyük olduğu kanaatindeyim. genel olarak, dinin içinde, "tuhaflık"a karşı bir hoşgörü vardır. buna karşın, kemalizm, normali yüceltir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     kısacası: dincilik, kemalizme kıyasla daha hoşgörülüdür. çünkü müdahale ettiği konular belli-başlı birkaç şeyden ibarettir. bununla birlikte, dinciliğin müdahaleci olduğu noktalarda zaman zaman daha sert şekilde müdaheleci olabildiği de bir gerçektir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-186525242557446506?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/186525242557446506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/186525242557446506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kemalist-bireylerdeki-ogretmen-ruhu.html' title='Kemalist Bireylerdeki Öğretmen Ruhu'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4223496586554909956</id><published>2009-07-03T13:34:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:25:47.104+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsellik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Kaşar Kelimesinin Aslında İltifat Olması</title><content type='html'>Türk kızlarının asla anlayamadıkları bir gerçek.&lt;br /&gt;çoğu erkek kaşar derken aslında "özgürce sevişebilen, modern, hoş, çekici, cazip kız" demek ister.&lt;br /&gt;bir kızdan kaşar diye bahsedilmesi o kız için prestij kaybı değil prestij artışıdır.&lt;br /&gt;(motor sözcüğü için de aynı şey daha düşük oranda olmakla birlikte geçerli olabilmektedir)&lt;br /&gt;kaşar damgası yemekten kaçarak yaşayan bir kız, kendine hayatı zehir etmenin yanısıra, prestijli ve sevilen bir birey olmayı da başaramaz.&lt;br /&gt;anca babasından teyzesinden falan takdir alır, yaşıtları arasındaysa silik bir birey olur.&lt;br /&gt;(ve elbette ki bunun böyle olmadığı, kaşar sözcüğünün bir kıza negatif imaj kazandırabildiği durumlar da vardır ama bu durumlar oran olarak nisbeten azdır.)&lt;br /&gt;türk kızına tavsiyem, erkek argosunun dolaylı olarak ne anlattığını çözmek için biraz çaba sarfetmesi, her şeyi düz anlamıyla almaktan vazgeçmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu gerçeğin farkında olmadan, yani hakkında kaşar denmesi olasılığını minimalize etmeye çalışarak yaşayan kızımızın yaptığı gelecek planları da hüsrana uğrayacaktır.&lt;br /&gt;"mümkün olduğunca az erkekle yatarsam, yattıklarımla da gizli kapaklı şekilde yatarsam ve bu şekilde temiz kız olarak anılmayı başarırsam, günün birinde uzun süreli ve kaliteli bir ilişki yaşayabileceğim yakışıklı bir sevgilim, kariyerli ve paralı bir kocam vb. olabilir. çünkü erkekler temiz kız arıyor" şeklinde plan yapan türk kızı, çok yanıldığını belirtmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet türk erkeğinin hala bazı noktalarda geleneksel kaldığı doğru. ama uzun süreli ilişki ya da eş arayan nitelikli erkeklerin çok büyük bir kısmının artık asıl baktıkları kriter "kızın temiz olması" değil. "temiz olma" kriterine bakan adamlar da zaten senin asla tercih etmeyeceğin kadar demode, muhafazakar, kıro vb. olan adamlar. artık eğitimli, kültürlü, yüksek gelirli türk erkeği "temiz kız" saplantısı içinde değil. dışarıya karşı öyle bir arayış içindeymiş gibi bir imaj veriyor olsa bile değil.&lt;br /&gt;modern türk erkeği artık "kaşar"ları, yani özgürce sevişebilen, modern ve güzel kadınları tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ileride koca bulabilip bulamaman, hakkında birilerinin kaşar diyip dememesine bağlı değil benim güzel kızım. o nedenle kasma kendini, rahat ol. canın nasıl istiyorsa öyle davran.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4223496586554909956?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4223496586554909956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4223496586554909956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kasar-kelimesinin-aslnda-iltifat-olmas.html' title='Kaşar Kelimesinin Aslında İltifat Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7199335236194118180</id><published>2009-07-03T13:31:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:26:31.774+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kariyer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><title type='text'>Kadın Müdürle Çalışmak</title><content type='html'>psikolojisi çok sağlam olan ve/veya kadınların anormalliklerine karşı çok toleranslı olan insanlar dışında kimseye tavsiye etmeyeceğim durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben kadın müdürle çalışmak istemem, çünkü kadınları ciddiye alan bir insanım. kadınları ciddiye alan bir insan olduğum için de, kadın müdür anormal şeyler yaptığında "gene kadınsı saçmalıklar yapıyor" diyip geçmem, aynı şeyi bir erkeğin yapması durumunda göstereceğim tepkiyle aynı tepkiyi gösteririm. kadınları ciddiye almak, kadınları tolere etmeyi zorlaştıran en önemli faktörlerden biri, ama bu da kişilik yapınıza bağlı bişey, ben ne yazık ki kadınları erkekleri aldığım kadar ciddiye alan biriyim. ülkemizdeki çoğu erkek kadınları ciddiye almayan bir kişilik yapısında yetiştirildiği için bir erkeğin söylemesi durumunda kan çıkartacakları incitici sözleri bir kadından duyduklarında gülüp geçiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer taraftan, bu işin hormonlarla o kadar direkt bağlantılı olduğu kanaatinde değilim aslında. "kadın müdür" olgusunun asıl sorunlu yanı, kadınların yönetmeyi ve kariyeri henüz tam olarak çözememiş olmaları. örneğin bir erkek hem ciddi ve profesyonel bir yönetici olmayı hem de belli bir ölçüde esnek ve rahat davranmayı başarabiliyor. bir erkek hem kariyerist hem de belli bir oranda insancıl olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, "kariyerist kadınlar" yaptıkları işi bir ev ödevi gibi algılamaya eğilimliler. yaptıkları iş konusunda kıvrak olamıyorlar, ezberci ve esneklikten yoksun bir kariyer anlayışları oluyor genelde. çalıştıkları alanın arka plan boyutlarını göremiyorlar, en klişe yükselme yöntemleri, en klişe iş yapma biçimleri neyse hemen onları ezberleyip uygulamaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müdürlük koltuğuna oturunca da iyiden iyiye acımasız ve katı bir profesyonelliğe bürünüyorlar, üstelik dediğimiz gibi, büründükleri abartılı ve acımasız profesyonelliği haklı çıkartacak kadar büyük bir yaratıcılıkları ya da işe hakimiyetleri de olmuyor çoğu durumda. erkek yönetici de acımasız olabiliyor tabii, ama erkeğin acımasızlığında bile bir coolluk, sakinlik, kıvraklık ve hatta mizah duygusu olabiliyor, en acımasız erkek yöneticiyle bile uzlaşacak bir nokta bulabiliyorsunuz. buna karşın acımasız kadın yönetici aynı zamanda kavgacı ve saldırgan oluyor, acımasız profesyonelliğin ezberci ve kıvraklıktan yoksun bir iş anlayışıyla birleşmesinin de etkisiyle durum iyice dayanılmaz hale gelebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunlar hormonlarla değil kadınların iş dünyasını ve kariyer olgusunu yeni yeni keşfetmesiyle ilgili şeyler. kadınlar(ımız) nasıl orgazm olmayı yeni yeni öğreniyorlarsa, yönetici olmayı, kariyer yapmayı da yeni yeni öğreniyorlar, o nedenle de gereğinden fazla ciddiye alarak ve kıvraklıktan yoksun bir anlayışın içine sıkışarak olayı ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aşırı genelleme yapmaktan yana değilim, ayrıca bir erkeğin en büyük rakibi diğer erkekler olduğu için erkek yönetici de benim çok işime gelmez aslında. ama ne olursa olsun kadın yönetici fikri de hiç cazip gelmiyor. gerçekler serttir ve kabadır, kadınlardan iyi yönetici olmasının zor olduğu da ülkemizin sert ve kaba gerçeklerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7199335236194118180?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7199335236194118180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7199335236194118180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kadn-mudurle-calsmak.html' title='Kadın Müdürle Çalışmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2801983229745919987</id><published>2009-07-03T13:26:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T05:29:55.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='duygu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Akrabalara Karşı Bir Yakınlık Hissedememek</title><content type='html'>bu tutumun çok dikkatli şekilde sorgulanması gerektiği kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela 10-15 yaşındayken anlamlar yüklediğiniz, değerler atfettiğiniz, bir tür öğretmen gibi algıladığınız, hayat hakkındaki fikirlerinden yararlanmaktan hoşlandığınız amcanızın, teyzenizin, eniştenizin, yengenizin, kuzenizin 30-40 yaşına geldiğinizde size çok sıradan ve boş insanlar gibi görünmeye başlamaları, ille de 30-40 yaş algınızın daha doğru algı olduğunu mu göstermek zorundadır? 10-15 yaş algınız daha doğru algı olamaz mı? 10-15 yaşındaki değerlendirme kriterleriniz daha sağlıklı kriterler olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"amca-teyze-enişte-yenge ortamı çok kalitesiz, leş ortam hacı, hepsi yüzeysel, sıradan hayatlar yaşayan insanlar, bana bir şey katmıyorlar. ama kendi seçtiğim değerli ve kaliteli arkadaşlarım bana çok şey katıyorlar" diyen insan yanılıyor olamaz mı? amcanın-teyzenin-eniştenin-yengenin ortamında dönen sohbetlerin içeriği, değerli ve kaliteli olduğuna inandığımız arkadaş ortamınkinden daha zengin olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca kendi seçtiğimize inandığımız arkadaşlarımızı ne kadar gerçekten kendimiz seçiyoruz? kendi seçtiğini düşündüğün "değerli ve kaliteli" arkadaşlarını, sana, "yeni dünya düzeni"nin bilinçaltına yüklediği "yükselen değer"ler seçtirmiş olamazlar mı? amcanın-teyzenin-yengenin-eniştenin-kuzenlerin yavan, sıradan vb. görünen gösterişsiz sohbetleri alttan alta arkadaş ortamındaki "sözde çok kaliteli" diyaloglardan daha büyük bir bilgelik içeremezler mi? amcanın-teyzenin-yengenin-eniştenin-kuzenin birçok konudaki yargısı, çok kaliteli bildiğimiz ve özenle seçtiğimizi zannettiğimiz arkadaşımızınkinden, sevgilimizinkinden vb. daha doğru olamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyledir diye söylemiyorum, sadece öyle de olabileceği olasılığını gözardı etme diye söylüyorum.&lt;br /&gt;yoksa "ah akrabam vah akrabam"cı bir insan değilimdir. hiç işim olmaz.&lt;br /&gt;ama her olasılığı düşünmek şart bu hayatta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2801983229745919987?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2801983229745919987'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2801983229745919987'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/akrabalara-kars-bir-yaknlk-hissedememek.html' title='Akrabalara Karşı Bir Yakınlık Hissedememek'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1628246536836364329</id><published>2009-07-03T13:23:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T05:37:09.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Sözleri Anlaşılmayan Şarkının Daha Değerli Olması</title><content type='html'>&lt;div class="panel" style="float: right; clear: right;"&gt;   &lt;table class="panel" id="panel" style="text-align: left;" cellpadding="0" cellspacing="1"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr id="gena"&gt;&lt;td style="padding: 2px; text-align: center; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;textarea id="cidtxt" cols="10" rows="3" style="display: none;"&gt;&lt;/textarea&gt;gizemden kaynaklanır.&lt;br /&gt;mesela sevgili michael jackson, "annie are you ok? are you ok annie?" diyip dururken biz kafamızda ne tahminler yürütürdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bkz: &lt;a class="b" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=smooth+criminal"&gt;smooth criminal&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"eni meni bobçek" dediğini falan zannederdik. çünkü hem adamın telaffuzundan ne dediği anlaşılmıyordu hem de ingilizce dinlediğimizi algılama yeteneğimiz kısıtlıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anlamadığımız için de değerli bulurduk, üzerine kafa yorardık, mistifiye ederdik kafamızda.&lt;br /&gt;yani, michael jackson şarkısını değil, kendi kafamızda yarattığımız michael jackson şarkısını severdik.&lt;br /&gt;zaten, genel olarak, amerikan kültürünün dünyadaki etkisi ve popülerliği, biraz da, yanlış anlaşılmasından kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;objektif olarak bakarsak, "annie are you ok? are you ok annie?" cümlelerinin, antalya'da kıronun birinin ingiliz hatunun birinin yanına gidip tanışma girişiminde bulunurken kullanacağı ifadeler gibi göründüklerini kabul etmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o şarkının yapıldığı zamanlardan bu yana ingilizce'nin dünyadaki yaygnlığının artmış olması da, bu konudaki algımızın değişmesi üzerinde etkili olmuş olabilir.&lt;br /&gt;hatta artık kırolar bile çok daha kompleks ingilizce ifadeler üretebilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o zamanında çok gözümüzde büyüttüğümüz "michael jackson ingilizcesi" ve "michael jackson şarkılarına özgü anlam dünyası" da, en nihayetinde, “kıro ingilizcesi”yle uzaktan da olsa akrabalığı olan bir ingilizce’yi içermektedir. bunu "michael jackson büyüttüğünüz kadar önemli biri değil” anlamında söylemiyorum, sadece hayatta her şeyin ne kadar göreceli ve karışık olduğunu anlatmak için söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1628246536836364329?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1628246536836364329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1628246536836364329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/sozleri-anlaslmayan-sarknn-daha-degerli.html' title='Sözleri Anlaşılmayan Şarkının Daha Değerli Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-387962675342301481</id><published>2009-07-03T13:22:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:39:28.578+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='din'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><title type='text'>Dinin İçerdiği Agnostik Boyut</title><content type='html'>din, ilk bakışta göründüğü kadar, tek doğrulu, tek boyutlu, her şeyi kesin olarak açıklama, kesin olarak belirlenmiş bir yaşam formülasyonu sunma iddiası taşıyan bir olgu değildir. din, içinde gayet geniş bir agnostik (yani "bilinemez"ci) alan barındırır. din, bu yönüyle, ateizme kıyasla çok daha postmodern durmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dinin örneğin ölüm sonrasında olacak şeylerle ilgili kullandığı semboller, çok farklı şekillerde yorumlanabilen şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, eğer ateistseniz "herşey bitiyor" şeklinde tekseçenekli bir düşünce tarzına mahkum olursunuz. ateizm, dine kıyasla, çok daha "tekdoğrucu" bir düşünce şeklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ateist bireyin yaşam tarzı da, dindarınkine kıyasla daha tektip olabilmektedir. ateist birey, statü sembolleri, mesleki başarılar, cinsel başarılar vb. şeylerin peşinden programlanmış bir robot gibi ve kendine hiçbir soru sormadan koştururken, dindar bireyin (zihinsel) dünyası daha fazla soru işareti ve daha geniş bilinemezlik alanları içerebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin "allah büyüktür" demek, biraz da "bilinemezlik büyük" demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dindar bireyin dünyadaki yaşamı konusunda da ölümden sonrası konusunda da kafasında soru işaretleri olabilirken, ateist bireyin kendini inandırdığı tek doğrulu sistem içinde sorusuz meraksız ot gibi yaşayıp gittiğinden söz etmek mümkündür. elbette ki böyle olmak zorunda değildir, her dindar ve ve her ateistin kendine göre özellikleri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bununla birlikte, dini çok farklı şekillerde yorumlamak ve yaşamak mümkün tabii. dini "bilinemez" olan şeyleri ön planda tutarak yorumlamanın mümkün olduğu gibi, daha "kesin bilinirlik"ler ve "katı kurallar" üzerinden gitmek de mümkündür. ama en katı şekilde yorumlanmış din bile, özünde, ateizmin içermediği bir agnostik boyut içermektedir. din, her şeyi bilme iddiası değil, bilinemezliği göğüsleme cesaretidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-387962675342301481?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/387962675342301481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/387962675342301481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/dinin-icerdigi-agnostik-boyut.html' title='Dinin İçerdiği Agnostik Boyut'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7744414812526635000</id><published>2009-07-03T13:21:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T11:08:10.227+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><title type='text'>Meyve Yiyenlerin Kıro Olması</title><content type='html'>doğayla yakın ilişki içinde olan bireyler olmalarından kaynaklanan gerçeklik.&lt;br /&gt;meyveden hoşlanmak, şehir hayatına adapte olamamışlığın, maganda kalmışlığın en büyük göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inci'de profiterol yemek, kaliteli bir lindt çikolatası yemek gibi seçkin ve eğitimli hazlar dururken, meyve gibi dünyanın her yerinden fışkıracak kadar değersiz, ucuz ve basit bir şeyin peşinden koşmak, bildiğin ayılıktır.aynı zamanda yeterince zengin olmama göstergesidir.&lt;br /&gt;doğada bulunan ürünü hiçbir işlemden geçirmeden önünüze koyuyorlar, bunun neresi kaliteli yaşam... o zaman en kaliteli yaşayanlar hayvanlar olmuyo mu? hayvan gibi yaşamak ne zamandan beri kalite anlamına geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstelik meyve yiyen kırolar, bu hanzoluklarını sağlıklı yaşam, kaliteli yaşam, doğayla barışık olmak gibi etiketler altında pazarlamaya çalışırlar.&lt;br /&gt;ulan doğa dediğin şey zaten kıroluğun anayurdu. ayılar öküzler nerde yaşıyorlar? tamam şehirde mecazi anlamda ayılar öküzler var ama kelime anlamıyla yani gerçek anlamıyla ayı ve öküz&lt;br /&gt;doğanın içerdiği şeylerdir. doğallık magandalıktır. doğa, şehir hayatına kıyasla çok daha kıro bir platformdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek öküzlerin sağlığını taklit eden mecazi anlamda öküzoğlu öküz seni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7744414812526635000?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7744414812526635000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7744414812526635000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/meyve-yiyenlerin-kro-olmas.html' title='Meyve Yiyenlerin Kıro Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3193346911247206873</id><published>2009-07-03T13:20:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T11:09:12.124+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>Espri Yapmayan İnsan</title><content type='html'>bu insanın sosyal ortamlarda prim yapmasının bir nedeni şu olabilir:&lt;br /&gt;iyi espri/kötü espri, göreceli şeylerdir. özellikle "iyi espri", son derece göreceli bir şeydir.&lt;br /&gt;size ve birçok arkadaşınıza göre süper kaliteli olan bir espriyi bile kalitesiz bulan birileri çıkacaktır.&lt;br /&gt;ayrıca, espri kalitesinin göreceliliği, genelde negatif yönde işler. yani görecelilik nedeniyle, aslında gayet iyi olan birçok espri kötü bulunabilirken, kötü esprilerin görecelilik sayesinde iyi bulunması, çok daha az rastlanan bir durumdur. şöyle de ifade edebiliriz bunu: her espriyi kötü bulan birileri çıkar, ama her espriyi iyi bulan birileri çıkmaz.&lt;br /&gt;hatta biraz abartarak şöyle bişi bile söyleyebiliriz: her espri, biraz "kötü espri" olarak görülmektedir. çünkü "espri yapma" denilen olgunun beraberinde getirdiği tuhaf bir "kalitesiz bulunma potansiyeli" mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3193346911247206873?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3193346911247206873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3193346911247206873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/espri-yapmayan-insan.html' title='Espri Yapmayan İnsan'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1970266035617746310</id><published>2009-07-03T13:19:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T05:35:34.975+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsellik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Her Türk Erkeğinin Biraz Porno Senaristi Olması</title><content type='html'>türk erkeğinin yaşayamadığı ilişkileri hayal dünyasında var etme çabasından ve bu çabanın şaşırtıcı derecede yaratıcı sonuçlar doğurmasından kaynaklanan durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk erkeği, seks konusunda sürekli konuşuyor, sürekli bilgi sergiliyor. "ben çok çapkınım" imajı vermek için yapan (ama aslında abazan olan) da var bunu, başka amaçlarla yapan da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk erkeği bu kadar bilgiyi ve anlatım yeteneğini bu muhafazakar toplum yapısı içinde nerden biriktirebiliyor, nasıl bu boyutta geliştirebiliyor olabilir... sadece porno izleme olayı falan da değil, bundan 20 sene öncesinde, porno fazla yaygın değilken de türk erkekleri böyleydiler. kahvelerde dönen sohbetler desek o da bir yere kadar. gerçi kahveler internetle kıyaslanabilecek hareketlilikte bilgi paylaşım alanları sayılabilirler, ama bir yere kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kuzey avrupalı erkeğin belki 50 farklı kadınla seks deneyimi vardır mesela. ama seks konusunda ahkam kes, seks maceraları anlat, kadınları genelle vb. deseler, bizim deneyim dağarcığı 2-3 seks deneyimiyle kısıtlı olan türk erkeği kadar anlatamaz. zaten anlatmayı gereksiz de görebilir, ama gerekli görse ve anlatmak istese de bizimkiler kadar akıcı bir anlatım yakalamayı başaramayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seks konusunda deneyim sahibi olup olmamak farklı bir şey, seks konusunda canlı ve akıcı bir şekilde bir şeyler anlatabilme, kurgulama yeteneğine sahip olup olmamak farklı bir şey. seks deneyiminin azlığı, paradoksal şekilde, seks konusunda (içinde bol miktarda tutarsız, çelişkili, yanlış bilgiler olabilse de) daha çok şey bilmeye yol açabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer taraftan, türk erkeğinin bu alandaki yaratıcılığının gerçek bir orjinalite içermediğini ve bütün türk erkeklerinin aşağı yukarı aynı kurguları yapmakta olduklarını öne sürmek de mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama öyle bile olsa, türk erkeğine saygı duymak şarttır.&lt;br /&gt;gerçekten zoru başarıyorsunuz çocuklar.&lt;br /&gt;bu çorak ülkede, kendinize müthiş bir dünya kuruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1970266035617746310?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1970266035617746310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1970266035617746310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/her-turk-erkeginin-biraz-porno.html' title='Her Türk Erkeğinin Biraz Porno Senaristi Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4815155145536691402</id><published>2009-07-02T20:07:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:32:32.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsellik'/><title type='text'>Vajinanın Kadından Çok Erkeğin Konusu Olması</title><content type='html'>dünyanın mantıksızlıklar üzerine kurulu mantığının en ilginç örneklerinden biri.&lt;br /&gt;eğer penis erkekten çok kadının konusu olsaydı, vajinanın kadından çok erkeğin konusu olması bu kadar da şaşırtıcı olmazdı.ama öyle değildir; hem penis hem de vajina esas olarak erkek konularıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu demek değildir ki, penis konuşan kadın yoktur, tam tersine, penisin kadınlar arası diyaloglardaki sık kullanılan kelimeler arasında yer aldığı bile iddia edilebilir. ama buna rağmen, erkeğin penise odaklı dünya algısına oranla, kadının dünya algısında penis çok daha az yer tutar. erkeğin hayatı penis etrafında bir dünya örmekle geçerken, kadın diyaloglarındaki "adam da bamya pipili çıktı ya" tarzı kısımlar devede kulak kalmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadınlar arasında vajina konusu hiç mi açılmaz? açılır elbette. ama ağırlıklı olarak vajinanın hastalıklarını, sorunlarını, ağrılarını-sızılarını vb. konuşmak için açılır gibime geliyor. "bir zevk kaynağı olarak vajina", kadın için heyecan verici bir anlatım konusu değildir pek.&lt;br /&gt;ondan ziyade, "anlatılmaz yaşanır" bir şeydir sanki. (o da artık ne kadar yaşanıyor ve yaşatılıyorsa...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkeğin vajinaya olan ilgisiyle kadının vajinaya olan ilgisi arasındaki fark o kadar büyüktür ki, vajinanın yanlışlıkla kadına monte edilmiş olan ve aslında erkeğin parçası olması gereken bir organ olduğu izlenimi doğmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kadın, mastürbasyon yaptığı anda bile, erkek kadar "vajina merkezli bir dünya algısı"na yaklaşamamaktadır. belki vajinasını çok yoğun bir şekilde deneyimlemektedir, ama onu erkeğin onu özümsediği içsellikle özümseyip özümseyemediği tartışmalıdır.&lt;br /&gt;"kadın vajina ve çevresindeki et yığınıdır" diye bir laf vardır. ama, erkeğin beyninin, "penis ve vajinayla ilgilenen hücreler ve onların etrafındaki et yığını"ndan oluştuğu söylemek daha gerçekçi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(tabii burada dünyadaki bütün kadınların diyaloglarını analiz edip istatistik çıkartmış bir insan konuşmuyor, türk toplumunun kentli orta sınıf tabakalarında gözüne çarpmış olan standart kadın tipinin görebildiği kadarlık kısmını gözlemlemiş bir insan konuşuyor, o nedenle mutlaka hata payı olan bir tespittir. ama buna rağmen yaklaşık olarak doğruyu yansıttığı kanaatindeyim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4815155145536691402?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4815155145536691402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4815155145536691402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/vajinann-kadndan-cok-erkegin-konusu.html' title='Vajinanın Kadından Çok Erkeğin Konusu Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3407716192671561168</id><published>2009-07-02T20:01:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:31:58.168+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='modern'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Dozunda Modernliği Severim Tribindeki Türk Genci</title><content type='html'>alaycı bir tanımlama olduğuna bakmayın, hem pozitif hem negatif açılardan ele alınması gereken bir konsept bu aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu genç insan tipi, genelde beyaz türk kesimden çıkar. genelde kemalizm eğilimi vardır. ama bu olgunun sadece beyaz türklerle ve kemalizmle sınırlanabileceğini düşünmüyorum. "dozunda modernliği severim" tribi, alt sınıf bir türkte de görülebilir, bir kürtte de görülebilir, bir akp seçmeninde de görülebilir. ayrıca, beyaz türk olmasına rağmen bu tripten uzak olanlar da mevcuttur. çünkü beyaz türklüğün bir yönü de "ultramodernlik"tir, ya da en azından dejenerasyondur. ama jet sosyetik beyaz türk olup da "dozunda modernliği severim" tribine eğilim gösterenler de mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne olursa olsun, tasvir ettiğimiz insan türü, "jet sosyetik ve ultraelitist beyaz türk"ten ziyade, "orta sınıf, şehirli, sosyal demokrat aile çocuğu" gibi bir şeye tekabül ediyor. bununla birlikte, olayın sosyal demokratlıkla da çok sıkı bir bağlantısı yok. gayet ülkücü, milliyetçi, ırkçı vb. olan gençlerde de "dozunda modernliğin hastasıyım abi" havası söz konusu olabilmekte.&lt;br /&gt;"dozunda modernlik" dediğimiz şey, kötü olmak zorunda olan birşey değildir. "dozunda modernliğin" yüceltildiği tek yer bizim coğrafyamız değildir ayrıca. kendine göre tanımladığı bir dozunda modernliği olan tek ideoloji kemalist ideoloji de değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bütün bunlara rağmen, türk toplumundaki "dozunda modernliği sevme tribi"nin özellikle genç kuşaktaki örneklerinde tuhaf bir aura var. tam olarak nedenini tanımlayamadığım bir şekilde içimi sıkıyor bu tribe sahip olan genç bireyler. belki kendi "dozunda modernlik" tarzlarını tek doğru olarak görüp, aynı anda hem aşırı modernliklere hem muhafazakarlık olarak gördükleri şeylere şiddetle karşı çıkışları rahatsız ediyor beni. belki hepsinin yaşam felsefesinin, değerler sisteminin birbirine aşırı derecede benzemesi ve bu benzerlikten memnuniyet duymaları rahatsız ediyor. belki kusursuz bir şey olduğunu örtülü olarak da olsa iddia ettikleri "dozunda modernlik"in içten içe birçok çelişki, açmaz ve gerilimle dolu olması bu insanların duruşlarını antipatik bulmama yol açıyor. bir de bu "dozunda modernlik" olgusunu kendine özgü bir kasıntılığı var. kastıkça kasıyor bu insan tipi. rahat olamıyor bir şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben hayatımın çoğu alanında dozu ayarlayamayan bir insan oldum. aşırı hedonizmle aşırı sade yaşam arasında, aşırı modernlik eğilimiyle aşırı pasiflik eğilimi arasında, aşırı iddialılıkla aşırı korkaklık arasında, aşırı tevazuyla kibir arasında, bir sürü aşırı uç arasında gittim geldim... çoğu şeyi yanlış yerde yanlış bileşimde yanlış zamanda öğrendim ve yaşadım. buna karşın, bu insanlar "doz ayarını" öylesine kusursuz şekilde yapmış gibi bir imaj veriyorlar ki... belki imajın arkasına indiğinizde onlarda da birçok doz sorunu var, birçok dengesizlik var, birçok raydan çıkmış şey var. ama en azından imaj düzeyinde böyle gözükmeleri bile doz ayarlama konusunda bir konsantrasyonları olduğunu gösteriyor. evet belki de bu insanları kıskandığım için onlardan rahatsız oluyorum biraz da. ama tek nedenin bu olduğunu zannetmiyorum açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu insanların kendilerine özgü bakışları, duruşları, giyim tarzları oluyor bir de. en çok onlardan hissediyorsunuz bu tribi... ama tabii yüzünü bile görmeden sırf sözlükteki 3 satırlık entrysinden de teşhis ederim bu genç tipini, merak etmesin kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;keşke, türk genci, "dozunda modernlik"inin ilerisini ve gerisini de görebilse. keşke hayatın mükemmel bir şekilde ayarlanmış belirli bir dozdan ibaret olmadığını görse. aşağıyı, yukarıyı, sağı solu, önü arkayı gerçekten görebilse. dozu iyi ayarlanmış olan ve otomatik bir makine gibi işleyen hayatının içerdiği eksiklerin farkında olabilse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3407716192671561168?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3407716192671561168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3407716192671561168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/dozunda-modernligi-severim-tribindeki.html' title='Dozunda Modernliği Severim Tribindeki Türk Genci'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8377876820597109998</id><published>2009-07-02T18:19:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T05:43:43.935+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='modern'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>Facebook'un Hayatı Gizemsizleştirmesi</title><content type='html'>insanların hayatlarıyla ilgili çoğu bilginin ve görüntünün aşırı kolay erişilebilir hale gelmesinden kaynaklanan durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı insanlar facebook'a bir "dedikodu makinesi" olduğu, yani kişinin özel hayatını kamuya açtığı gerekçesiyle karşı çıkıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elbette bu da anlaşılabilir bir yaklaşım. hatta benim anlatmak istediğim şey de biraz bu. ama benim bu durumdan rahatsız olma nedenim, "özel hayatın mahremiyeti elden gidiyor, ah ne korkunç" şeklinde muhafazakar bir mantık değil... ben sadece, insanların hayatları hakkında (ki burada sadece hayatlarının "özel kısımları"nı kastetmiyorum) bu kadar kolay şekilde bilgi edinebiliyor olmamızın, insanlara olan merakımızı "tahrip etmesi"nden ve bu nedenle de hayatı tekdüzeleştirmesinden rahatsızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;facebook, sürekli dedikodu üreten bir fabrika olarak dedikoduyu gereksiz hale getiriyor ve dedikodu olgusunu bir anlamda öldürmüş oluyor. boş zaman değerlendirmenin en büyük kozlarından biri olan dedikodu elimizden gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herşey aşırı derecede ortada olduğu için kimse kimsenin hayatını eskiden olduğu kadar derinlikli/heyecanlı bir şekilde merak etmiyor. gerçi merak ölüyor da değil. insan meraklı yaratıktır, ama merakın içerdiği enerji zayıflıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çırılçıplak vücudun dekolteli vücuttan daha az çekici olması gibi bir durum söz konusu çıkıyor yani ortaya. her şey ortada olduğu için, hiçbir şeyin heyecanı, büyüsü kalmıyor.&lt;br /&gt;mesela "düğün" denilen olayın büyüsü biraz da o düğüne herkesin katılmamış olmasında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;katılanların hepsinin düğünle ilgili anılarının aynı derecede taze kalmayacak olmasında, düğün fotoğraflarının her an herkesin erişim alanında olmamasında vb. şeylerde yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama düğün yapıp fotoğraflarını facebook'a koyduğumuzda, düğünümüz bir şekilde değersizleşmiş oluyor. gizemini, büyüsünü yitiriyor. hakkındaki bütün enformasyonlar her an herkesin erişim alanında olan bir olay ne kadar gerçekten değerli olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sevgililik" denilen olayın büyüsü de biraz bu değil mi? herkesin sevgilinizi görmek konusunda eşit olanaklara sahip olmaması... görmeyenin görene sorması... dönen dedikodular falan... her sevgililik biraz da magazindir. değeri ve anlamı da biraz magazineldir. kişi kendisine bunu itiraf edemese bile böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama şimdi facebook sayesinde her şey ortada. insanlar kendi hayatlarının magazinlerini kendileri üretemiyorlar, çünkü facebook sürekli magazin üreten bir magazin fabrikası olarak kendi ürettiğimiz magazini gereksizleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonuçta da ölen hayatın büyüsü oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;facebook'taki arkadaş listenize eklediğiniz her insanla birlikte, insanlarla ilgili merakınız bir parça daha azalıyor, dünyanız bir parça daha az gizemli hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama belki bu büyü ölümü sayesinde yeni vizyonlar açılabilir. eskiden zevk aldığımız, heyecanlı bulduğumuz vb. şeylerin anlamsızlaşması, bizi yeni aktiviteler aramaya, yeni anlam dünyaları kovalamaya yöneltebilir. belki de facebook'un yarattığı "magazinin sürekli erişilebilir olma durumu", insanın doğasındaki magazinel yönü sönükleştirip, magazinin ötesiyle ilgilenebilen yeni ve üstün bir insan tipinin doğumuna zemin hazırlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8377876820597109998?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8377876820597109998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8377876820597109998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/facebookun-hayat-gizemsizlestirmesi.html' title='Facebook&apos;un Hayatı Gizemsizleştirmesi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7661881362366580457</id><published>2009-07-01T20:11:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:11:27.618+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>Abd Hayranı Solcu</title><content type='html'>zannedilenin aksine, neredeyse "abd hayranı sağcı" kadar sık rastlanan, en az onun kadar doğal ve normal olan bir insan tipidir. obama, clinton gibi sol-liberal bir imaja sahip olan popüler abd başkanları, bu insan tipinin var olmasının temel nedenini oluşturmamaktadırlar, olsa olsa sosunu oluşturmaktadırlar. zannedilenin aksine, abd hayranı solcu, türkiye'ye özgü bir olgu değildir, dünyanın birçok ülkesinde(özellikle de almanya, hollanda, avusturya gibi orta avrupa ülkelerinde) mevcuttur. ve gene zannedilenin aksine, abd hayranı solcu=burjuva solcu, tiki solcu gibi bir formül de söz konusu değildir. gayet ortalama koşullarda yaşayan solcularda da abd hayranlığı gözlemlenebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abd hayranın solcu'nun dünyası paradokslarla doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abd hayranı solcu, abd hayranlığını, abd hayranı sağcı kadar direkt bir şekilde yaşamaz, hatta genelde kendi kendine bile itiraf edemez.abd hayranı solcunun, abd hayranlığı büyük oranda kültürel faktörlere dayanmaktadır. kültürel yönden, abd hayranı solcu, abd hayranı sağcıya kıyasla daha amerikan olabilmektedir. ama solcunun "kültürel amerikanlığı"nın sadece derecesi değil stili de sağcınınkinden farklıdır. aradaki fark, bir derece farkından ziyade bir stil farkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilindiği gibi, solcular daha çok "evrensel kültür"den ve "gelecek"ten yana bir tavır sergileme iddiası taşırken, sağcılar "yerel kültür"ün ve "gelenek"in önemine vurgu yaparlar. sağ ve solun tanımı gereği bu böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günümüz koşullarında, "evrensel kültür" büyük oranda amerikan ve anglosakson kültürü anlamına gelmektedir. amerikan ve anglosakson kültürü, evrensel kültür alanını neredeyse tamamen ele geçirmiş durumdadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o nedenle de, "evrenselci" bir duruş sergilemeyi tercih eden bireyler, farkında olarak ya da olmayarak, (ki çoğu zaman farkında olmadan) otomatikman amerikancı ve anglosaksoncu bir kültürel duruşa kaymaktadırlar birçok durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;solculardaki abd hayranlığının bir diğer nedeni de, dünyadaki muhalif/alternatif/underground kültürün çok büyük oranda abd'liler ve anglosaksonlar tarafından üretilmesi, başka milletler tarafından üretildiği durumlarda da genelde ingilizce üretilmesi ve şu ya da bu şekilde abd ve anglosakson kültürüne eklemlenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hem ülkemizde hem de dünyanın çoğu yerinde, sol kültür, sağ kültüre oranla daha angloamerikandır. muhalif/underground kültür, konvansiyonel/established kültüre oranla daha angloamerikandır. adı üstünde underground, ingilizce bir kelime, üstelik sadece ingilizcede olan bir kelime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"abd kültürü eleştirisi", artık başta abd olmak üzere anglosakson dünyası tarafından üretilen bir kültür ürünü konumuna gelmiş durumdadır. abd kendi eleştirisini de kendi üretip dünyaya sunmaktadır. abd kültürünün hegemonyasını eleştirmek adına yapılan çoğu şey, bu hegemonyayı sağlamlaştırıcı etki yapmakta ve içten içe bu hegemonyanın bazı yönlerine sempatiyle yaklaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7661881362366580457?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7661881362366580457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7661881362366580457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/abd-hayran-solcu.html' title='Abd Hayranı Solcu'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6746497857761744828</id><published>2009-07-01T20:10:00.003+03:00</published><updated>2009-07-06T11:21:41.516+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Kemalizmin Psikolojisi</title><content type='html'>pesimisttir ama bu hüzünlü, romantik, melodramatik ve törensel bir pesimizm değildir. (öyle gibi gösterilmeye çalışsa da değildir) kemalizmin pesimizmi, gri, orta sınıf tadında, memur çocuğu tadında, ruhsuz, incelikten yoksun bir pesimizmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;atatürk özleminden çok, "kürtçü"-"şeriatçı" nefreti üzerine kurulu bir pesimizmdir.&lt;br /&gt;"atatürk ezberi"nden çok "fethullah gülen-abdullah öcalan ezberi" üzerine kurulu bir pesimizmdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalistte, derin bir atatürk romantizmi yoktur, derin bir "cumhuriyet romantizmi" de yoktur. çünkü kemalist romantik olamayacak kadar ruhsuzdur. kemalist, cumhuriyetten ve atatürkten çok abd'ye, kanada'ya özlem duyar. "bir fırsatını bulup yurtdışına kapağı atma düşüncesi", kemalist için atatürk düşüncesinden çok daha büyük bir romantik derinliğe sahiptir.&lt;br /&gt;kemalist, atatürk'ten çok fethullah'la ve apo'yla ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'yi büyütmekten ve yüceltmekten çok, fethullah'ı ve apo'yu durdurmakla ilgilidir. ama onları durdurmanın ne olduğu konusunda da net bir fikri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalistin fethullah'a ve apo'ya olan fokuslanması ve psikolojisini onlardan besleyişi o kadar şiddetlidir ki, fethullah ve/veya apo'nun vefat etmesi durumunda, kemalistin de kendi kendini imha edeceği izlenimini edinebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalist, sürekli "kürtçü"leri ve "şeriatçı"ları düşünüp pesimizme kapılır ve keyfi kaçar, ama bu keyif kaçma halinden enerji toplar ve tatmin olur. yani mazoşist bir yönü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kemalist, gelir durumu ve yaşam standartları muhtemelen gayet normal olduğu halde, sürekli ekonomik krizden ve bu krizin sorumlusu olarak gördüğü şeriatçılardan şikayet eder. kemalist pesimizm, ekonomik kriz konusundaki deforme bir algıdan beslenir sürekli.(ekonomik krizin türkiye'yi ne kadar etkilediği konusu ayrı bir konu. ben ekonomik krizin kemalist psikoloji üzerindeki izdüşümünü anlatıyorum burada. yoksa ekonomik kriz günlerce tartışılabilecek bir konu... ve elbette ki "bizi teğet geçtiği" falan yok...) fethullah ve apo dışındaki en önemli benzini budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bununla birlikte, kemalistin "ekonomik kriz olmasaydı şunu yapardım, ekonomik kriz yüzünden yapamıyorum, allah kahretsin" dediği birşey de yoktur. çünkü kemalistin özlemleri ve arzuları yoktur. fethullah, apo ve ekonomik kriz benzini beynine yüklemiş halde, son hızla pesimizmin sağladığı mazoşist ve ruhsuz hazlara doğru yol almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6746497857761744828?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6746497857761744828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6746497857761744828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kemalizmin-psikolojisi.html' title='Kemalizmin Psikolojisi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5931777891620372792</id><published>2009-07-01T20:08:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:23:14.434+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Loser Beyaz Türk</title><content type='html'>türkiye'deki bütün gereksiz ideolojik aidiyetler bu insan tipinin başının altından çıkar.&lt;br /&gt;loser beyaz türk nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;loser beyaz türk, beyaz türk olmak için gerekli görülen sıfatların bazılarına sahip olup (kendini laik olarak tanımlamak, beyaz tenli olmak, görüntü ve giyim tarzı olarak türkiye ortalamasına oranla nisbeten daha avrupai olmak, üniversite mezunu olmak, yüzeysel bir kent kültürü almış olmak, yüzeysel bir medeniliğe sahip olmak, yüzeysel bir genel kültür, yüzeysel de olsa bir sosyal iletişim becerisi, kendini araplardan üstün görmek vb.), üst klas bir beyaz türk olmak için gereken ekstra öğelerden(gerçekten iyi bir dış görünüş, dünya standartlarında bir eğitim ve vizyon, dünyayı anlama becerisi, yüksek gelir düzeyi) yoksun olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;loser beyaz türk, kendi küçük dünyasının kralıdır. sahip olduğu özellikler, ancak batı anadolu'daki, trakya'daki vb. 100.000 nüfusluk bir yerleşim biriminin elitine dahil olabilmesini sağlayabilecek özelliklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin diyelim ki 40 yaşında, kent kültürü almış, beyaz tenli, ilk bakışta modern ve eğitimli gibi gözüken, ama altı kazındığında düşünsel dünyasının çok klişe fikirlerden ibaret olduğu farkedilen ve ondan çok daha önemlisi, şişman ve güzelliği sönmüş bir kadınsınız. ekonomik gücünüz de bu sönmekte olan güzelliğinizi kurtarmanız için gerekli olan yatırımları yapabilecek düzeyde değil. koca bulma şansınız zaten kalmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;koca bulmak istemeyip sadece sevgili bulmak istiyor da olabilirsiniz, ama doğru dürüst bir sevgili bulma şansınız da az. sizin kafanızdaki erkek profili asla size bakmıyor. çünkü olanakları ve özellikleri kısıtlı ama iddiası çok geniş olan birisiniz, yani tipik bir beyaz türksünüz, haddinizi bilmiyorsunuz, kendi standardınızın üstündeki erkeklere göz koyuyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne yapacaksınız o zaman? ideolojilere sarılacaksınız. ya feminist, ya kemalist, ya anarşist, ya sosyalist, ya da hepsi birden olacaksınız... loserlığınızı bu şekilde kapatmaya çalışacaksınız. ideolojiler imdadınıza yetişecekler, sarsılan egonuzu kurtaracaklar. yarım yamalak anladığınız ideolojilerle milletin kafasını şişirip duracaksınız. cumhuriyet mitinglerine, 1 mayıs gösterilerine akın edip deşarj olacaksınız. ve içten içe artık devrinizin kapandığını hissedeceksiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5931777891620372792?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5931777891620372792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5931777891620372792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/loser-beyaz-turk.html' title='Loser Beyaz Türk'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6713029270694802303</id><published>2009-07-01T20:07:00.004+03:00</published><updated>2009-07-06T11:41:09.445+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Nazi Hayranı Türk</title><content type='html'>gözlemlediğim kadarıyla, bu kişilik tipinin iki versiyonu var. bu iki versiyon arasında melez türler de var tabii, ama bu, iki versiyonun arasında sert felsefi farklar olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birinci versiyon, nazilerin "ari ırk"çı yönlerini yüceltiyor. bunların içinde almanlarla türklerin ırksal olarak aynı kökene dayandığını savunanlar ve kendilerini "ari ırk"ın parçası sayanlar da var, ama bu kadar abartılı şekilde düşünmeyip nisbeten daha normal yaklaşanlar herhalde sayıca daha çoktur. bu versiyona dahil edilebilecek olan nazi hayranı türkler; araplara, kürtlere, ortadoğuya vb. bir düşmanlık içindeler ve nazilerle bu yönden bağlantı kurmaya çalışıyorlar. her ne kadar (doğal olarak) yahudilerden hoşlanmasalar da, yahudileri içten içe araplara tercih ediyorlar. çünkü kemalizmden kaynaklanan çok güçlü bir arap düşmanlıkları var. bu insan tipini, anti-arap, ya da anti-müslüman nazi hayranı olarak da tanımlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci versiyon, nazilerin "yahudi karşıtı" yönlerine odaklanıyor daha çok. nazilerin yahudi karşıtlıklarının islam dünyasına ve arap dünyasına dolaylı da olsa bir sempati anlamına geldiğinin farkında. nazilerin türkiye'ye ilgi duymuş olmalarının, alman milliyetçiliğinin geçmişte türkiye'yle yaptığı işbirliğinin vb. şeylerin nazilerin türk ırkını ari ırkın parçası olarak görmelerinden değil, türkiye'yi islam dünyasının ve ortadoğunun lideri ve en modernleşmeci ülkesi olarak görmüş olmalarından kaynaklandığını, yani nazilerin (en azından eski dönemdeki nazilerin) türkiye'yi algılama biçimlerinin obama'nınkinden aslında çok uzak olmadığını biliyor. bu versiyondakileri de, müslüman nazi hayranı olarak tanımlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;naziler için türkiye, islamı simgeleyen ülke olarak değerliydi, türklük "ari ırk" olgusunun kapsamında görülen bir şey değildi. ama daha sonrasında,(özellikle de son 30-40 yılda) nazilerin islama ve türklere olan yaklaşımı, avrupa'da yaşayan türk nüfusun da etkisiyle, çok şiddetli şekilde değişim geçirdi. bununla birlikte, günümüzdeki bir nazi için bile, türk, her şeyden önce (hem iyi yönleriyle hem kötü yönleriyle) islamın ve ortadoğu kültürünün simgesi olma özelliğini taşımaktadır. yani kendini ortadoğu kültürünün genelinin dışında bir yerde gören ve ari ırkın parçası sayan bir elit türk kimliği, günümüz nazileri için de, geçmişteki naziler için de, bir anlam ifade etmemektedir. beyaz, laik ve seküler türklerin ari bir ırk olduğu, buna karşın "öteki türkler"in, kürtlerin ve arapların düşük ırklar olduğu gibi bir fikir, nazi dünyasının pek anlamlandırabileceği bir fikir değildir. atatürk'e sempati besleyen nazilerin (hem geçmişteki hem günümüzdeki) varlığı, bu gerçeği değiştirmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toparlayarak söylemek gerekirse:birinci versiyon, günümüzdeki neo-nazilerin "esmer/siyah ırk karşıtı" tutumlarına daha yakın bir duruş sergiliyor.ikinci versiyon, geçmişteki nazilerin yani eski nazi felsefesinin "yahudi-hıristiyan karşıtı" tutumuna daha yakın bir duruş sergiliyor.ikinci versiyonun yaklaşımı tarihsel ve bilimsel olarak çok daha tutarlı ve mantıklı.birinci versiyonun yaklaşımıysa çelişkilerle ve yanlışlarla dolu olmakla birlikte, kısmen güncel nazi felsefesine daha yakın, yani daha modern olarak değerlendirilebilecek bir yaklaşım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6713029270694802303?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6713029270694802303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6713029270694802303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/nazi-hayran-turk.html' title='Nazi Hayranı Türk'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8145724527409075131</id><published>2009-07-01T20:05:00.003+03:00</published><updated>2009-07-06T11:49:09.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Kültürel İkilem Yaşayan Ülkeler Birliği</title><content type='html'>sevgili dostum guru bundan uzun yıllar önce "avrupa birliğinde ne işimiz var, onun yerine karadeniz birliği'ni kurmalıyız" şeklinde bir fikri savunan bir entry girmişti. bu entry'yi sonradan sildi mi silmedi mi bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karadeniz birliği fikrini en başta absürd bulmuş olmakla ve hala da absürd bulmaya devam etmekle birlikte, zamanla şunu gördüm ki, guru'nun avrupa birliği konusundaki yaklaşımı tamamen de haksız değilmiş. avrupa birliği, türkiye'nin siyasi reformlarına katkıda bulunması dışında, çok büyük bir işleve sahip değil. (gerçi bu işlev de yeterince önemli bir işlev ve avrupa birliği sürecini sürdürmek için yeterli bir sebep,o ayrı) avrupa'nın türkiye'yi algılama biçimi, sağlıklı olmaktan oldukça uzak ve gittikçe daha da uzaklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avrupa birliği projesine alternatif olarak türkiye birçok yol denedi ve hala da denemekte.&lt;br /&gt;1.abd-israil-anglosakson ekseni üzerinde hareket etme eğilimi2.orta asya'ya açılma projesi3.islam dünyasında liderliğe oynama, bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse "yeni osmanlıcılık" projesi4.tamamen içe kapanma projesi (zannedilenin aksine hala halk arasında en yaygın destek bulan fikirlerden biri budur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;denenen bütün bu ve bu gibi yolların bileşkesinden, günümüz türkiye'sinin içinde bulunduğu durumu ortaya çıkmıştır.şimdiye kadar denenmiş olan şeyleri küçümsemek için değil, ama yeni bir fikir ortaya atma isteğiyle, kültürel ikilem yaşayan ülkeler birliği fikrimi paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'nin dünyadaki en ayırdedici özelliklerinden biri, belki de birincisi, yaşadığı ikilemdir. eğer dünyada bir şeyin başlatıcılığına, öncülüğüne oynayacaksa, kültürel ikilem yaşayan ülkeler arasında bir köprü kurmaya oynayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'nin bu ikilemli ruhuna en yakın olan ülkelerin hangileri olduğu konusunda birçok farklı fikir öne sürülebilir.benim ilk aklıma gelen örnekler şunlar:&lt;br /&gt;meksika, arjantin, güney kore, tayland, singapur, tayvan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örnekleri özellikle şimdiye kadarki geleneksel vizyon alanımız olan orta asya-ortadoğu bölgesinin dışından seçmeyi tercih ettim. çünkü daha önce hiç ayak basılmamış yeni yolların denenmesi gerektiğini düşünüyorum. yoksa elbette ki orta asya-ortadoğu bölgesinde de türkiye kadar sert şekilde olmamakla birlikte, büyük kültürel ikilemler yaşayan ülkeler var. (özellikle orta asya'nın türkiye'nin liderliğe oynama rolünden hoşlanmıyor ve kendini türkiye'ye kültürel olarak çok yakın görmüyor oluşu da, işin başka bir boyutu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayalini kurduğum bu birlik, öncelikli olarak, isminden de çıkarsanabileceği gibi, kültür odaklı, özellikle de popüler kültür odaklı bir birlik olacak. bu ülkelerin popüler kültür alanında paylaşım yapmalarını kolaylaştırmaya, bu ülkelerde üretilen popüler müziklerin, televizyon dizilerinin vb. popüler kültür ve televizyon ürünlerinin paylaşımına hizmet edecek. dünyada popüler kültür kendine yeni yollar aramaya başladı. artık klasik angloamerikan tipi popüler kültür yeterli olmuyor. yeni popüler kültür sentezlerine ihtiyaç duyuluyor. türkiye ve özellikle de istanbul, bu yeni popüler kültür sentezlerinin merkez üssü konumuna gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca bu ülkelerin internetle ilgilenen kesimleri arasında internete odaklı paylaşımlar da düşünülebilir. türkiye, kendi ürettiği web formatlarını o ülkelere taşıyabilir, o ülkelerin web formatlarını türkiye'ye transfer edebilir. bunu yanısıra, sinema festivalleri, edebiyat buluşmaları, görsel sanat sempozyumları vb. daha geleneksel kültürel buluşmalar da gerçekleştirilebilir. ama asıl odak noktasının geleceğin alanı olan popüler kültür ve internet gibi alanlar üzerine konsantre edilmesi gerektiği kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kültürel ikilem yaşayan ülkelerin kendi ortak popüler kültür havuzlarını yaratmaları, anglosakson popüler kültürünün hegemonyasına karşı alternatif vizyonlar sağlayabilir. ama elbette ki, kültürün yanısıra ekonomik, endüstriyel, hatta belki&lt;br /&gt;jeopolitik bağlantıların da örülmesi yönünde girişimlerde de bulunulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu saydıklarım yeterli düzeyde gerçekleştirilemese de, en azından bu ülkelerin birbirlerinden artık vize istememeleri sağlansa bile, bu küçümsenemeyecek bir kazanım olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8145724527409075131?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8145724527409075131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8145724527409075131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kulturel-ikilem-yasayan-ulkeler-birligi.html' title='Kültürel İkilem Yaşayan Ülkeler Birliği'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8648368511555679223</id><published>2009-07-01T20:02:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:50:41.023+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Kilo Vermek</title><content type='html'>zannedilenin aksine, "sağlıklı/sağlıksız" şekilde gerçekleştirilmesiyle, "etkili/etkisiz" şekilde gerçekleştirilmesi birbirinden neredeyse tamamen farklı şeylerdir.gayet sağlıklı şekilde kilo vermenize rağmen istediğiniz kadar kilo vermeyi başaramayabileceğiniz gibi, "yalan yanlış" yollarla kilo vermenize rağmen gayet de istediğiniz kadar kilo vermeyi başarmanız mümkündür. ayrıca, söz konusu kiloların geri dönüş olasılıkları da onları ne kadar sağlıklı/sağlıksız şekilde verdiğinize bağlı olmak zorunda değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;spor vererek, yağsız hazırlanmış sebze yemekleri yiyerek, yağsız tavuk biftekleri, kepek ekmekler vb. şeyler tüketerek, sabah düzgün kahvaltılar ederek, küçük öğünler halinde ama sık sık yiyerek, portakal suyu içerek, üstüne bir de düzenli sporunuzu yaparak verdiğiniz (diyelim ki) 20 kg'yı da sonradan geri alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;spor yapmadan, hareket etmeden, sadece alabildiğince aç kalma prensibi yoluyla, (yada bütün günü bir tane 1000 kalorilik big mac menüyle veya 100 gram çikolata+net 100 gram antepfıstığından oluşan 1200 kalorilik bir paketle geçirmek vb. tarzı absürd yollarla) verdiğiniz 20 kg'yı da sonradan geri alabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet baby, bütün gün evinde yat, 100 gram çikolata ve 100 gram antepfıstığı tüket, o kilolar gene buharlaşıyorlar. (ama sağlığın da o arada buharlaşabilir,o ayrı konu)&lt;br /&gt;"sağlıklı ve dengeli şekilde verilmiş kilolar asla geri alınmaz, abuk sabuk şekillerde ya da aç kalma yoluyla verilmiş kilolar mutlaka geri alınır" diye birşey yoktur."sağlıklı ve dengeli beslenen formda kalır, abuk sabuk şekillerde beslenen, günde düzenli 3 öğün yemeyen insan mutlaka şişmanlar" diye de birşey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam tersine, ailesi tarafından önüne konulan sağlıklı ve dengeli beslenme programına bağlı kalan birçok insan gayet de şişman ve göbekli olabilirken, parasızlıktan ya da yaşam tarzının aşırı dağınık olmasından ötürü gayet de sağlıksız ve dengesiz şekilde beslenmekte olan insanların birçoğunun zayıf insanlar oldukları gözümüze çarpmaktadır. bunun aksini iddia edenin sosyal hayattan epey kopuk olması gerektiğini düşünüyorum. nerde ailesi tarafından güzel doyurulup beslenen insan varsa orda koca koca göbekler vardır. nerde ailesinden uzakta öğrencilik hayatı yaşayan, parası olduğunda adam gibi yemek yiyebilip ve hatta belki abur-cubura abanıp, parası olmadığında düzensiz beslenen yani sağlıksız yaşam süren insan varsa orda zayıflık vardır, sıskalık vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer zayıflamak konusunda kararlıysan önce ailene resti çekeceksin.annenin önüne koyduğu dünya sağlıklısı ve dünya güzeli yemekleri (ki ironik olarak söylemiyorum, gerçekten öyle olabilirler) annene farkettirmeden miden yerine başka bir yere(diyelim ki klozete) yollama yüzsüzlüğünü/uyanıklığını göstereceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer zayıflamak konusunda kararlıysan, temel prensibin sağlık değil zayıflık olacak.eğer zayıflamak konusunda kararlıysan, temel prensibin tuzdan, yağdan, şekerden, kolestrolden vb. uzak durmak değil, ağzından giren her lokmanın gramajını ve kalorisini doğru bilmek olacak.eğer ağzından giren bir besin maddesinin gramajını ve kalorisini doğru biliyorsan, o besin maddesi saf yağdan bile ibaret olsa sana kilo aldırmaz.eğer ağzından giren bir besin maddesinin gramajını ve kalorisini bilmiyorsan, o besin maddesi olabilecek en az yağlı ve en sağlıklı şekilde hazırlanmış olsa bile, sana kilo aldırması potansiyeli vardır.örneğin bir porsiyon dönerdeki kalori miktarı(tabii burada sadece et kısmını kastediyorum) 300 civarındadır.(hadi şansın yoktur aşırı yağlı dönere denk gelirsin, 400 olur. ama 500 olmaz. cidden olmaz.) eğer bir porsiyon dönerin sadece etini yiyip masadan kalkarsan, döner senin için dünyanın en zayıflatıcı şeyi olur.buna karşın, gayet sağlıklı ve yağsız pişirilmiş olan bir anne üretimi sebze yemeğinin kalori miktarı 300 de olabilir 500 de olabilir 1000 de olabilir. bunu kesin olarak bilmek daha zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o nedenle de, "anne yemeği", dönerden daha risklidir. (sağlık açısından değil baby, kilo açısından. kaç kere söyleyeceğim, sağlık ve kilo farklı şeyler)tıkabasa dolu bir tabak dondurmada, dondurmanın türüne göre de değişkenlik göstermekle birlikte, büyük olasılıkla 500'den az kalori vardır. tıkabasa dolu bir tabak antepfıstığında, büyük olasılıkla 500'den az kalori vardır. (ama antepfıstığının tabakta kabuklu halde durduğunu varsayıyoruz)o nedenle,dondurma da, antepfıstığı da, o "sağlıklı anne yemeği"nden daha güvenilir şeylerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yağ içinde yüzen, ama 100 gram ağırlığında olan bir biftek ya da bir köfte, olabilecek en sağlıklı ve yağsız şekilde hazırlanmış ama 200-300 gram ağırlığında olan bir biftek ya da bir köfteden daha az kalori içerebilir. yağlılık/yağsızlık farklı bir şeydir, düşük kalori/yüksek kalori farklı birşeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer zayıflamak konusunda ısrarcıysan, "bazal metabolizma" denilen naneyi de siktir edeceksin. "eğer aç kalarak zayıflarsam bazal metabolizmam düşer, o nedenle de rejimi bıraktığımda daha çok şişmanlarım" demeyeceksin. bazal metabolizma, en abartılı senaryoda bile, en fazla %20 civarında düşüş gösterebilen birşeydir. bu %20'nin yakmanı engellediği kalori miktarı, aç kalarak almaktan kaçındığın kalori miktarının yanında gülünç denebilecek derecede düşük kalmaktadır.&lt;br /&gt;kısacası: bazal metabolizma, anne yemeği, düzenli beslenme, yağsız yemek yeme vb. sahte dostlara güvenme. ağzından giren her şeyin gramının ve kalorisinin farkında olmaya bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8648368511555679223?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8648368511555679223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8648368511555679223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/07/kilo-vermek.html' title='Kilo Vermek'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7043056388276237598</id><published>2009-06-27T02:29:00.001+03:00</published><updated>2009-07-06T11:54:30.164+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Üstinsan Kavramı Üzerine</title><content type='html'>zannedilenin aksine, tam olarak batımerkezci bir kavram değildir üstinsan kavramı. kısmi bir batımerkezcilik içerse bile, asıl meselesi bu değildir. çünkü üstinsan kavramı, batının içerdiği bazı şeylere tepki olarak ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;batı ırkının diğer ırklardan üstün olduğuna vurgu yapan bir kavram değildir, ortadoğuluları vb. ötekileştiren bir kavram değildir. rönesans insanını yüceltiyor olmasına rağmen, bundaki amaç, batılı olmayanları ötekileştirmek değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstinsan kavramı, iki yüzlü orta sınıf batılıya karşıdır. iki yüzlü hıristiyan ahlakına karşıdır(ve bu bağlamda dolaylı olarak da olsa, islama prim verdiği çıkarımı yapılabilir) onun yerine aristokratik bir insan tipini yüceltir. tasarlanan bu aristokratik insan tipi, bizim türkiye'de alışık olduğumuz "beyaz türk" konseptine yakın değildir. "beyaz türk", orta sınıf batılının, hatta belki altsınıf batılının bile hayranı oluşuyla, orta sınıf batılıyı bile aristokrat gibi görüşüyle, üstinsan konseptinin tamamen zıttı bir yere kayar. beyaz türk, üstinsan konseptinin zıttı olarak tanımlanan şeyi üst insan zannetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstinsancı olmak için kendi seviyenizin altında görmeniz gereken insan tipi, sokakta size laf atan maganda, akp'nin kömür dağıttığı insanlar, kapkaççılar, korsan vcd satan kürt, arabesk konserlerinde kendilerini jiletleyen insanlar, pilavı eliyle yediğini düşündüğünüz araplar, karaçarşaflı kadınlar vb. değildir. kendinizi bu tiplerden üstün görerek olsanız olsanız "normal vatandaş" olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üstinsancılık yolunda gerçek anlamda bir hareket gerçekleştirebilmek için, orta sınıf batılıyı kendi seviyenizin altında görmeniz gerekiyor. yani bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse, kendinizi orta sınıf batılıdan üstün görmeniz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her batılıyı dahi zannederek, her batılıyı asilzade zannederek, olabilecek en alt insan olma seviyesine düştüğünün farkında olmanı öneririm. üstelik de doğunun değil batının gözünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7043056388276237598?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7043056388276237598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7043056388276237598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/ustinsan-kavram-uzerine.html' title='Üstinsan Kavramı Üzerine'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1248765591870917140</id><published>2009-06-26T23:19:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:58:08.464+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><title type='text'>Michael Jackson Hakkında</title><content type='html'>"ölümüne kadar değerini bilmediniz, şimdi mi farkediyorsunuz" falan tarzı muhabbetleri hiç birimiz sevmiyoruz. bu tarz şeylerin 5 sene önce bile parodisi yapılmıştır bu sözlükte.&lt;br /&gt;ama ne olursa olsun, değinmek istediğim şöyle bir nokta var: michael jackson yaşarken, sırf ismi aşırı çok biliniyor diye michael jackson'a mesafeli durup, ismi göreceli olarak az bilinen ve göreceli olarak daha elit beğenilere hitap ettiği düşünülen (ama gene popüler, gene amerika-ingiltere menşeli) müzisyenleri ve müzik gruplarını yüceltmiş olan kişiler, şimdi 180 derece dönüş yapıyor gibiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen değil miydin sırf mahalle bakkalın, annen-baban, teyzen-amcan, hatta "ortalama değerlerle kısıtlı bir dünyası" olduğunu düşündüğün bazı yaşıtların tarafından ismi bilinmiyor diye maynard james keenan'ı kendine "yüksek değer" olarak seçip, michael jackson'ı alttan alta ignore eden? (burada maynard james keenan iyi örnek olmamış olabilir, belki o da çoktan demode olmuştur, en son modaları takip eden biri değilimdir bu alanda. eğer bu paragrafı daha iyi süsleyecek bir örnek isim bulursanız onu söyleyin, çakayım bir edit) sosyal ortamlarda maynard james keenan'ından bahis açıldığında çok heyecanlı bir ses tonuna bürünüp, michael jackson konusu açıldığında, "bu ismi bakkal bile, imam bile biliyor; benim standardımın çok altında bir konu, rica ederim bu konuyu aşırı uzatmayalım" tarzında bir ses tonuna geçen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen değil miydin, o loser arkadaşın x coldplay hakkında pek bilgi sahibi değildir ama michael jackson hakkında nasıl olsa o bile bilgi sahibidir diye sosyal ortamlarda onu ezmek için muhabbet konusu olarak michael jackson yerine coldplay'i seçen? aslında canın michael jackson konuşmayı çekse bile kendini frenleyip coldplay konuşan, michael jackson konuşmayan? (coldplay ideal bir örnek olmamış olabilir, belki coldplay de artık aşırı klasikleşmiş ve prim sağlama özelliğini yitirmiş bir şeydir. müzik sektöründe çalışıyor değilim, benden bu kadar çıkıyor, örneklere değil anafikre odaklanın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün michael jackson gibi sen de öleceksin. ve "ortalama değerlerle kısıtlı bir dünyası" olduğunu düşündüğün kişilerle arana mesafe koyma çabasıyla geçirdiğin yıllarına, konuşmak isteyip de konuşmadığın konulara üzüleceksin ölmeden az önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;michael jackson yerine maynard james keenan, coldplay vb. konuştuğun, kendin olamadığın saatlerine, günlerine, yıllarına ağlayacaksın. karşı cinsten 3-5 fazla kişinin gözünde prim yapmak için, sosyal ortamlarda 3-5 kişinin üstüne çıkmak için taktığın maskeye üzüleceksin. ya da belki, ölüm döşeğinde bile farketmeyeceksin ne kadar maskeli ve sahte bir insan olduğunu.&lt;br /&gt;şu an yaptığın samimiyetsizliğe değil, geçmiş saatlerinde, günlerinde, aylarında, yıllarında yaptığın samimiyetsizliklere kızıyorum.yoksa ölenin arkasından samimiyetsiz şekilde göz yaşı dökmek, tek başına çok korkunç bir şey değil. belli bir dozda samimiyetsizlik her durumda zararlı değildir, ölüm karşısında biraz abartılı gözyaşları da dökülebilir, biraz abartılı tiradlar da çekilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;michael jackson'ın arkasından samimiyetsiz gözyaşı tiradları çekiyor olmana değil, gündelik yaşamında konuşma konusu olarak tercih ettiğin şeylere, kendini tanımlama aracı olarak tercih ettiğin "sözde ortalama-üstü" değerlere kızıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu anki sahtekarlığına değil, baştan aşağı bir yalan olmana kızıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1248765591870917140?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1248765591870917140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1248765591870917140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/michael-jackson-hakknda.html' title='Michael Jackson Hakkında'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7437909661021725352</id><published>2009-06-26T23:14:00.003+03:00</published><updated>2009-07-06T11:30:27.303+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><title type='text'>"Sistem Seni İstemiyor" Yazısı Üzerine</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=1110915&amp;amp;AuthorID=60&amp;amp;Date=26.06.2009&amp;amp;ver=94"&gt;http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;ArticleID=1110915&amp;amp;AuthorID=60&amp;amp;Date=26.06.2009&amp;amp;ver=94&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendisinin [Ece Temelkuran] bugünkü yazısını çok başarılı buldum. zamanında "hayatta bir b planınız olmalı, işi gücü bırakıp arjantin'e kaçabilmelisiniz" tarzında sözlük klonuna bile yazılmayacak nitelikte yazılar yazabilmiş birinin bu kalitede bir yazı yazmış olması şaşırtıcı gelmedi değil. bununla birlikte, kendisinin yazısını başarılı bulmuş olmam, aynı şekilde düşündüğüm anlamına gelmiyor. kendisinin 180 derece zıttında durmama rağmen, kendi durduğu noktayı güzel aktarmış olmasına saygı duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bu değişimin hepimizin kişisel hayatlarında bir karşılığı var. genetik mühendisi arkadaşımın dediği gibi, “bu ülkenin bana kötü davrandığını, gitmemi istediğini düşünüyorum” diyebilirsiniz. ya da başka bir şekilde ifade edebilirsiniz. ama şurası çok açık. bir insan modeli yaratılıyor ve batılı, laik, demokratik değerlerle yetiştirilmiş insanları sistem kusmaya hazırlanıyor. " demiş kendisi yazısında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet, gerçekten de, türkiye'deki sistem mimar, mühendis, avukat, doktor, öğretim üyesi vb. eskinin prestijli mesleklerini yapan, modern giyimli, modern görünümlü, kendini batılı olarak tanımlayan bir insan tipine artık eskiden verdiğinden daha az değer vermeye başlıyor.&lt;br /&gt;ama bunun temel nedeni, bu insan tipinin laik, demokratik değerlerle yetiştirilmiş olması, bilgi birikiminin yüksek olması gibi şeyler değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun temel nedeni, bu insan tipinin zannettiği kadar büyük bir bilgi birikimine ve global vizyona sahip olmamasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye, kendini alanında çok donanımlı, çok kaliteli, global vizyonla donatılmış vb. zanneden ama aslında hem kendi alanında hem de genel entelektüel birikim yönünden gayet orta düzeyde olan mimarlarla, mühendislerle, avukatlarla, doktorlarla doludur. tabii bu "orta düzeydeki insanlarla" da sistemin çarkları işlemektedir, "orta düzeyde iş yapan", "kısıtlı düzeyde bir global vizyon"a sahip olan, dünyayla rekabet edecek düzeyde olmaktan uzak olan bir genetik mühendisi de en nihayetinde bir genetik mühendisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"orta düzeyde bir mimar" da en nihayetinde bir mimardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani bu insanlar büsbütün gereksiz insanlar değillerdir. hatta, tam tersine, işlerin yürütülmesi, sistemin çarklarının dönmesi, insanların ihtiyaç duydukları hizmetleri alabilmeleri için, orta düzeydeki insanların varlığı zorunludur. orta düzeydeki insanın yaratıcılığı az olur, hayal gücü kısıtlı olur, ama işini büyük bir çalışkanlıkla yapabilir. yeni projeler, yeni fikirler ortaya koyamaz ama halihazırda var olan formülleri iyi bir şekilde uygulayabilir. işte bu "sistem için gerekli olan ama büyük bir özelliğe sahip olmayan" insanlara, türkiye'deki eski sistem içinde, gereğinden fazla anlam yüklenmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eskiden, bir insan sırf öğretim üyesi diye, dünya standartlarını yakalamaktan ve dünyayı gerçek anlamda takip etmekten tamamen uzak olsa bile, hatta bırak dünya standartlarını, türkiye'nin kısıtlı olanaklarıyla düşünüldüğünde bile yeterince donanımlı olmasa bile, büyük bir saygı görebiliyor, sistem tarafından pohpohlanabiliyordu. evet, bu pohpohlama da belli açılardan olumlu olarak değerlendirilebilir. sonuçta hak ettiğinden fazla değer yüklenen insanların mimar, mühendis, avukat, öğretim üyesi, doktor vb. kaliteli ve değerli işler yapan, topluma faydası olan meslek gruplarından seçilmesi "kötünün iyisi" diyebileceğimiz bir politikadır. askerin, savaşın, polisin yüceltilmesindense, bu tür alanlardaki insanların yüceltilmesi daha hayırlıdır.&lt;br /&gt;ama ne olursa olsun, artık devir değişmiştir. artık zaman, yetersiz insanlar için çok daha acımasız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;laik ve demokratik olduğunuz için değil, vasatlığınızı, kısıtlılığınızı, yetersizliğinizi, dünya standartlarından olan uzaklığınızı, sadece mesleki bir titrle, şık bir giyimle, açık bir ten rengiyle, temiz bir türkçe'yle, yüzeysel bir medeniyetle, yüzeysel bir şehirlilikle, avrupai bir görüntüyle kapatmayı artık başaramadığınız için modanız geçiyor ve sistem tarafından kusulma durumunuz oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık "vasat beyaz türkler"in devri kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık ya "en güçlü, en parlak, en klas beyaz türk" olacaksın, ya da, "öteki taraf"ın oyuncusu olacaksın. artık ortalarda kuğu gibi salınan vasat insanlara prim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;orta kapasitedeki, orta gelir durumundaki, ortalama yaşam tarzındaki avukatların, mimarların, mühendislerin domine ettiği bir ülke olmaktan çıkıyoruz. artık yepyeni değerlerle ve kavramlarla karşı karşıyayız. bu yeni ortamın, tüm kaotikliğine ve kaybettireceği şeylere rağmen, türkiye'yi daha ileri noktalara taşıma potansiyeli olduğunu düşünmekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7437909661021725352?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7437909661021725352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7437909661021725352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/sistem-seni-istemiyor-yazs-uzerine.html' title='&quot;Sistem Seni İstemiyor&quot; Yazısı Üzerine'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4397513626578466542</id><published>2009-06-25T21:43:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:26:56.514+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><title type='text'>Bir Daha İngilizce Sözlü Müzik Dinlememe Kararı</title><content type='html'>iç dünyamın, arka planda, kendi kendine aldığı bir karar oldu bu.&lt;br /&gt;son 5-10 yıl içinde adım adım gelişti.&lt;br /&gt;ve bir bakmışım ki, ingilizce müziğe (birisinin internetten müzik gönderdiği vb. özel durumlar ve sevdiğim birkaç şarkı haricinde) elimi bile sürmemeye başlamışım.&lt;br /&gt;ingilizce müzik, bir daha dönmemek üzere hayatımdan çıkmış.&lt;br /&gt;öncelikli olarak, müzikle olan tuhaf ilişkime değineyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanların seçkin, kaliteli vb. buldukları popüler müziklerin büyük bölümü ilgimi çekmez. "kaliteli popüler müzik" meraklısı değilimdir, "seçkin popüler müzik" meraklısı değilimdir. "kalitesiz popüler müzik" meraklısıyımdır. dinlediği kaliteli müzikler üzerinden prim yapmak isteyen bireylerin çok çok abartılmış bir antitezi gibiyimdir yani. ve işin tuhafı, bu bilinçli olarak sergilediğim bir tutum değil, kendiliğinden gelişmiş olan bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bazı açılardan "mainstream" olarak adlandırılabilecek, ama aslında "mainstream"in bile çok altına inebilen bir müzik zevkim var. kısacası nerde "bakkal şarkısı", orda ben. (gerçi belli de olmuyor, zaman zaman daha düzgün beğenilerim olabiliyor. ya da “bi bakıyım nasılmış” diyerek düzgün şeyler dinlemeyi deneyebiliyorum. ama buna rağmen, "müzikten iyi anlayan adam" tadındaki kişilerin peşinden koştukları, “aa istanbula bilmem kim gelmiş hadi gidelim” şeklinde karşıladıkları, ya da “bilmemne barında kaliteli canlı müzik yapılıyor, hadi gidelim” şeklinde yaklaştıkları şeylerle yollarımız kesişmiyor hiçbir şekilde. hatta kesişmemesini de geçtim, bu tarz şeyler bende çok büyük antipati doğuruyor. beni kaybetmek isteyen bir insanın “bilmemne barında kaliteli canlı müzik yapılıyor, hadi gidelim” demesi yeterlidir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“bakkal şarkısı seviyorsan, bakkal şarkısının allahı ingilizcede yok mu?” diyebilirsiniz. evet var. ama ingilizcedeki bakkal şarkısı formatındaki şarkılar, diğer dillerdeki bakkal şarkısı formatındaki şarkılar kadar “rahat ruhlu” olmuyorlar. en dandik ingilizce şarkının bile kendine göre az da olsa bir coolluğu, karizması, iddiası oluyor. ingilizce, müziğe direkt olarak bir coolluk ve karizma aşılıyor, bir poserlık, bir küstahlık, bir kendini beğenmişlik, bir “ben çok kaliteliyim, sen değilsin” havası aşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani ingilizce sözlü olarak müzik ürettiğinizde, bunu amaçlamanız durumunda bile, gerçek anlamda bakkal şarkısı tadı veremiyorsunuz. buna karşın, italyanca gibi estetik harikası ve adeta pop müzik için yaratılmış olan bir dilde üretilen pop müzik bile çoğu durumda ingilizce kadar cool durmuyor, gene bi şekilde “bakkal şarkısı” dünyasına nisbeten daha yakın duruyor çoğu durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pop müziğin kalitesizlikten gelen doğallığını ve içtenliğini seviyorum ben. ingilizcenin müziğe kattığı kusursuzluk ruhunu sevmiyorum, müzikte insan ruhunun kusurluluğunu algılama isteği duyuyorum. gerçek insan ruhunu algılama isteği duyuyorum. ingilizce’nin, insan sesine kattığı aşırı cool ve karizmatik aura nedeniyle gerçek insan ruhunun üstünü örttüğünü düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ingilizce'nin aktardığı her duygu ve düşüncenin üstüne cila çeken, aktardığı her duygu ve düşünceyi aşırı parlatarak içini boşaltan kendine özgü tuhaf bir karakteri var. o nedenle, ingilizce şarkılarda "gerçek insan ruhu"nu değil, sadece, "cilalanmış", "aşırı parlatılmış" bir insan ruhu frekansını bulabiliyoruz. ben gerçek insan ruhunun o hafif taşralı, hafif köhne, hafif kenar mahallevari, hafif bayatlamış kokusunu seviyorum. bu kokuyu pop müzikte arıyorsanız meksika pop müziğini inceleyebilirsiniz. evet, insan ruhu dediğimiz şey, her şeyden önce kenar mahallevaridir. ingilizce de aşırı sosyetik esansıyla bu kenar mahallevari ruhun yani insanın gerçek ruhunun üstünü örtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“peki bu bir antiemperyalist duruş sayılabilir mi?anglosakson kültür emperyalizmine karşı bilinçaltımın karşı koyuşu mu?” diye soruyorum kendime. “ingilizce müzik”in ezici yaygınlığının ne oranda bir kültür emperyalizmi yarattığı, ingilizce müziğin kültür emperyalizmi içindeki konumu vb. şeyler elbette ki uzun uzun tartışılabilecek konular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bakkal şarkısı üzerinden, hande yener, serdar ortaç, of aman nalan vb. isimlere (ve bu tür isimlerin dilini bildiğim -ingilizce konuşulan ülkeler dışındaki- bütün ülkelerdeki "muadil"lerine) duyulan hayranlık üzerinden bir antiemperyalizm ne kadar mümkündür? her tür absürdlüğe açık bir insan olmama rağmen, bu tarz bir antiemperyalizm kurgusu benim absürdite sınırlarımı bile aşıyor. bu dünyada her şeyden her şey çıkabilir, ama bakkal şarkısı tutkunu, baba parası düşkünü, kendi rahatından başka hiçbir şeyi sallamayan, junk-fooddan, koladan, sprite'tan, burger king'den, little caesars'tan, yemeksepeti.com manyaklığından vb. şeylerden bile sadece kilo vermek için vazgeçmiş olan ve youtube başında sürekli bakkal şarkısı dinleyen bir adamdan antiemperyalist bir bilinç ya da antiemperyalist bir bilinçaltı çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de şunu belirteyim ki, müzikte kaliteye önem veren insanlara çok sinir oluyorum. sadece kaliteli müzik dinlemeye önem verenlere değil, müziği kaliteli formatlardan dinlemeye, kaliteli hoparlörlerden dinlemeye vb. meraklı olan insanlara da sinir oluyorum. “rockçı imajı”, “alternatif adam imajı” vb. şeylere zaten hiç tahammül edemiyorum. müzikte kalite arayan herkese(bunu şov amaçlı yapmasalar bile) sinir oluyorum. youtube’dan ve dandik hoparlörümden dinlediğim bakkal şarkılarıyla gayet mutluyum ben. kaliteli müzik dinleyen, müzik üzerinden kalite arayan, "kaliteli müzik dinliyorum öyleyse kaliteliyim" şeklinde takılan o kompleksli yavşaklar yanıma gelmesinler, huzurumu bozmasınlar, başka hiçbir şey istemiyorum, dilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4397513626578466542?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4397513626578466542'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4397513626578466542'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/bir-daha-ingilizce-sozlu-muzik.html' title='Bir Daha İngilizce Sözlü Müzik Dinlememe Kararı'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3495055885921044520</id><published>2009-06-25T21:34:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T11:15:44.446+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Akıl Vererek Ego Tatmin Etmeye Çalışmak</title><content type='html'>insanlar arasındaki bilgi alışverişini engelleyen en sorunlu davranış biçimlerinden biri.&lt;br /&gt;bence akıl vermek-akıl almak yanlış ve kötü şeyler değildir.akıl, alınmaması-verilmemesi gereken birşey değildir. ne akıl vermek haddini bilmezliktir, ne de akıl almak ezikliktir.&lt;br /&gt;ama akıl veren kişinin egodan biraz olsun arınmış olması, kendi çıkarlarını bir an için de olsa göz ardı edebilmesi ve konuya objektif yaklaşabilmesi zorunludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer verdiğiniz akılla kısmen de olsa egonuzu tatmin etmeyi amaçlıyorsanız, o akılın içinde dünyanın en değerli ve geçerli bilgileri de saklı olsa, karşı tarafa o bilgilerin ulaşma ihtimali hemen hemen sıfır düzeyine iner.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir konuda salakça davranan bir insanın 5 farklı kişiden "olm bu konuda salakça davranıyorsun, şu ya da şu şekilde davransan daha fazla çıkarına olacak" şeklinde akıl alıp da hala davranışını değiştirmeyebilmesinin en büyük nedenlerinden biri de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akıl veren kişilerin büyük bölümündeki ego tatmin etme isteği o kadar belirgindir ki, verdikleri akıllar, geçerli ve doğru oldukları durumlarda da, geçersiz ve yanlış görünmektedirler. akıl veren kişi, bir şey vermeye değil de bir şey almaya çalışıyor gibi bir tavır takınır çoğu zaman. sanki verdiği akıl, sağlamak istediği primin, ego tatmininin bir aracı gibidir onun için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;akıl veren insanlarda gözlemlenen bu tarz iğrenç kişilik özelliklerinin varlığına rağmen, onların söyledikleri şeyleri ciddiye almakta, üzerinde sakin bir şekilde düşünmekte yarar vardır. bir insanın sizinle tamamen yanlış bir üslupla konuşuyor olması, o insanın size söylediği şeylerin kısmen/tamamen doğru bilgiler içermesini engellemek zorunda değildir. verilen aklın biçimi ve içeriği birbirinden bağımsız değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hatta, birçok durumda, en doğru ve önemli bilgiler, en yanlış ve çirkin üslupta, en olmayacak yerlerde, en olmayacak biçimlerde, en olmayacak kişiler tarafından dile getirirler. "bu adam kaliteli ve sözü dinlenecek biri" şeklinde değerlendirdiğiniz kişilerin verdiği akıllardan çok, "bu adam salağın teki, muhatapım bile olamaz" şeklinde değerlendirdiğiniz kişilerin verdiği akılları dinlemenizde yarar olabilmektedir. özellikle de, söz konusu olan "muhatap bile almadığınız kişi", size karşı çirkin bir üslup kullanıyorsa, daha da fazla kulak kesilin. söylenilen şeyin değerli bilgiler içermesi neredeyse kesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir insan hakkındaki en ilginç ve değerli tespitler, o insandan nefret eden ve o insan tarafından az önemsenen kişilerin aralarındaki sohbetler sırasında yapılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tekrar başa dönelim:ne kadar çok şey bilirsen bil, ne kadar deneyimin olursa olsun, onları aktarma noktasında ego tatminine yöneliyorsan, insanlara fazla bir faydan olmaz.ama daha az deneyimli daha az bilgili olmana vb. rağmen egonu yenebilmiş (ya da henüz şişirmemiş) biriysen, insanlara faydan olabilir. (gerçi o zaman da aktardığın bilgilerin ve deneyimlerin yeterince işlevsel olmamaları gibi bir sorun söz konusu olabiliyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerekli gördüğü zamanlarda hiç çekinmeden "bu konuda çok saçma bir davranış içindesin, bence şöyle yapsan daha iyi olur" diyebilen, ama bunu egosunu tatmin etmek ya da karşı tarafı ezmek için değil sadece objektif bir saptama olarak söyleyebilen insanlara ihtiyacımız var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3495055885921044520?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3495055885921044520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3495055885921044520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/akl-vererek-ego-tatmin-etmeye-calsmak.html' title='Akıl Vererek Ego Tatmin Etmeye Çalışmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6431100726894436889</id><published>2009-06-25T21:32:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T12:00:47.506+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><title type='text'>Üniversitelerde Yılda 1 Gün Başörtüsü Zorunluluğu</title><content type='html'>yılda 365 günlük başörtüsü yasağı kalktıktan sonra (ki er geç kalkacağı çok açık) denenebilecek bir uygulama. (gerçi kalkmadan önce de denenebilir belki. yani yılda 364 gün başörtüsü yasağı, 1 gün başörtüsü zorunluluğu şeklinde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zannedilenin aksine, gayet seküler, gayet laik bir fikirdir. laik ve seküler devlet yapısına karşı çıkan bir fikir değil, onu sağlamlaştırmayı ve perçinlemeyi amaçlayan bir fikirdir. (tabii laiklik ve sekülerlik kavramlarını doğru şekilde yorumlamamız kaydıyla) gerçek anlamıyla bir laikleşme ve sekülerleşme projesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devlet tarafından kurgulanan spesifik bir sünni-müslümanlık tarzının (başı açık sünni müslümanlık) insanlara dayatılmasının laiklik ya da sekülerlik anlamı taşıdığını düşünenlerin kavram kargaşası içindeki beyin yapılarının bu kadar "kargaşadan uzak" bir imgeyle baş etmekte zorlanacaklarını tahmin ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bütün zorlamalara karşı olma iddiası taşıyan" insanların bu uygulamaya "zorlama içerdiği" gerekçesiyle karşı olmaları durumunda çok güleceğimi belirtmeliyim ilk olarak. örneğin üniversiteye çırılçıplak girmek, sadece müslüman bir ülke olan türkiye'de değil, dünyanın çoğu yerinde açıktan ya da dolaylı olarak yasak bir şeydir. eğer zorlamacılığa o kadar karşı bir yapıdaysanız, bu duruma karşı çıkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu laik ve seküler projenin laiklik ve sekülerlik iddiasının samimiyetinden şüphe duyanlara kafamdaki hayali biraz detaylandırarak aktarmayı deneyeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu özel günde, normal bir günde içeri alınmayabilecek kadar "rahat" olan tipler de(gerçi bana kalsa yılda 365 gün herkes içeri alınsın, çırılçıplak olanlar da alınsın, ama burada kendi kişisel tercih ve zevklerime göre değil uygulanabilirlik durumuna göre bir şeyler kurgulamayı tasarlıyorum) içeri alınsınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mesela ne biliyim... yarıçıplak ve aşırı makyajlı kız öğrenciler(ama başörtülü olmak kaydıyla tabii), elinde bira şişesiyle, viski şişesiyle kapıdan içeri girmek isteyen alkolik öğrenciler, gayliğini vurgulayan giyim ve davranış özellikleri sergileyen öğrenciler, sado-mazo ilişkileri yansıtan giyim tarzı tercih eden öğrenciler, uyuşturucu bağımlıları, travestiler... çok daha uç şeylere kadar gidilebilir tabii, hayal gücünüz nereye kadar gidiyorsa ona göre kafanızda bir şeyler canlandırın... (örneğin almanya'da, bir üniversitenin kapısından girmek için o üniversitenin çalışanı veya öğrencisi olmak gibi bir zorunluluk yok... hatta herhangi bir kontrol de yok. biz de bu 1 gün'ü bu model içinde değerlendirip, üniversiteyle ilgisi olmayan insanların da üniversite içindeki serbest dolaşımına izin verebiliriz) bu güne özel bir isim de verilsin, "çokrenkliliği kutlama günü" denilsin mesela. çokrenkliliği sembolize eden rengarenk başörtüleri süslesin üniversiteleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben dindarlarla "aşırı modern"lerin birbirlerini boğazlayacaklarını pek tahmin etmiyorum böyle bir durumda. şu an üniversitelerimizde yaşanmakta olan olayları görüyoruz... böyle bir projenin uygulanması durumunda, ekstra bişi olması düşük ihtimal. klasik olaylar devam ederler en kötü ihtimalle. ama ben onun da olacağını sanmıyorum ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;en dindar kesimle en modern kesim arasında bir köprü oluşturulması, laik ve seküler devlet yapısının farklılıklarla zenginleşmiş şekilde, en sağlam şekilde yoluna devam etme şansı bulması için bu tarz deneysel yaklaşımların gerekli olduğu kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tam da mustafa kemal atatürk imgesinin böyle bir deneysellik ruhuyla en uyumlu imge olacağını düşünüyorum. yani üniversitelerin her köşesinde asılı olan atatürk büstleri ve resimleri, böyle bir projeyle gayet uyumlu olacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama atatürk büstleri ve resimleri, statükoyu sembolize etmekten çıkıp "modernleşmeci deneysellik"i sembolize etmeye başlayacaklar... atatürk'ün ve atatürkçülüğün gerçek özüne geri dönülecek, onlara gerçek itibarları ve gerçek anlamları iade edilmiş olacak.&lt;br /&gt;atatürkçülükten uzak bir fikir değil bu. hatta neredeyse haddinden fazla atatürkçülük ve atatürk kokan bir fikir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu tür deneysel fikirlerden korkan insanlar, atatürk'ün gerçek özünden korkan, örümcek beyinli, yobaz, gerici insanlardır. "laik ve modern cumhuriyetin düşmanları" olarak bile tanımlanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6431100726894436889?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6431100726894436889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6431100726894436889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/universitelerde-ylda-1-gun-basortusu.html' title='Üniversitelerde Yılda 1 Gün Başörtüsü Zorunluluğu'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8258890531285751804</id><published>2009-06-25T21:29:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T12:03:55.388+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='polemik'/><title type='text'>Kıta Avrupasının Taşralaşması</title><content type='html'>anglosakson dünyasının(en başta abd, ondan sonra ingiltere, onlardan da sonra kanada, avustralya vb. ülkeler) dünyanın kültürel merkezine(anglosakson dünyası için "ekonomik merkez" demek doğru olmayabilir, kıta avrupasının dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi olan almanya'yı içinde barındrıyor olması gerçeğini göz ardı etmemekte de, çin faktörünü unutmamakta da yarar var) dönüşmesiyle birlikte gerçekleşmiş olan durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya kültürünü anglosakson dünyası artık %100 denebilecek bir oranda domine eder hale gelmiştir. dünya tarihi boyunca bu çapta bir kültürel dominasyon ne görülmüş ne duyulmuştur. ve ilginçtir ki, bu kültürel dominasyonun ekonomik dominasyonla birebir bağlantılı olduğunu söylemek tam olarak mümkün değildir. dünya kültürü, kısmen de olsa, dünya ekonomisinden bağımsız bir yol izlemeye başlamıştır. küresel sermayenin çokuluslu karakteri bile, küresel sermayenin anglosaksonlar tarafından domine edilmesinin önünde yeterli bir engeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kültür emperyalizmi" ifadesi bayat geldiği için, "kültürel dominasyon" ifadesini tercih ediyorum. anglosakson dünyası, kendi kültürünü dünyaya yayarken emperyalist yollar da izledi elbette, ama ben anglosakson dünyasının zorla kendi kültürünü dayatmasından ziyade, kendini taşralı hisseden ve bundan kompleks duyan milletlerin, gayet de kendi istekleriyle anglosakson kültürünü benimsemelerinin söz konusu olduğu kanaatindeyim. buna da emperyalizmden ziyade dominasyon demek daha doğru olur gibi geliyor işte. özellikle kıta avrupa'sındaki anglosakson dominasyonunun en temel nedeni budur. kıta avrupa'sı gayet de severek isteyerek ve hatta bayıla bayıla anglosakson kültürel dominasyonu altına girmiştir. ve bu konuda verilmesi gereken ilk örnek, dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi oluşuyla bile ekonomik yönden domine edilen değil domine eden ülkeler ligindeki yerini garantiye alan almanya'dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;alman toplumu, bize dışarıdan göründüğü kadar "gerçek milliyetçi, ırkçı" vb. bir toplum değildir. tıpkı türk toplumu gibi, ilk bakışta milliyetçi-ırkçı gibi bir imaj veren, ama kendi kültüründen çok anglosakson kültürüne hayranlık duyan, kendi dilinden çok ingilizce'ye yatırım yapan bir toplumdur. standart bir alman gencini, almanya'nın dışındaki herhangi bir lokasyona yerleştirmeniz durumunda, ilk yapacağı iş ingilizce filmler gösteren bir sinema ve ingilizce popüler müzik videoları izleyebileceği bir televizyon kanalı aramak olacaktır. almanya dışına yaşamaya giden bir alman gencinin alman kültürüne pek özlemi olmaz, daha çok anglosaksonluğa özlemi olur. alman toplumu, iliklerinden özentilik ve sonradan görmelik akan bir toplumdur. kendi gerçek kişiliğini kabul edemeyip, olduğundan daha elit, daha metropol insanı, daha cool insan rolü yapanların toplumudur. alman toplumunun bu yönü beyaz türklere çok benzer. ama almanlar beyaz türklerden daha iyi kamuflajcıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;almanya, nazi geçmişinden ziyade taşralılığından utanır. avrupa'nın en ortasında yer alıyor olması da, avrupa'nın en büyük nüfusa sahip ülkesi olması da, dünyanın en çok ihracat yapan ülkesi olması da, alman kültürünün zengin tarihsel birikimi de, alman toplumunun kendini içten içe son derece taşralı görmesini ve bundan utanç duymasını engellemeye yetmez. bu da, alman toplumunun tıpkı türk toplumu gibi kültürel olarak sürekli kendi kendisiyle savaşmasını beraberinde getirmektedir. özellikle yeni kuşak alman gençliği, ana dili ingilizce olmadığı, doğduğu ülke bir anglosakson ülkesi olmadığı için neredeyse intihar edebilecek bir psikolojide insanlarla dolmaya başlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;almanya(ve almanca konuşulan ülkeler) için son derece şiddetli bir şekilde geçerli olan bu acı gerçekler, esasında kıta avrupasındaki hemen her ülke için, özellikle de avrupa birliği üyesi ülkeler için, değişen oranlarda olmakla birlikte geçerlidirler. avrupa'nın kuzeyine doğru gidildikçe, geçerlilik oranları artış göstermekte, güneye doğru gidildikçe küçük bir oranda azalmaktadır. kıta avrupasının geneli, dünyadaki gelişimi geriden takip eden, kendini taşralı gören ve bundan kompleks duyan insanların mekanı haline gelmiştir. kıta avrupası gerçekten de dünyanın taşrası konumunda artık, ama bunu kompleks yaptıkça, taşralılığını inkar ettikçe ve taşralılığının üstünü örtmek için anglosakson rolüne sarıldıkça daha da taşralaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi konunun bizi yani aziz türk milletini ilgilendiren kısmına gelelim: bilindiğini tahmin ettiğim üzere, taşralı öteki taşralıyı sevmez. hele de kendisinden daha taşralı olan taşralıya asla tahammül edemez. (tıpkı loser'ın öteki loser'ı, küçük adamın öteki küçük adamı sevmediği gibi...) taşralı, her zaman için, kendisinden daha taşralı olanı ezmeye çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunun birçok nedeni vardır. nedenlerden biri, taşralının öteki taşralıya baktğında kendi içinde bastırmaya çalıştığı taşralı yüzünü görmesidir. kıta avrupası insanlarının türklere gündelik yaşamda soğuk davranmalarının da, türkiye'nin avrupa birliği üyeliğine soğuk bakmalarının da, nedenlerinden biri budur. (türklerin kürtlere, beyaz türklerin esmer türklere olan antipatilerinin nedenlerinden birinin de bu olduğu gibi) bir diğer nedense, taşralının merkeze yaklaşabilmek için diğer taşralıyı merkezden uzağa itmesi gerektiğini düşünmeye eğilim göstermesidir. kıta avrupası da, türkiye'yi kendisinden daha taşra olarak gördüğü için, türkiye'yi merkezden uzağa itmek istemektedir. elbette ki kıta avrupasının türkiye'yle ilgili tek tutumu bu değildir, ama en yoğun olarak gözlemlenen tutum budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıta avrupalılarında bu taşralılık kompleksi olduğu sürece, türkiye'nin ab macerasından da, kıta avrupasında yaşayan türklerin sosyal durumlarından da, iyi bir sonuç çıkması mümkün değildir. (ama avrupa birliği'nin türkiye'deki statükonun hareket alanını kısıtlamak konusundaki müthiş inadından ötürü, avrupa birliği'nin ve avrupa kültürünün tüm olumsuz yanlarını göz ardı edip, türkiye'nin avrupa birliği sürecine kayıtsız şartsız desteğe devam edilmesinden yanayım, o ayrı konu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;abd'nin ne kadar güvenilir bir partner olduğu gayet tartışılabilir bir konu. ama abd, taşralılık kompleksi taşımadığı için, ortadoğuya ve islam dünyasına yönelik açılımlar yapmak konusunda daha hevesli gözükmekte. avrupalıların komplekslerini ve kibirlerini çekmektense, abd'yle işbirliğini tercih etmek, en azından psikolojimiz açısından daha olumlu gözüküyor. merkezi taklit eden taşrayla ortaklık arayışına girmektense, doğrudan merkezin kendisiyle muhatap olmak daha asil bir duruştur aynı zamanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8258890531285751804?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8258890531285751804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8258890531285751804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/kta-avrupasnn-tasralasmas.html' title='Kıta Avrupasının Taşralaşması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7628163570855378638</id><published>2009-06-24T18:09:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T12:32:48.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Sonradan Liberal Olmuş Emekli Kemalistler Lobisi</title><content type='html'>türkiye'deki hem reel dünyada hem sanal dünyada en etkili olan ve organize şekilde hareket eden çıkar gruplarından biridir.ekşi sözlük'teki en dominant grup da, bu gruptur.&lt;br /&gt;emekli moderatörü de, ayarcı ağır abisi de, nobel ödüllü romancısı da mevcuttur.bu kesimdeki insanların tipik özelliklerinden biri egolarının yüksek oluşu ve ağızlarının çok iyi laf yapmasıdır. bir diğer tipik özellikleri de yaratıcı fikir eksiklikleridir. (bu cümlede saymış olduğumuz bütün özelliklerini kemalist geçmişlerinden miras almışlardır.)kemalist geçmişlerinden miras aldıkları bir özellikleri de batımerkezciliktir. batımerkezci duruşlarını, tıpkı kemalistler gibi, iktidarlarını pekiştirmek ve birilerini ötekileştirmek için kullanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama iktidar mevzileri kemalistlerin iktidar mevzileri kadar güçlü değildir.kemalistler sistemin kilit noktalarına mevzilenmişlerdir ve mevzilendikleri noktaların çoğundan bütün çabalara rağmen çıkartılamamaktadırlar.sonradan liberal olmuş emekli kemalistlerimizse, internet dünyasındaki ve medya dünyasındaki bir takım mevzilere yerleşmiş olup, kendi çaplarında ekonomik çıkar, popülarite, karşı cins vb. arayışı içindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sonradan liberal olmuş emekli kemalistlerimiz, kendilerine ait bir ideolojik örgü kuramamakta, kemalist geçmişlerinden miras kalmış olan yetersiz kültür birikimlerinin ve çağdışı vizyonlarının üstüne copy-paste yoluyla liberal fikirler yapıştırmanın ötesine geçememektedirler. ama laf üretme konusunda yetenekli oldukları için, bu durumu kısmen kamufle edebilmektedirler.sonradan liberal olmuş emekli islamcılara oranla çok kısıtlı bir perspektifleri vardır.ama kendi küçük iktidar odaklarında, kendi çaplarında da olsa, tanrı pozunda takılmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu insanları "dönek" olmakla suçlayacak falan değilim. tam tersine, fikirlerinde güncellemeye gitmiş olmalarını gayet olumlu karşılıyorum.ama fikirlerindeki güncellemeyi içselleştirmeyi başaramadıkları için, arka planda çalışmakta olan düşünce motorları hala batımerkezci, kemalist, jakoben, tepeden inmeci, farklı görüşlere kapalı, hep kendini haklı gören, kendini üstün gören, farklı fikirleri dinlemek istemeyen ve birilerini ötekileştirmeye bayılan kemalist motor (genç kuşaktakilerdeki motor için "12 eylül motoru" ifadesini de kullanabiliriz) olduğu için, bu insanların zihinsel dünyamıza genelde büyük bir katkılarının olmadığını düşünüyorum. bu insanlar, 12 eylül'ü eleştiren fikirlerini bile, 12 eylül'ün bilinçaltlarına kazıdığı derin düşünce örüntüsü üzerinden dile getirirler. 12 eylül eğitim sisteminin şekillendirdiği zihinlerden, 12 eylül'ü gerçekten eleştirebilecek bir paradigma çıkmamasından daha doğal birşey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bununla birlikte, bu insanların daha eski kuşaktan olanlarının durumları da çok farklı değildir.&lt;br /&gt;bu insanların büyük bölümü, çok entelektüel görünen ama içi bomboş olan uzun ve karmaşık cümleler kurmanın ötesine geçememektedirler.eskiden cumhuriyet ideallerini yüceltmek için kurdukları tumturaklı ve içi boş cümleleri, şimdi liberal idealler için kurmaktadırlar.nerede tumturaklı ve çok kaliteli görünen, ama içi bomboş laflardan oluşan uzun paragraflar görüyorsanız, bilin ki orda ya emekli bir kemalist ya da halen kemalist olan biri mevcuttur.&lt;br /&gt;hayatının herhangi bir döneminde kemalizme bulaşmış olan insanların büyük kısmının daha sonrasında ne yaparlarsa yapsınlar, tumturaklı ama boş laf üretmek, ego şişkinliği, öğretmen rolüne bürünüp birilerini kültürlendirmeye çalışmak vb. bir takım klasik kişilik özelliklerini aşamamaları çok eğlendirici bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu insanları tespit etmenin bir yolu da, hrant dink konusunda bir saplantılarının olup olmadığına bakmaktır. hrant dink üzerinden rant sağlamayı seven insanların büyük bölümü emekli kemalistlerden oluşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7628163570855378638?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7628163570855378638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7628163570855378638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/sonradan-liberal-olmus-emekli.html' title='Sonradan Liberal Olmuş Emekli Kemalistler Lobisi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-657067276039465064</id><published>2009-06-24T06:00:00.002+03:00</published><updated>2009-07-06T12:34:21.068+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Almanlarla Türkler Arasındaki Benzerlikler</title><content type='html'>ilk göze çarpan benzerlik olan 1.dünya savaşını kaybetmiş olma benzerliğini atlayalım ve diğer benzerliklere yönelelim derim... ilk aklıma gelen birkaç basit detayı sayıyorum şimdilik. zamanla geliştiririz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.almanların da türklerin de milliyetçilik konusunda şizofren bir yapıları vardır. her iki millet de, kendini çok büyük görme ile kendini çok küçük görme arasında gidip gelmektedir, her iki milletin de içten içe bir emperyalizm hayali vardır. ayrıca her iki millet de, kendilerinden daha geri olarak gördüklerine karşı milliyetçidirler(almanlar türklere karşı, batı almanlar doğu almanlara karşı; türkler araplara ve kürtlere, "beyaz türkler" "esmer türkler"e karşı); kendilerinden güçlü gördüklerine karşı da itaatkardırlar(almanlar angloamerikan kültürüne karşı, türkler bütün batı dünyasına karşı) her iki millette de güce tapma özelliği genlerin en derinine kadar işlemiştir, ama almanlar bize oranla bu özelliklerini nisbeten de olsa törpüleyebilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.almanlar da türkler de olmadıkları bir şeyi oynama özelliğine sahiptirler. almanlar, "modern, kendini güncelleyebilen, batılı, kentli, aristokratik, demokratik, siyaseten doğrucu, yaşam zevki olan, trendleri takip eden, multikültüralist insan" gibisinden bir rolü oynarlar. ama alttan alta taşralılık, farklı kültürleri anlayamamak, demodelik, "gündelik yaşam milliyetçiliği" vb. şeyler sırıtır. türklerin olmadıkları bir şeyi oynama özellikleriyse daha çokboyutludur. ama kentli ve global insan rolü yaparken alttan alta taşralı olma durumu, her iki millet için de geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.almanlar da türkler de angloamerikan popüler kültürüne karşı son derece safça bir hayranlık içindedirler. ayrıca her iki milletin fransız özentisi bir dönemi de olmuştur. her iki millet de başka milletlere özenip kendi kimliğinden kaçmayı sever. bu şununla da ilgilidir: almanlar da türkler de, 20.yüzyıl içinde, kültürlerini sıfırdan kurmuşlardır. (türkler 1923'te, almanlar 1945'te)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.almanlar batı avrupa ve doğu avrupa arasına sıkışmışlardır, türkler batı ve doğu arasına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.almanlar da türkler de kendilerine dışarıdan bakma yeteneğinden çoğu zaman yoksundurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.almanlar da türkler de kendi milletlerini eleştirmeye bayılırlar ama genelde yanlış noktaları eleştirip asıl eleştirilmesi gereken noktaları göz ardı ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7.almanlar da türkler de kendi prensipleri konusunda çok katıdırlar ama başka milletlerin prensiplerini pek anlayamazlar, anlamak da istemezler. almanların en temel prensibi zaman planlama ve zamanlarını boşa harcamamak adına yaptıkları şeylerdir. zamanları namusları gibidir. türklerin erkek olanlarının temel prensibiyse akrabaları olan dişilerin hayatını kısıtlamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8.almanlarda da türklerde de şiddete, gaddarlığa, kabalığa ve magandalığa eğilim vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9.almanlar da türkler de çifte standartlılık konusunda dünya liderliğine oynarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10.almanlar da türkler de dünyadaki birçok millet tarafından çok antipatik bulunurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11.almanların da türklerin de solcusu çekilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.almanların da türklerin de genç olanlarının aklı başka milletlerin erkekleri/dişilerindedir. almanlar da türkler de uzak kültürlere ilgi duyarlar ama onları gerçekten algılamayı başaramazlar. başka kültürlerle konfrontasyon çabalarında hep bir yapaylık vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13.almanlar da türkler de otoriteyi sever ve en hasından diktatörler tatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.almanlar da türkler de sanata ve sanatçıya büyük değer veriyor gibi yapmayı severler, ama gerçekte o kadar değer vermezler.(gerçi bu konuda almanlar nisbeten daha iyi durumda)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15.alman toplumunda da türk toplumunda da feminizm çoğu toplumdakinden daha geç yükseldiği için kadınlardaki feminizm algısı daha serttir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16.almanlarda da türklerde de sonradan görme ruhu vardır. (hatta almanya sonradan zengin olmuş ve birdenbire çok zengin olmuş bir ülke olarak komple sonradan görmedir).almanlar da türkler de gösterişi çok sever(ama almanların bu yönlerini kamufle etme yeteneği daha yüksektir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-657067276039465064?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/657067276039465064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/657067276039465064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/almanlarla-turkler-arasndaki.html' title='Almanlarla Türkler Arasındaki Benzerlikler'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2620814459870112493</id><published>2009-06-23T22:17:00.002+03:00</published><updated>2009-07-07T23:00:36.178+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Türk Ataerkilliğinin Gerçek Doğası</title><content type='html'>türk ataerkilliği, sadece kısmı bir ataerkilliktir.türk ataerkilliği, orta ya dar gelirli bir ailenin genç erkek çocuğunun çıkarlarını düşünen bir ataerkillik değildir.türk ataerkilliğine göre orta ya da dar gelirli ailenin genç erkek çocuğu, sadece zavallı bir otuzbircidir, ayrıca milletin özene bezene yetiştirdiği kızında gözü olan bir sapıktır ve toplum açısından tehdittir. ayrıca çok kolay bir şekilde hayatı da feda edilebilir. (bkz: güneydoğu)(eğer öyle olmasaydı, mesela kızlar da askere gönderiliyor olurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk ataerkilliği, bu "dar gelirli abaza pislik"lere karşı kızları korumaya çalışır. (kızların kendileri için değil pek... daha çok, "üzerine kayıtlı oldukları" babaların namusu için)&lt;br /&gt;türk ataerkilliği, seküler-muhafazakar bir dünya görüşü olan ve kızının başını kapatmayan ama kızının hayatını elinden geldiğince kısıtlamak isteyen kıskanç ve otoriter kız babalarına göre design edilmiş bir ataerkilliktir. söz konusu kız babası ekonomik yönden de güçlüyse, eli iyiden iyiye güçlenecek, türk ataerkilliğinin ideal kişilik tipi haline gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk ataerkilliğinin rantını yiyenler kızının hayatını gönlünce kısıtlama fırsatı bulan bu babalardır.buna karşın genç türk erkeğinin (hele zengin çocuğu da değilse) türkiye'deki ataerkillikten hiçbir çıkarı yoktur. hatta tam tersine, zengin bir babası olmayan genç türk erkeği, türk ataerkilliğinin en büyük kurbanı olarak bile görülebilir. özellikle devlet kurumlarında ikinci sınıf insan muamelesi görmesi kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'deki devlet kurumları, bünyelerindeki kızları, onlardan hizmet alan kızları vb. namusları olarak görürler. bu kızlara verilen değerden ziyade, belirttiğimiz gibi, kızların "üzerine kayıtlı oldukları" babalara verilen değerden kaynaklanır. türkiye'deki devlet kurumları, genç erkeklere karşı genç kızları korurlar, genç kızların tarafını tutarlar. istisnalar olabilir, ama genel durum budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısaca söylemek gerekirse: türk ataerkilliği, kız babası ataerkilliği demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2620814459870112493?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2620814459870112493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2620814459870112493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turk-ataerkilliginin-gercek-dogas.html' title='Türk Ataerkilliğinin Gerçek Doğası'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8830176363823356646</id><published>2009-06-23T22:12:00.002+03:00</published><updated>2009-07-07T23:01:33.934+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><title type='text'>Kibirli İnsanların Aynı Zamanda Yalaka Olması</title><content type='html'>yaş ilerledikçe hayat hakkında edinebildiğim fikirlerden biri.bir insan birilerine karşı kibirliyse, çoğu zaman, o insanın karşısında yalaka pozisyonunda olduğu birileri ya da bir takım olgular, güç odakları, kurumlar vb. vardır.kibir ve yalakalık diyalektik bir denge ilişkisi içinde var olan şeylerdir.bu durum, kibirli insanın özgüvenini kendi içinden değil yaslandığı (ve yalakası olduğu) bir takım kişilerden ya da olgulardan almasından kaynaklanır.gücünü kendi içinden alan insan genelde daha mütevazi ve rahat olur. buna karşın, gücünü kendi içinden alıp da kibirli olan insanların var olması da elbette olanak dahilindedir.kibirli insanın kibirinin nedenini anlamanın yolu da, karşısında yalaka olduğu kişileri ve kavramları tespit etmekten geçer.&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;p&gt;bu prensip üzerinden sadece bireysel/mikro ilişkileri değil toplumsal/makro ilişkileri hatta ülkelerarası ilişkileri de açıklamayı deneyebiliriz.örneğin "esmer türkler"i küçümseyen "beyaz türkler"in büyük kısmı avrupalıların ve amerikalıların karşısında yalaka pozisyonuna geçen insanlardır.türkleri küçümseyen avrupalıların(ve özellikle de almanların) çok büyük bir bölümü amerikan kültürünün yalakasıdır.avrupalıların türk kültürünü küçümseme nedenleriyle amerikan kültürünü gözlerinde büyütüp onun karşısında ezilme nedenleri tam olarak aynı nedendir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8830176363823356646?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8830176363823356646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8830176363823356646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/kibirli-insanlarn-ayn-zamanda-yalaka.html' title='Kibirli İnsanların Aynı Zamanda Yalaka Olması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8090689450164638058</id><published>2009-06-23T22:10:00.002+03:00</published><updated>2009-07-08T23:47:45.113+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündelik yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Suşiyi Özentilik Sayan Kemalist Orta Sınıf Algısı</title><content type='html'>hayatımıza giren hemen her tür farklı ve yeni rengi, özentilik adı altında dışlamaya çalışan, gerçekte ya parası ya da vizyonu yetmediği için bu değişik renkleri algılayamayan algı biçimidir. hadi para yetmemesi durumu da sonuna kadar anlaşılabilir... ama yeniliklere kapalı bir ruh haline sahip olup da öyle değilmiş gibi yapmak bence hoş görülemez. parası yetmeyen çıkıp delikanlı gibi "param yetmiyor" desin, kültürel muhafazakarlık yapmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elbette ki herkesin sushiyi beğenmeme, sushiyle ilgilenmeme, sushinin tadını kendine aykırı bulma gibi hakları vardır. ama "sushi yemek her koşulda özentiliktir" diye düşünmek ahmaklıktan başka birşey değildir. kaliteli, bilinçli, entelektüel bir birey olmak için sushi yemek, sushiden anlamak gerekli değildir, ama "sushi yemek özentiliktir" demek de gerekli değildir. herkes sushiyle kendi istekleri ve olanakları çerçevesinde istediği ilişkiyi kurmakta özgürdür.&lt;br /&gt;japon sinemasına evet, japon edebiyatına evet, ama japonya kökenli mutfak kültürü olunca hayır... neden hayır? çünkü pahalı. kemalist orta sınıf vizyonumuzu bozuyor.&lt;br /&gt;biz sushi yemektense iyi ve temiz bir kasaptan biftek alıp evde kendimiz pişirmeyi, minimum harcamayla maksimum protein ve besin almayı tercih ediyoruz.&lt;br /&gt;siktirin gidin ulan.&lt;br /&gt;istanbul burjuvazisindeki üst sınıf kemalistler bile sizden daha iyiler be.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8090689450164638058?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8090689450164638058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8090689450164638058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/susiyi-ozentilik-sayan-kemalist-orta.html' title='Suşiyi Özentilik Sayan Kemalist Orta Sınıf Algısı'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8993205469107048363</id><published>2009-06-23T22:08:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T12:54:13.572+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><title type='text'>Bir Web Sitesinden Sıkılmakla Övünmek</title><content type='html'>türk internet dünyasında "ben zeki, elit ve farklı bir kişiliğim" mesajı vermek isteyenlerin uyguladıkları standart yöntem.kimi facebook'tan sıkılmakla övünür, kimi ekşi sözlük'ten sıkılmakla övünür, kimi sosyomat'tan, kimi blog sitelerinden sıkılmakla övünür, kimileri şu an aklıma gelmeyen başka yerlerden sıkılmakla övünür. (youtube yasak olduğu için, ondan sıkılmakla övünemiyoruz galiba. yasak olmasaydı kesin onu da yapardık)bir web sitesinden sıkılmak, zeki, özel vb. olmanın göstergesi değildir. internetten toptan sıkılmak da bir bok değildir.günümüzde herkes her şeyden çok kolaylıkla sıkılabiliyor. en salak, en dar vizyonlu, en renksiz insana bile hiçbir şey yetmiyor artık.asıl değerli olan, bir web sitesinden sıkılmak değil; sıkılışını dayandırdığın ilginç argümanlarının olmasıdır. yani bir siteden o siteden sıkılan diğer insanların sıkıldığından farklı bir nedenle sıkılmaktır.bir web sitesinden sıkılmakla övünen herkesten sıkılıyor oluşumla övünüyor,sevgiler sunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8993205469107048363?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8993205469107048363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8993205469107048363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/bir-web-sitesinden-sklmakla-ovunmek.html' title='Bir Web Sitesinden Sıkılmakla Övünmek'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5247220141617310996</id><published>2009-06-23T21:37:00.004+03:00</published><updated>2009-07-07T23:03:02.124+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Türk Kızının Avrupalı Kız Kompleksi</title><content type='html'>türk kızının en zayıf noktasıdır.en havalı, en kendini beğenmiş takılan, en erkekleri küçümseyen türk kızı bile, "avrupalı kız"ın adı bile anıldığında ezilip büzülmeye başlar.çünkü türk kızının havası, pozu, kendini beğenmişliği, ancak ve ancak "avrupalı kız" sahnede olmadığı sürece mümkündür.türk kızının piyasa değerini düşürecek, toplumsal ağırlığını azaltacak, popülerliğine darbe vuracak yegane güç, "avrupalı kız"dır.ve türk kızı, bu durumun fazlasıyla farkındadır. hatta durumu olduğundan da trajik şekilde değerlendirmekte, "avrupalı kız"ı (bilincnde ya da bilinçaltında) olduğundan da yukarıda görmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk erkeklerine tavsiyem, kendilerine kötü muamele eden, seni arkadaş olarak görüyorum diyen, herhangi bir şekilde herhangi bir konuda reddeden, herhangi bir şekilde hava atmaya kalkışan bütün türk kızlarına, avrupalı kız'ın kendisinden ne kadar üstün olduğunu anlatmalarıdır. o noktada türk kızının bütün kendini beğenmişlik sistemleri kilitlenecektir, türk kızımız ne diyeceğini, konuya nasıl yaklaşacağını şaşırmaya başlayacaktır. panikleyecek ve afallayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şu an türkiye'de türk kızının yüksek piyasa değeri taşıyan bir ürün olmasının tek nedeni, türkiye'deki yerleşik avrupalı kız miktarının azlığıdır. türk kızı, içten içe bunun da farkındadır. ve bu durumun değişmesinden bilinçaltında da olsa korkmaktadır. örneğin avrupalıların türkiye'den mülk edinmesi konusundaki yasalarda kolaylaştırmaya gidilmesi vb. tarzda türkiye'deki yerleşik avrupalı nüfusu arttırma olasılığı olan bütün fikirler, türk kızını rahatsız etmektedir. türk kızlarının (başı kapalı olanlar haricindekilerinin) kemalizme bu kadar sarılmalarının muhtemel bir nedeni, kemalizmin içe kapanmacı yönünün türk kızının piyasa değerinin düşmesine engel teşkil etmesidir. avrupa birliği projesini ben özellikle türk kızının kalkan götünün indirilmesine yapacağı katkıdan ötürü desteklemekteyim. türkiye'yle avrupa arasındaki her yakınlaşma hamlesi, türk erkekleriyle avrupalı kızların bir araya gelmesini kolaylaştıran her düzenleme, türk kızının götünü bir adım daha aşağı çekecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii bundan sarışın, uzun boylu ve verme olasılığı göreceli olarak yüksek gözüken herhangi bir kız gördüğünde kendinden geçen ve "abi türk kızı ne kadar çirkin yaa" diyerek prim yapmaya çalışan kırolardan olduğum sonucunun çıkartılmasını kesinlikle istemem. ben tam tersine fizik olarak da, ruh olarak da, egzotik kızları severim. örneğin benim için koreli ya da arjantinli bir kız, isveçli, hollandalı, belçikalı vb. bir kızdan daha önde gelir. sarışın uzun boylu kızı görünce kendinden geçmek, köylülük göstergesinden başka bir şey değildir. sarışın uzun boylu bir varlıkla seks yapabilmekten daha önemli ve ilginç hedeflerim var bu hayatta. koreli kızın gizemli dünyası, isveçli kızın uzun bacaklarından çok daha fazla şey ifade ediyor benim için. "uzun ve özgür bacak" değil mistisizm ve büyü peşindeyim. türk kızı da, egzotik ve mistik bir kız tipi olarak, aslında gayet cazip olabilecek birşey. ama türk kızının demin de belirttiğimiz gibi fazla götü kalkmış. o götün indirilmesi için de, aslında çok bayılmadığım isveçli, hollandalı, belçikalı kızların tek mevcut çare, yaraya tek ilaç olduğu kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye cumhuriyeti devleti, ne yapıp edip, türkiye sınırları içindeki yerleşik avrupalı kadın nüfusu arttırmaya bakmalıdır. türk erkeğinin cinsel ve kültürel kurtuluşu ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. ben başbakan olsam, isveç, hollanda, belçika gibi ülkelerin genç kadınlarına türkiye'de yaşamaları için özel burslar, olanaklar sağlardım. gerekirse kiralarını devlet kasasından ödetirdim. yeter ki, türk kızının yaşayacağı paniği izlemenin zevkini tadabileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"türk kızını eleştiriyorsunuz ama türk erkeği sanki çok mu daha iyi" diyenlere de şunu hatırlatmak isterim: türk erkeğinin türk kızından kat kat daha beter olduğu birçok nokta var. ama türk erkeğinin türk kızından vazgeçmesi, türk kızının türk erkeğinden vazgeçmesinden daha kolay. avrupalı erkek, çoğu türk kızı için ilk bakışta çok cazip birşey olsa da, avrupalı erkeğin kız arkadaşını sahiplenmeyen, erkeksilikten uzak, aşırı sakin, espritüellikten yoksun vb. yönlerini türk kızı (eğer adamla evlenip bir avrupa ülkesinin vatandaşlığını kapma vb. hesapları yoksa) uzun vadede çekemiyor. türk kızı, ne kadar türk erkeğine kızsa da, içten içe türk erkeği tipi bir erkeğin özlemini çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, türk erkeğinin böyle bir derdi yok. türk erkeğini isveçli kızların olduğu bir ortama bırak,50 yıl da orda takılsa mutsuz olmaz, türk kızını anında unutur, hatta türk kızını geçtim belki annesinin adını bile unutur. ama türk kızının isveçli erkeklerin ortasında kusursuz mutluluğa erişme olasılığı daha düşüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elbette ki bazı kızlar istisna teşkil edecektir, ama çoğu türk kızı, isveçli adamlarla 2-3 gönül eğlendirdikten sonra, gene klasik bir hayat planlamaya, "çocuk, evlilik, iyi para kazanan, hafif maço ve hafif kıskanç(yani beyaz türk)koca"gibi hayallere kapılmaya başlayacaktır. gerçi bu tarz çok isveçli adam da vardır, ama türk kızının kafasındaki program, bu adamların türk versiyonlarını ele geçirmeye odaklıdır. çünkü çocukluğunda beynine öyle işlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5247220141617310996?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5247220141617310996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5247220141617310996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turk-kznn-avrupal-kz-kompleksi.html' title='Türk Kızının Avrupalı Kız Kompleksi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6106349239045584934</id><published>2009-06-23T19:48:00.005+03:00</published><updated>2009-07-07T23:04:12.588+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='polemik'/><title type='text'>Alman Pop-Edebiyat Tartışması Üzerine Bir Çalışma</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Reşat Çalışlar&lt;br /&gt;Vize Ödevi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Thomas Hecken’ın “Pop-Literatur um 1968” adlı makalesinin özeti ve değerlendirmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Konu Özeti&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Thomas Hecken’ın “Pop-Literatur um 1968” adlı makalesi, Alman edebiyatındaki pop akımın doğuş koşullarını ve bu akımın doğuş döneminde yaşanmış olan polemikleri inceliyor. Benim açımdan, bu makale, pop-edebiyatın gerçekten pop olup olmadığı konusunda kafamda var olan soruları tekrar gözden geçirmeme yardımcı olması bağlamında önemliydi. Makalenin içerdiği referansları ve gönderme yaptığı konuları oldukça zengin buldum. Teorik yönden de doyurucu olan makale, çok yoğun bir materyali kısa bir alana sıkıştırma çabası nedeniyle, bazı noktalarda çok büyük anlaşılma zorlukları yaratabiliyor. O zorlukları aşmam gereken noktalarda, Danny Walther’in 2007 yılında Leipzig Üniversitesi’ne verdiği bitirme tezinden yararlanmaya çalıştım.&lt;br /&gt;Konkret dergisinin sahibi Klaus Reiner Röhl, 1970 yılında, yılbaşından hemen önce, okurlarına Brecht’in toplu eserlerini satın alma tavsiyesinde bulunmuş. Brecht’in toplu eserlerinin, o dönemin “Pop-Edebiyatı”na kıyasla daha zevkli şekilde okunan metinler olduğunu söylemiş. O dönemde Rolf Dieter Brinkmann’ın kadın-erkek ilişkilerini inceleyen romanı “Keiner weiss mehr”, Hubert Fichte’nin “Die Palette”si ve Peter O. Chotjewitz’in “Die Insel”ı çok popüler yapıtlarmış. Rolf Dieter Brinkmann, Amerikan şairlerinin antolojilerine yazdığı önsöz ve sonsözlerde, Almanyadaki pop-edebiyat akımının temel fikirlerini kurgulamış. Klaus Reiner Röhl, bu kitapların sıkıcı olduklarını ve geniş kitlelerin ilgisini çekecek değerde olmadıklarını düşünüyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1968 dönemindeki pop-edebiyat tartışmalarının asıl çıkış noktasını “Fiedler-Debatte” olarak adlandırılan bir polemik oluşturmuş. Reinard Baumgart, Alman edebiyatındaki “trivial” konuları kullanan kitapları incelemiş. Fiedler’in pop-edebiyat konusundaki kriterlerine uyan Almanca eser sayısının ne kadar olduğu konusunda bir belirsizlik oluşmuş. Kimi yaklaşımlara göre de, Alman edebiyatında, pop-edebiyat’tan ziyade pop-art örneklerine rastlanıyormuş.&lt;br /&gt;Leslie Fiedler, “mitografi”yle ve “genre fiction”la ilgilenen bir Amerikan edebiyat eleştirmeni. Amerika’nın tarih üzerine değil mitler üzerine kurulu bir ülke olduğunu savunuyor ve Amerikan edebiyatını bu bağlamda inceliyor. “Popüler kültür mitleri” olarak adlandırılan olgu, doğrudan Amerikan kimliğine gönderme yapan bir olgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röhl’e göre, pop-edebiyatçıların eserleri ne yüksek satış rakamları yakalayabiliyorlarmış, ne de geniş halk kitlelerine seslenebiliyorlarmış. Bu edebiyatçıların eserleri sadece belirli bir sosyolojik grup içinde popülermiş: Karşı-kültürel bir duruş içinde olan (büyük kısmı uzun saçlı) üniversite öğrencileri ve burjuva çocukları içinde. Hatta iyi giyimli anneleri bu öğrencilere bu kitapları hediye ediyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’da pop-edebiyat, hippi(Gammler) kültürünün de temel göstergelerinden biri olma özelliğini gösteriyormuş. Hubert Fichte’nin “Die Palette”si ve Uwe Brandner’in “Innerungen”ı, hippi yaşam tarzını, konformist yaşam tarzıyla olan farklılıkları üzerinden ortaya koyuyor ve idealize ediyormuş. Diğer taraftan, hipilerin, bohemlerin ve marjinal bireylerin yaşamlarını anlatan edebiyat eserlerinin pop-edebiyat olarak tanımlanıyor oluşunu, pop-edebiyat konusunda bir kavram kargaşası olarak değerlendirenler de var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler kültür, 60’lı yılların başından itibaren, “halk tarafından halk için üretilen” bir şey olmaktan çıkıp, entelektüel bir grup tarafından özel olarak tasarlanan bir şeye dönüşmüş ve bu şekilde belirli bir sınıfın kültürü olmaktan çıkmış. Entelektüel kesim tarafından kitle kültürüne ait ürünlerin özel işlemlerden geçirilmesi sonucunda oluşturulan ürünler, “pop kültür” olarak adlandırılmaya başlanıyor bu tarihte. Gerçi “pop kültür”ün tek tanımı bu değil, ama yaygın tanımlarından biri bu şekilde oluşuyor ve yerleşiklik kazanıyor. 60’lardaki popüler kültür ve pop art dalgası, bir yönden de, dadaizm akımına yaslanıyor. Yani, popüler kültür kavramının içinde, en başından itibaren, elitist bir boyut var. Ama popüler kültürü, böyle bir elitizme kaymadan, “geniş kitleler tarafından tüketilen her şey” olarak da tanımlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’daki pop-edebiyat akımı, bir rock-edebiyat akımı olarak da değerlendirilebilir. Rock kültürü, popüler kültürün boyutlarından bir tanesi. Gençlerin “rockçı” ve “popçu” olarak ikiye ayrılma eğilimi gösterebilmelerine rağmen, rock ve pop aslında birbirleriyle çelişen şeyler değiller. Rock Türkiye’de popun zıttı gibi algılanabilse de, popun bir alttürü. Rock müziğin pop müzik içindeki konumu ve rock kültürünün pop kültürünün içindeki konumu üzerine kesin bir şey söylemek zor. Bazı yaklaşımlara göre, rock müzik, avangart bir yan içeriyor oluşuyla pop müzikten ayrılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’daki pop-edebiyatın, bu bağlamda, avangart bir popüler akım olarak sınıflandırıldığı ve pop-art, dada gibi akımlarla aynı bağlamda değerlendirildiği de oluyor. Bununla birlikte, bazı çevreler tarafından şöyle bir ayrım da yapılıyor: Pop-art, Dadaizm gibi, isyankar/eleştirel değil, tam tersine afirmatif, pasif ve cool. Gerçi, bu nokta da, oldukça tartışılabilecek bir nokta.&lt;br /&gt;Bu dönemde, Alman edebiyatçılarının Alman edebiyatının klasiklerinden uzaklaşma yönünde bir eğilimleri de ortaya çıkmış. H.C.Artmann, Mike Hammer romanları okuyup Goethe’yi hayatından çıkarıp attığından bahsediyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pop-edebiyat, cinsel konulardaki özgürlükçülüğüyle burjuva ahlakini ve ciddi akademik çevreleri sarsmayı amaçlıyormuş. Ama 1968 yılından itibaren, Pop-Avangart’ın cinsel konularda yaptığı yayınların hızlı bir şekilde liberal kabul bulması ve reklamlarda ve tüketim kültüründe kullanılmaya başlaması, aradaki bağı kopartıcı rol oynamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pop-edebiyat, modernist edebiyatın bilmecemsi ve aşırı karmaşık tarzına uzak duran, akademik yaklaşımlardan uzak duran birçok edebiyatçıyı kendi çevresinde toplamayı başarmış bu dönem boyunca. Bununla birlikte, pop-edebiyatın modernist edebiyatın mirasını sürdüren bazı özellikleri de var. Belki modernist edebiyatın daha light ve daha genç bir versiyonuna benzetilebilir. Argo ve cinsel içerikli ifadeler kullanmaktan hoşlanan, uyuşturucu deneyimlerinden bahsetmeyi seven edebiyatçılar, pop-edebiyat kavramının etrafında toplanmaya devam etmişler. Bu bağlamda, pop-edebiyatın aslında rock-edebiyat olduğu yönündeki tezimiz de doğrulanmış oluyor. Yani natüralizm, fütürizm, Dadaizm, sürrealizm gibi akımlar içinde yaşamış olan radikal-avangardist prensiplerin ve yaklaşımların büyük bir bölümü Pop ve Underground gibi etiketler altında Almanya’ya geri dönmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Kişisel Değerlendirme&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sorgulanması gereken en temel noktalardan biri, Almanya’daki muhalif kültürün gerçekten bir muhalif kültür olmayı başarıp başaramadığı. Bir diğeri de, Almanya’daki popüler kültürün gerçekten bir popüler kültür olmayı başarıp başaramadığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da oluşan muhalif/toplumkarşıtı ve/veya “pop” akımlar dünyanın başka yerleri tarafından transfer edildiklerinde, elitist/snob akımlara dönüşebiliyorlar. “Popüler Amerikanlık” da “muhalif Amerikanlık” da, başka yerlere elitlik olarak transfer oluyor çoğu durumda. Almanya’daki pop-edebiyat akımı da, bu bağlamda gizli bir elitist/snob akım olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, Martin Walser ekolünün “siyasi ve toplumsal sistemi sorgulama” mantığının doğrularının ve açmazlarının, elitist olduğu ve olmadığı noktaların da özellikle incelenmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Danny Walther’in Leipzig Üniversitesi için hazırladığı bitirme tezine göre, Martin Walser, kendisini Grass-Chotjewitz ve “evrensel öğrenci hareketi”yle aynı cephede görüyormuş. Fiedler, Brinkmann, Heissenbüttel, Handke ve Amerika’daki yeni trendi de karşı cephede görüyormuş. Martin Walser, pop-edebiyatı, bir “içe kapanma edebiyatı” olarak yorumlamış ve sosyal bağlamdan yoksun olmakla suçlamış. Martin Walser, Brinkmann, Heissenbüttel, Handke gibi yazarların sisteme muhalif bir yanları olduğunu reddetmiyor, ama metinlerinde farkında olmadan sistemin olumsuzluklarını yeniden ürettiklerini savunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martin Walser’in eleştirisinde haklı olduğunu varsayarsak, paradoksal bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Sonuçta popun doğasında dışadönüklük ve “toplumsal trendi algılama” vardır. Zaten görece içedönük ve görece elitist bir edebiyat anlayışı olan Martin Walser’in bile Almanya’daki “pop-edebiyat”ı içedönük ve elitist bir edebiyat akımı olarak tanımlaması, Almanya’daki “pop-edebiyat”ın pop kelimesinin hakkını vermekten ne kadar uzak olduğunu kanıtlayan bir unsur olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’daki pop-edebiyat tartışması, bir yönüyle de, Alman kültürünün Amerikan kültürüyle olan ilişkisi konusuna bağlanıyor kaçınılmaz olarak. Pop-edebiyat, Almanların Amerika’dan ithal ettikleri bir şey. 60’lı yıllarda, bazı galeriler ve tiyatrolar dışında “Alman popüler kültürü” veya Alman pop-art’ı bulmak oldukça zormuş, Almanya’daki her yer Amerikan popüler kültürüyle doluymuş. Almanya, kendi popüler kültürünü yaratmakta çok zorlanmış, çoğu noktada yaratamamış, o nedenle de Amerika’dan bir şeyler ithal ederek boşluğu kapatmayı tercih etmiş. Almanya’nın “popüler kültür yaratma” yönündeki girişimlerinden de, pop-edebiyat örneğinde gördüğümüz gibi, genelde popüler kültürün gerçek ruhundan uzak şeyler çıkmış. Almanlıkla “popüler kültür trendi üretimi”, birbiriyle uzlaşması hemen hemen imkansız görünen olgular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya’daki pop-edebiyat akımının gerçek anlamıyla popüler kültür olmayı hem başaramamasının hem de tercih etmemesinin etkisiyle, bu akımın ekstra bir elitizm aurasına büründüğünden söz etmemiz mümkün. Almanya’nın Martin Walser gibi “iç elitler”iyle ve “iç eleştirmen”leriyle, Amerikan kültüründen transfer edilen pop-edebiyat gibi akımların getirdiği “dış kaynaklı elitizm” ve “dış kaynaklı eleştiri” arasında bir rekabet ortaya çıkıyor. Martin Walser, pop-edebiyatın bir kültür emperyalizmi yarattığını ve Amerika’dan ithal edilen şeylerin Avrupa kültürünü seviyesizleştirdiğini savunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pop-edebiyat”ın, Almanya’da bir popüler kültür akımı olarak değil bir neo-avangardist, neo-modernist ve neo-elitist akım olarak yaşandığını, pop-edebiyat akımıyla birlikte Alman kültürünün (Martin Walser gibi) iç elitlerinin yerine Amerika’dan transfer edilmiş neo-elitizmin geçtiğini ve pop-edebiyatın yol açtığı asıl değişimin bu olduğunu söylemek mümkün. Alman pop-edebiyatının birçok yazarı, örneğin “toplumsal gerçekçi”likten ve dolaysız bir realizmden de uzak durmayı tercih ediyor ve bu bağlamda da modernist bir duruş sergiliyor. Buna karşın, ilk bakışta daha modernist gibi duran “Martin Walser ekolü”, toplumsal bağlama ve toplumsal gerçekliğe daha fazla önem atfediyor. Martin Walser’in ve eski kuşak Alman edebiyat eleştirmenlerinin yeni kuşak yazarlara sürekli yaptıkları “toplumsal bağlamdan kopuk olma” suçlaması, Avrupa geleneğinin Amerika’dan gelen yeni modalara karşı korunması arzusundan kök alıyor gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan yola çıkarak şöyle bir çıkarımda bulunulabilir: Almanya’daki “pop-edebiyat” dalgasının kısmen postmodern edebiyat rolü yapan bir modernist edebiyat dalgası olduğunu, buna karşın, “pop edebiyat”ın karşısında duran “Martin Walser ekolü”nün modernist rolü yapan bir realist edebiyat eğilimi sergilediğini söyleyebiliriz. “Pop edebiyat”la “pop olmayan edebiyat” arasında yaşanıyormuş gibi gözüken polemiğin aslında “toplumsal bağlam odaklı-avrupalı edebiyat”la, “bireysel odaklı-amerikadan etkilenen edebiyat” arasında yaşanan bir polemik olduğu düşünülebilir. Yani “pop edebiyat polemiği”nin başka bir meselenin maskesi işlevini gördüğü ve Alman edebiyat dünyasında gerçek anlamda bir “pop edebiyat polemiği”nin belki de hiç yaşanmamış olduğu sonucuna varılabilir. Topluma odaklı ve pop ruhundan uzak olan realist eski kuşakla, bireye odaklı ve gene pop ruhundan uzak olan modernist genç kuşak arasındaki polemiğin yanlış bir adlandırmayla pop-edebiyat polemiği olarak anıldığı kanısındayım&lt;br /&gt;Gerçek postmodern edebiyat, en azından 1960’lı ve 1970’li yıllarda, Alman edebiyat dünyasına pek uğramamış gibi gözüküyor. Daha sonrasında ne oranda uğradığı da tartışılabilir. Alman edebiyat dünyası, realizm-modernizm (toplumsal edebiyat-içedönük edebiyat) meselesini çözmekle uğraşmaktan, modernizm-postmodernizm meselesine geçiş yapmaya pek fırsat bulamamış, yani dünyadaki ayrışmayı geriden takip etmiş gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat statükosu olmak, milliyetçilik, sağcılık, yaşlılığın sembolü olmak vb. şeylerle suçlanan Martin Walser’in edebiyata bazı genç yazarların yüklemediği tarzda bir sistemkarşıtı (ve bir anlamda Antiamerikan sayılabilecek) misyon yüklemesi ve genç yazarlarla tam da bu nedenle polemiğe girmesi oldukça orjinal. Martin Walser’in toplumcu edebiyat anlayışının Fethi Naci çizgisinden alıştığımız klasik toplumcu edebiyat anlayışından büyük oranda uzak olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. Fethi Naci’nin toplumculuğu “Avrupa yüksek kültür geleneği”ne değil sosyalizme ve komünizme yaslanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa geleneği elbette ki sadece toplumsal bağlam anlamına gelmiyor; bireyin içedönük ve yalnız dünyasını mercek altına alan edebiyat ürünleri de Avrupa geleneğinin ve özellikle de Avrupa yüksek kültür geleneğinin kapsamında yer alan şeyler, ama her nedense, Martin Walser ekolü, “Avrupa geleneği”ni bu boyutundan çok toplumsal boyutu üzerinden tanımlamayı tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplumu kavramanın daha çok olgun yaşlara, bireyin derinliklerine inmenin daha çok gençliğe özgü bir şey olması, Martin Walser ekolünün bu yaklaşımının nedenlerinden birini oluşturuyor olabilir. Belki de, “Avrupa geleneği”, gençliğini yitirdiği için, kendini bireyin dünyası üzerinden değil sadece toplumsallık üzerinden var edebiliyor. O nedenle de, Avrupa geleneğinin savunulmasındaki son kale olarak elde toplumsallık kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa’daki ve özellikle Almanya'daki genç kuşaktan bireylerin toplumsal olguları analiz etme yeteneklerini yitirip düşünsel yönden bireysel dünyalarına çekilmeleri(örneğin Türkiye’de bence tam tersine gençlerin önemli bir bölümünün bireysel dünyalarıyla yüzleşmekte zorlanıp toplumsal olgulara odaklı düşündüklerinden söz edilebilir) de bu tabloyu tamamlıyor. Hayatın popüler ve yeni trendlerini algılayamayan ve “klasik toplumsal gerçekçilik”e odaklanan eski kuşak Almanlarla, hayatın popüler ve yeni trendlerini gene algılayamayan ve bireysel dünyalarına odaklanan yeni kuşak Almanlar arasında yaşanan bir polemik bu belki de. Her iki kanadın da “popüler kültür yaratıcılığı”ndan ve “yeni yaşamın enerjisi”nden eşit derecede uzak durduğu ama her iki tarafın da durumunun farkına varamadığı tuhaf bir polemik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Popüler kültür, modernist bir şekilde bireysel dünyaya kapanma yoluyla değil toplumun popüler frekanslarını ve trendlerini algılama yoluyla üretilen bir şey. Belki Alman gençliğinin aşırı bireysel doğasının da etkisiyle, Alman edebiyatı popüler kültürle gerçekten buluşmayı ve popüler kültürle kendi özgün ilişkini kurmayı başaramamış, bireysel dünyaların meseleleriyle Amerika’dan ithal edilmiş bir takım popüler kültür imgelerinin sentezini yapmanın ötesine geçememiş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, “Alman pop edebiyatı”nın Alman gençliğinin “bireysellik ve topluma karşı ilgisizlik”le “Amerikan popüler kültüründen büyülenme” arasında gidip gelen hibrit karakterini yansıttığını ve gerçek bir “pop edebiyat” olmayı başaramamasına rağmen, en azından somut bir toplumsal durumun yansımasına olanak veren bir “gençlik edebiyatı” olmayı başardığını düşünebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6106349239045584934?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6106349239045584934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6106349239045584934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/alman-pop-edebiyat-tartsmas-uzerine-bir.html' title='Alman Pop-Edebiyat Tartışması Üzerine Bir Çalışma'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7005584439675180605</id><published>2009-06-23T02:17:00.002+03:00</published><updated>2009-07-07T23:07:51.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='müzik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Türk Pop Müziği Kalıplarının Dışına Çıkan Aşk</title><content type='html'>türk pop müziğindeki sözler üzerinden açıklanamayacak kadar özel, değişik, derin, sofistike bir aşktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zannedilenin aksine, türkiye'deki rockçı gençler de türk popu kıvamında aşklar yaşarlar. türkiye'de, aşk, bir türk popu esintisinden ibarettir. hatta, zaten günümüzde (dünyanın neresinde olursanız olun) aşkın türk popu kalıplarının çok dışında yaşanması genelde mümkün değildir. türkçe pop sözleri çok basit kalıplar içinde de olsa, aşkla ilgili temel olguları özetlemektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"türk pop müziği kalıplarının dışına çıkan aşk yaşama iddiası" gereksiz bir iddiadır. çünkü bunu gerçekleştirmek hem çok zordur, hem de gerçekleştirildiğinde kişinin başının göğe ereceği yoktur. aşmış, uçmuş, müthiş vb. sandığınız aşklarımızın türkçe pop sözleriyle analiz ve formüle edilebilecek aşklar olduğunun farkında olup sıradanlığımızla barışmayı öğrenmemiz gerekiyor. (gerçekten sıradışı olabildiğimiz, gerçekten türk popunun ötesine geçebildiğimiz birkaç ender nokta da, işin ekstrası olarak bir kenarda dursun tabii, ama o noktalar üzerinden prim arayışına girmeyelim.o birkaç noktaya değil geri kalan yüzde 99'a odaklanalım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;romantik anımızda sezen aksu'yuz, az romantik anımızda hande yener'iz, daha fazlası değiliz, daha karmaşık birşey değiliz. sezen aksu'yu, hande yener'i sevip sevmemek elbette ki zevk meselesi, ama sevsen de sevmesen de ondan ibaretsin işte. "ben zaten buysam bir de bunu müzik olarak dinlemem gerekmez" diye de düşünebilirsin tabi, onu da anlayışla karşılarım.zaten demin de belirttiğim gibi 21.yüzyılda çok daha karmaşık birşey olmak ve yaşamak, normal koşullarda pek mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ara bir "bakkal şarkısı" polemiği vardı, hande yener'in falan da dahil olduğu...&lt;br /&gt;hayat "bakkal şarkısı" düzeyinde birşey. biz de "bakkal şarkısı" düzeyinde insanlarız. daha ötesini arama, yok işte, hayat ucuz ve basit birşey;karmaşıklaştığı boyutları da dile getirmeyi başaracak anlatım yeteneğimiz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben aslında caz dinlerimciliği bırakalım, kısıtlılığımızı(burda kastedilen türkün kısıtlılığı değil insanın kısıtlılığıdır) kabul edelim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7005584439675180605?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7005584439675180605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7005584439675180605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turk-pop-muzigi-kalplarnn-dsna-ckan-ask.html' title='Türk Pop Müziği Kalıplarının Dışına Çıkan Aşk'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4426931398099689136</id><published>2009-06-23T01:47:00.004+03:00</published><updated>2009-07-06T12:02:15.577+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Gerçek Amerikan Ruhunun Amerika Dışında Yaşaması</title><content type='html'>amerika'nın eski kültürel dinamizminden ve çeşitliliğinden uzaklaşmakta olmasından kaynaklandığını düşündüğüm durum. amerika, belli bir süre öncesine kadar, "melting pot" olarak adlandırılan bir kültürel çeşitliliğe evsahipliği yapıyordu ve bu kültürel çeşitliliği dünyaya pazarlayarak dünya kültürünü domine ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama belli bir noktadan sonra, amerika çok büyük bir yenilik üretememeye başladı. amerika tekkültürlüleşmek istediği için olmadı bu. amerika kültürel çeşitliliğe değer vermeye de, onu kendine çekmek istemeye de devam etti. ama bir yerlerde birşeyler tıkandı. uzakdoğu kökenli amerikalı, afrika kökenli amerikalı, hispanik kökenli amerikalı, türk kökenli amerikalı vb. farklı arkaplanı olan amerikalılar birbirlerine aşırı derecede benzemeye başladılar. benzemeyenler de benziyormuş rolü yapmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;küçük bir apartmanda 10 farklı etnik kökenden, 5 farklı dinden, 10 farklı politik tercihten, 5 farklı cinsel tercihten, 30 farklı "hobi tercihi"nden insanın yaşayabildiği bir ülke olan amerika'da, yüzeydeki çokrenkliliğe rağmen alttan alta bir tekrenklilik yaşamaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşın, türkiye gibi, çokkültürlülükten korkan, çokkültürlülükten köşe bucak kaçan ülkeler, istemedikleri halde bir kültürel çeşitlilik ve kültürel renklilik yakalamaya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türkiye'de varyasyon çok kısıtlıdır: sünni türk, alevi türk, sünni kürt, alevi kürt, sayıca çok küçük bir grup yahudi, sayıca çok küçük bir grup hıristiyan, sayıca çok küçük bir grup deklare gay...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerika'daki yerleşik yabancı gruplarla asla kıyaslanamayacak, hatta onların yanında komik kalacak kadar düşük oranda yerleşik ruslar, yerleşik moldavyalılar, yerleşik almanlar vb...&lt;br /&gt;ayrıca bu zaten kısıtlı olan kimliklerin kendilerini amerika'daki kadar rahat şekilde dile getirememeleri, yani kendi kültürlerini yaşatmalarının engellenmesi gerçeği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama bu kısıtlı varyasyon, arka planda büyük bir çelişkiler ve renkler yumağı ve büyük bir kaosun var olmasını engellememektedir. istanbul'daki tamamı heteroseksüel sünni türklerden oluşan ve sadece iki farklı siyasi tercih olan (akp-chp) bir apartmanda, derinden derine birbiriyle şiddetle çelişen birçok yaşam eğilimi ve düşünce formasyonu bir arada yaşayabilirken; new york'taki 10 farklı etnik kökenden, 5 farklı dinden, 10 farklı politik tercihten, 5 farklı cinsel tercihten, 30 farklı hobi tercihinden insanın yaşadığı apartmanda içten içe bir tekrenklilik ve tekseslilik olabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani: "türkiye, tekrenklilik rolü yapan çokrenkli ülkedir; amerika çokrenklilik rolü yapan tekrenkli ülkedir." demek mümkün hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerika'nın 1960'lara,70'lere kadarki çokrenkli ve dinamik ruhu, artık istanbul gibi, mexico city gibi, buenos aires gibi, seoul gibi "bunu pek çaktırmayan" ve "bunun peşinde de olmayan" yerlerde yaşıyor. bu tarz şehirler, farkında olmadan,(hatta devletlerin bunu engellemek istemesine rağmen) inanılmaz karmaşık şeyleri sentezliyorlar. her şeyden önce, "amerikan etkisi"yle "yerel kültür"ü sentezliyorlar, bu bile olağanüstü ilginç ve karmaşık şeylerin çıkması için yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;amerika ise, istemediği halde tekrenklileşti, tekseslileşti, monotonlaştı. herkesin tek bir kültürü taşıdığı, öyle olmasa bile öyleymiş gibi maske taktığı bir yere dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek amerikan ruhu, artık amerika'nın uzağında yaşayan amerikan hayranlarının beyinlerinde yaşıyor. türkiye'deki amerikan hayranı, amerika'daki amerikalıdan daha amerikan hale geldi, daha dinamik hale geldi, daha yaratıcı hale geldi. türkiye'deki birçok orta sınıf gencin kafasında yaşattığı amerika hayali, gerçek amerika'dan daha renkli, daha orjinal, daha amerikan.&lt;br /&gt;amerika'nın gerçek amerikan ruhunu kendi içinde yaşatabilecek dinamizmi kalmadı, pili bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;artık amerika, dünyanın "melting pot"u değil, dünyadaki "melting pot" olmayan neredeyse tek yer konumunda."melting pot"sa ölmedi, yüreğinizde yaşıyor sevgili türk orta sınıf gençleri.ey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;heteroseksüel ve sünni türk arkaplanlı orta sınıf genci, sana ekranda, posterde gösterilen amerika'yı siktir et, kendi içindeki ve/veya kendi hayalindeki amerika'yı keşfet.muhtaç olduğun kültürel kudret, dışındaki değil içindeki amerika'da mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4426931398099689136?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4426931398099689136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4426931398099689136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/gercek-amerikan-ruhunun-amerika-dsnda.html' title='Gerçek Amerikan Ruhunun Amerika Dışında Yaşaması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4239990822401709250</id><published>2009-06-23T01:45:00.002+03:00</published><updated>2009-07-07T23:10:19.669+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='felsefe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Bilinçaltına Sinmiş Bencillik</title><content type='html'>bencillik türleri içinde en tehlikeli ve zehirli olanı budur.bilinçli olarak gerçekleştirilen bencillik, öngörülebilir bir şeydir. bilinçaltına sinmiş bencillikse, gizemlidir, sürprizlidir, öngörülmesi zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bilinçli bencillik"te, örneğin bir durumu değerlendirirken objektif şekilde değerlendirsiniz. ama karar aşamasında bencil şekilde kendi çıkarınız doğrultusunda karar verirsiniz."bilinçaltına sinmiş bencillik"te, daha değerlendirme aşamasında olayı tamamen kendi çıkarlarınız açısından algılarsınız. objektif değerlendirme söz konusu değildir."bilinçaltına sinmiş bencillik", bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bencilliğe sahip olan insanın çıkarları açısından hem yararlı hem zararlı olabilmektedir.yararlıdır, çünkü dünyayı doğrudan ve olabilecek en hızlı şekilde kendi çıkarlarına göre yorumlamaktadır.zararlıdır, çünkü dünyayı tamamen kendi çıkarlarına göre algıladığı için diğer bireylerin yaklaşımlarını ve başka birçok yan faktörü hesap etmekte zorlanmakta, hatta bu faktörlerin farkına bile varamayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinçli bencillik, nisbeten daha geniş vizyonludur, bilinçaltına sinmiş bencillik çok dar vizyonludur.çıkarlarını maksimalize etmek isteyen insan, "bilinçli bencillik"le "bilinçaltına sinmiş bencillik"i sentezlemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir diğer tehlikeli olabilen bencillik türü de, "çıkar beklentisi içinde olunan insanların ve kurumların askeri olmak" şeklindeki bencilliktir. bu da, bilinçaltına sindiği zaman gerçekten tehlikeli olan bir bencillik türüdür. bu bencillik türünde, kişi, çıkar beklentisi içinde olduğu insanları ve kurumları her durumda otomatikman haklı görür. yani "haksız olabilirler ama ben haklıymışlar gibi rol yapayım" diye düşünmez. otomatikman haklı görür. çünkü bilinçaltı çıkara göre programlanmıştır. bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse, dünyayı algılama biçimi, realist değildir, fantastiktir. kendi çıkarlarına göre şekillendirdiği bir fantazi dünyasında yaşar bu tür insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilinçli şekilde kendi çıkarlarını kollayan insandan çok korkmak gerekli değildir, şu ya da bu şekilde öngörebilirsiniz. ama bilinçaltını tamamen kendi çıkarlarına göre programlayan insanlar son derece tehlikeli ve sinir bozucudurlar.ayrıca bilinçaltına bencillik sinmiş insanın karakter olarak da huysuz ve gergin olma olasılığı yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gündelik dilde "bencil" diye anılan insanlar, bence bilinçaltına bencillik sinmiş insanlardır.bencilliği sadece bilinç düzeyinde sürdüren insana bencil denmez, ona olsa olsa "bireyci" denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4239990822401709250?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4239990822401709250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4239990822401709250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/bilincaltna-sinmis-bencillik.html' title='Bilinçaltına Sinmiş Bencillik'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-5628802467541860452</id><published>2009-06-23T01:10:00.001+03:00</published><updated>2009-07-07T23:12:08.803+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='erkek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cinsellik'/><title type='text'>Kazanova Rolü Oynayan Abazan Erkek</title><content type='html'>bunların sadece dışarıya karşı rol yapıp kendisi durumunun farkında olanları da vardır, kendi kendini kandırmakta olanları da vardır.ikinci grup birinci gruptan çok daha tehlikeli ve patolojiktir. olayı şizofreni boyutuna getirenleri bile vardır.aslında her erkek mastürbasyon yaptığı süre boyunca, abazanlığını unutur ve kendini bir kazanova olarak algılar. her mastürbasyon biraz da ilüzyondur.ama bu adamlarda bu durum sürekli hale gelmiştir. günde 20-30 dakika yaşanması gereken ilüzyonu günde 24 saat yaşar hale gelmişlerdir.türk erkekleri içinde çok sık rastlanan bir erkek çeşididir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_____________________________________________________________&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu erkek formasyonunun dışında kalan türk erkeği arıyorsanız, islamcı erkeklere göz atmanız gerekmektedir.islamcı erkekler, islamın cinsellik konusundaki kısıtlamaları nedeniyle, kazanova rolü oynayamazlar. o nedenle, laik-seküler erkeklere kıyasla daha dürüst olabilirler. (islamcı erkeğin sahtekarlığı, evli olmadan cinsel olarak aktifse onu gizlemek şeklinde olabilmektedir.)&lt;br /&gt;buna karşın, seküler-modernist tabir edebileceğimiz türk erkeklerinin çok büyük bir bölümünün içinde fiktif bir playboy yaşar. eli kız eline değmemiş seküler türk erkeği bile hayal dünyasında bir playboydur.bu hayal dünyası, zaman zaman tehlikeli boyutlar kazanbilmektedir.kadınlarla ilgili öykülerinin yalan olduğunu ima eden bir espri yaptığım bir arkadaşım, bir keresinde küfürlerle üstüme yürümüştü. elinden zor kurtulabilmiştim. adam kendini rolüne o kadar inandırmıştı ki, aksi fikir kabul edemez hale gelmişti.&lt;br /&gt;seküler-modernist türk erkeklerinin çok büyük bir bölümü şizofren bireylerdir. şizofrenileri sadece cinsellik konusunda değildir.seküler-modernist türk erkeği, genel olarak hiçbir konuda hata kabul etmez, kendini hep başaran, hep kazanan, hep sevişen, istediği her kızı fetheden, hep kabul edilen erkek olarak göstermek ister. sürekli kendine ve çevresine yalan söyler. ve durum bir şizofreni boyutunu kazanır.&lt;br /&gt;ne olursa olsun şizofrenilerinin en yoğun olduğu alan cinselliktir. seküler türk erkeğinin şizofren bir şekilde yarattığı fiktif playboy kimliği, akılalmaz bir fenomendir. hemen her seküler türk erkeği, sanki bir roman yazarıymışçasına, kafasında uydurduğu playboyun hayatını yaşamaktadır. kendi gerçeğini görememektedir.&lt;br /&gt;buradaki olay "erkekler yattıkları kadın sayısını gerçektekinin 3 katı söylerler" durumunun çok ötesinde ve patolojik bir şeydir.batılı erkek de yattığı kadın sayısını olduğundan çok daha fazla söyleyebilir. bu çok acayip bişi değil, basit bir yalancılık sadece...&lt;br /&gt;buna karşın türk erkeğinin olayı epey değişik. türk erkeği sadece yalan söylemekle kalmıyor, kafasında fiktif bir dünya kurup onun içinde yaşıyor ve gerçeklere tamamen gözünü kapatıyor.&lt;br /&gt;kafasında kurguladığı playboy erkeği yaşamaya kalkıp gerçek varoluşunu, gerçek hayatını unutmak, batılı erkekte pek rastlanmayan, seküler türk erkeğine özgü bir travma.&lt;br /&gt;lütfen biraz olsun kurtulun bu şizofreniden, kendi gerçeğinizi görün. kendinize büyük playboy olma dayatması yaparak ve bütün bilinçaltınızı bu düşünceyle zehirleyerek yaşamaktan kurtulun. bu ülkede playboyluk çok küçük bir şanslı azınlığa ait bir lüks. gerçi sadece bu ülkeye özgü bir şey de değil bu. genel olarak dünyanın çoğu yerinde, playboyvari yaşayan erkeklerin genel erkek nüfusa oranı, zannedilenden çok daha düşük düzeylerde seyrediyor.&lt;br /&gt;tipi, ekonomik durumu, sosyal statüsü ortalamaya yakın seyreden bir adamsanız lütfen daha fazla kendinizi zorlamayın, kasmayın, gerçekleri görün. isterseniz dışarıya karşı yalan söylemeye devam edin, ama bari kendinize itiraf eden gerçek durumu. herkes playboy olmak zorunda değil, kendinizi olduğu gibi kabul edin artık.&lt;br /&gt;"huzur islamda" demek istemiyorum ama islamcılar bile sizden daha dürüst ve kendileriyle barışık olabiliyorlar. kendi gerçeklerini yaşamayı başarabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-5628802467541860452?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5628802467541860452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/5628802467541860452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/kazanova-rolu-oynayan-abazan-erkek.html' title='Kazanova Rolü Oynayan Abazan Erkek'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4178043970948736205</id><published>2009-06-23T00:58:00.001+03:00</published><updated>2009-07-07T23:13:31.183+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='polemik'/><title type='text'>Pelin Batu ve Orhan Pamuk Üzerine Bazı Notlar</title><content type='html'>&lt;strong&gt;PELİN BATU'NUN ESRA CEYHAN'DAN FARKLI OLMAYIŞI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu iki kişinin arasında ne güzellik, ne zeka, ne bilgi birikimi, ne kalite, ne asalet, ne aristokratlık derecesi ne de herhangi başka bir yönden herhangi bir fark olmadığı kanaatindeyim.&lt;br /&gt;aradaki tek fark, birinin avrupai, birinin türk tipi olmasıdır.&lt;br /&gt;pelin batu avrupai güzeldir, esra ceyhan türk tipi güzeldir.pelin batu avrupai "yüzeysel bilgili" kadın tipidir, esra ceyhan türk tipi "yüzeysel bilgili" kadın tipidir.pelin batu avrupai orta zekalı kadın tipidir, esra ceyhan türk tipi orta zekalı kadın tipidir.&lt;br /&gt;ama avrupailiği kayıtsız şartsız kaliteyle, türklüğü de kayıtsız şartsız kalitesizlikle özdeşleştiren üniversiteli gençliğin gözünde bu böyle değildir.onlara göre pelin batu'nun avrupai güzelliği gerçek güzelliktir, esra ceyhan'sa son derece sıradan bir kadındır. pelin batu'nun gayet vasat ve yüzeysel de olsa bir avrupa kültürüyle yetişmiş olması(avrupa o kadar avrupa kültürünü garsonuna bile veriyor) entelektüelliktir, buna karşın esra ceyhan'ın türk eğitim sisteminde ve ortalama türk halkının ortasında oluşmuş olan kültürel yapısı cehalet anlamına gelir.&lt;br /&gt;(evet türk eğitim sistemi kötüdür, ama bu garson düzeyinde bir avrupa kültürünün türkiye'de edinilmiş kültürden üstün olduğu anlamına gelmek zorunda değildir)&lt;br /&gt;sorun pelin batu'da ya da esra ceyhan'da değil, değerler skalasını şaşırmış, avrupa yalakası olmuş eğitimli türk gençliğindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ORHAN PAMUK'TAKİ PELİN BATU'LAŞMA EĞİLİMİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son 5-10 yılın "kamuoyu aktörü orhan pamuk"unda gözlemlemekte olduğum bir eğilimdir.gerçek temeli olmayan bir bilgelik pozu, gerçek temeli olmayan bir derinlik pozu, artık batıda bile kalmamış derecede abartılı bir batımerkezcilik maskesi arkasında yaşayan statükocu şark ruhu. aristokratlığın gerçek doğasıyla çok bağlantısı olmayan, türkiye'ye uyarlanmış bir "tüccar aristokratlık" modu... her konuda ince hesaplanmış, ayarlanmış yaklaşımlar, açıklamalar. en saf insanın bile kanmayacağı kartonötesi bir solculuk.entelektüelliği ve solculuğu kavrayamamış taşralı ruhlu bir kitlenin hayranlığı üzerinden yapılan prim ve bu primle kendini aristokrat görme sorunsalı...&lt;br /&gt;kara kitap büyük yapıttır, orhan pamuk'un siyasi çıkışları türkiye'deki statükoyu sarsıcı etki yapmaktadır, bunlar ayrı şeyler. orhan pamuk, pelin batu'dan farklı olarak, faydalı şeyler de yapmış biridir. bunu itiraf etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;bütün bunlara rağmen, son dönemin kamuoyu aktörü orhan pamuk, bir tür pelin batu'ya dönüşmüş durumdadır.mesela banu güven röportajında konuşan orhan pamuk'un yerine pelin batu'yu oturtun, onun da hayatla ilgili yorumları aşağı yukarı aynı olurdu."türk entelektüeli" dediğimiz varlık, kara kitap gibi bir başyapıtı yazsa bile eninde sonunda bir yer geliyor pelin batu'laşıyor galiba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'lerimden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4178043970948736205?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4178043970948736205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4178043970948736205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/pelin-batu-ve-orhan-pamuk-uzerine-baz.html' title='Pelin Batu ve Orhan Pamuk Üzerine Bazı Notlar'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4729557963070446080</id><published>2009-06-23T00:50:00.005+03:00</published><updated>2009-07-07T23:15:05.663+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='batı'/><title type='text'>Türklük Sorunlarıyla İlgili Bazı Notlar</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Milletlerle İlgili Klişe Düşünceleri Olan Türk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün ispanyolları esmer, erkeklerini maço, kızlarını sıcakkanlı ve cilveli olarak düşünür (ispanyolların çok büyük bir kısmı gayet beyaz tenlidir, erkeklerinin çok büyük kısmı "light erkek"tir. hem fizik olarak hem kişilik yapısı olarak "klişe ispanyol tipi"nden çok isveçliye/ingilize benzeyen ispanyollar vardır ve sayıları hiç az değildir. yaşam tarzı ya da görüntüsü ispanyolu andıran türkler, zannedilenin aksine esmer türklerden ziyade beyaz türklerin en beyazlarından çıkmaktadır. ama her şeye rağmen, klişe ispanyol tipine yakın olan ispanyollar da yok değildir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün arapları körfez arabı gibi kalın dudaklı, sakallı, aşırı esmer düşünür (daha önce de belirttiğim gibi, bilgi üniversitesi tikisinden farksız olan birçok arap genç kızı vardır. türkiye'ye turist olarak gelse arap değil italyan/fransız/yunan hatta belki hollandalı vb. turist zannedilecek birçok arap genci vardır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün meksikalıları kısa boylu, şişman, kızıldereliye ya da afrikalıya benzeyen, kara kuru tipler gibi düşünür. (meksika'da beyaz türklerden çok daha beyaz ve avrupai bir elit kesim vardır. birçok meksikalı sizin kafanızdaki meksikalı klişesinden çok sizin kafanızdaki fransız klişesine yakındır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu klişelerin bu kadar popüler olmasının bir nedeni, bilgi eksikliğidir.diğer nedense, kişinin kendisinin dünyadaki yeriyle ilgili ve türkiye'nin dünyadaki yeriyle ilgili var olan büyük ilüzyonunu sürdürebilme yönündeki isteğidir.milletlerle ilgili düşünceleri bu kadar kalitesiz klişelerle sınırlı olan bu türkler, bir de utanmadan, başka milletlerin türkiye'yle ilgili bilgi eksikliğine ve önyargılı yaklaşımına sinirlenebilmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen dünyayı ne kadar doğru biliyorsan, dünya da seni o kadar doğru biliyor işte. ne bir eksik ne bir fazla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İtalyana Benzediğini Zanneden Türk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyayla, ırklarla, etnik gruplarla, ülkelerle vb. ilgili yanlış bilgilere sahip olan, yani bildiğin cahil olan türktür.bu türklerin nisbeten daha açık tenli olanları, (hem duruş ve ifade olarak, hem de fizyonomi olarak) italyandan ziyade (orta ve üstü sosyoekonomik katmanlardaki) meksikalılara ve arjantinlilere benzerler.ama ondan çok daha büyük bir kısmı, bildiğin ortadoğuluya ve bildiğin türke benzer.üzgünüm ama cidden böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;italyan'a benzeyen türk sayısının çok fazla olmamasının en büyük nedeni, stil ve kültür farkıdır. sadece fizyonomik benzerlik üzerinden gidersek, italyan'a benzeyen türk sayısı, abartıldığı kadar çok olmamakla birlikte, o kadar az da değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama italyanların stilleri ve kültürleri türklerden farklıdır. buna karşın latinamerikalıların, özellikle de meksikalı ve arjantinlilerin stilleri ve kültürleri türklerinkine benzer. stildeki ve kültürdeki benzerlik dış görünüşe de yansır. bunun sonucunda da, meksikalılar ve arjantinlilerle olan benzerliğimiz, italyanlarla olan benzerliğimizi geçer.ayrıca, meksikalı ve arjantinli dendiğinde aklınıza direkt olarak aşırı esmer, kara-kuru, köle izauravari, yoksul vb. tipler geliyorsa, o sizin cehaletinizdir. meksika ve arjantin gibi ülkelerdeki beyaz tenli sarı saçlı insan oranı, muhtemelen türkiye'dekinden daha yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl türk toplumu sadece avrupalıların kafasındaki klişe oryantal tiplerle sınırlı değilse, arjantin ve meksika başta olmak üzere, latinamerika'nın hemen hemen bütün ülkeleri, klişelerin çok dışında kalan insanlar içermektedir. meksika ve arjantin toplumları, birçok yönden türkiye'den daha "avrupai" toplumlardır ve bu bireylerin dış görünüşlerine de yansımaktadır.yani hangi yönden bakarsanız bakın türk'ün de türkiye'nin de dünyadaki yeri, meksika'nın ve arjantin'in yanıdır, italya'nın ve italyan'ın yanı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;italyana benzediğini zanneden türk, aynı zamanda, &lt;a class="gb" href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=olmad%c4%b1%c4%9f%c4%b1+bir+%c5%9feyi+oldu%c4%9funu+zanneden+t%c3%bcrk"&gt;olmadığı bir şeyi olduğunu zanneden türk&lt;/a&gt;'ün bir alt kümesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;italyana benzediğini zanneden ama meksikalı'ya ya da ortadoğulu'ya benzeyen insanlara,caz sevdiğini söyleyen ama aslında pop ya da arabesk dinleyen insanlara,playboy olduğunu zanneden ama aslında bildiğin abazan (ya da en iyi ihtimalle çirkin kadın avcısı) olan insanlara,sistemkarşıtı olduğunu zanneden ama aslında sistemden gayet memnun olan ve onu değiştirmek istemeyen insanlara,"ben bu ülkeye fazlayım abi ya" diyen ama aslında yaşadığı ülkeyi bile hak etmeyen insanlara,kendini aristokrat ve burjuva zanneden ama demode taşra kafasına sahip insanlara,ilerici, eşitlikçi ve aydınlanmış olduğunu zanneden ama bildiğin seküler-muhafazakar-ataerkil-elitist olan insanlara,bu coğrafyada, özellikle de bu coğrafyanın "okumuş"larında çok sık rastlanmaktadır.bu coğrafyada ne yazık ki pek kimse kendisi değildir, hele de "okumuş" kesim hiç değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türklerin Arap Olmadığını Kanıtlamaya Çalışan Mal&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yurtdışına giden türklerin içindeki en salak insan tipidir. bu gerizekalıların yurtdışına gidiyor olması, türkiye için olabilecek en büyük anti-reklamdır. ama bu salaklar elbette ki bunun farkında da değillerdir ve türkiye'yi en iyi şekilde tanıttıklarını, türkiye'nin imajını düzelttiklerini zannederler. oysa bu tipler saçmaladıkça, türkiye'nin zaten çok iyi bir yerde olmayan imajı daha da batmaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu mantalitedeki insana göre bütün araplar ilkel, şeriatçı, çirkin, aşırı esmer, göbekli, karaçarşaflı, karacahil, birbirinin aynı vb. insanlardır.buna karşın(siyasi islama destek veren kesim haricindeki) bütün türkler gelişmiş, laik, daha iyi görünümlü, daha açık tenli vb. kişilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin bu mantıktaki türke göre, (yobaz pislikler haricindeki) bütün türkler rahatlıkla alkol alabilirler ama araplar asla alamazlar.bu gerçekten habersiz olan avrupalı da bir gerizekalıdır ve aydınlatılması gerekir."bak avrupalı biz arap değiliz, bizim kızlarımızın başı açık, alkol alabiliyoruz, hatta domuz eti de yiyebiliyoruz, biz ayrıca gelişmiş ve ekonomik durumu daha iyi bir ülkeyiz... biz italyanlar gibiyiz aslında" nutuğunun çekilmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;oysa ki gerçeklerin bununla hiçbir şekilde alakası yoktur.nasıl çeşit çeşit iskandinav varsa, çeşit çeşit alman varsa, çeşit çeşit türk varsa, çeşit çeşit arap da vardır. ama türkler ve araplar içindeki çeşitlilik, elbette ki kuzey avrupalılar içindekinden çok daha büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;araplar dünyadaki en fazla ülkeye yayılmış ırklardan biridirler ve bu nedenle genel bir ırksal özelliğe sahip değildirler. genel bir kültürel özelliğe ne oranda sahip oldukları da gayet tartışma götürür.benzer şekilde, türklerin de çok sabit ırksal/kültürel özelliklerinin olduğunu söylemek imkansızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;suriye arabıyla çukurovalı türk arasındaki benzerlik, suriye arabıyla körfez arabı arasındaki benzerlikten muhtemelen daha büyüktür.son derece beyaz tenli arap olduğu gibi, son derece koyu tenli türk de vardır.ağzına içki sürmeyen türk olduğu gibi, (her ne kadar sayısı nisbeten az olsa da) löpür löpür domuz eti götüren arap da vardır.doğru dürüst yabancı dil bilmeyen türk olduğu gibi, ana dili gibi ingilizce/fransızca konuşan arap da vardır.kara cahil olan birçok türk olduğu gibi, entelektüel düzeyi zirvede olan birçok arap da vardır.hıristiyan arap, ateist arap vb. şeyler zaten vardır, belirtmeye bile gerek yok.sarışın, modern görünümlü, başı açık, seküler, amerikanvari giyimli, makyajlı, araptan çok fransız/italyan aristokratına benzeyen ve bilgi üniversitesi tikisinden hiçbir farkı olmayan arap kızları da vardır; karaçarşaflı, esmer, gariban ve son derece islami görünümlü türk kızları da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçi elbette ki, ortalamaya vurduğumuzda türk araptan bir miktar daha modern, bir miktar daha batılı, bir miktar daha seküler, bir miktar daha az esmer olarak görülebilir. ama aradaki fark türkün inanmaya çalıştığının 10'da biri kadar bile yoktur.sözümona avrupalıyı aydınlatma peşinde olan bu mal tipler, türk ve arap dünyası konusunda en az avrupalılar kadar cahillerdir. hatta bence avrupalı uzaktan ve daha sakin bir gözle baktığı için bazı şeyleri daha sağlıklı değerlendirmektedir.türklere yapılan ırkçılığa karşı olup araplara karşı ırkçı olacak kadar şizofren olan ve türkiye'nin imajının en büyük katilleri olan bu tiplerin türkiye dışına çıkmalarının engellenmesinden yanayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'lerimden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4729557963070446080?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4729557963070446080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4729557963070446080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turkluk-sorunlaryla-ilgili-baz-notlar.html' title='Türklük Sorunlarıyla İlgili Bazı Notlar'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-2881818841343472524</id><published>2009-06-14T22:37:00.003+03:00</published><updated>2009-07-08T23:51:01.382+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Zekasıyla Prim Yaptığını Düşünen İnsan</title><content type='html'>yanılma olasılığı yanılmama olasılığından kat kat daha yüksek olan insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir şey düşünen insana(ki hemen her insan zaman zaman böyle bir şey düşünür) sırayla şu soruları soralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.zeka diye bir kavrama gerçekten inanıyor musun? zekanın objektif, ölçülebilir bir değer olduğuna gerçekten inanıyor musun? zekanın göreceli bir şey olduğunu, her insanın bazı yönlerden zeki, bazı yönlerden daha az zeki olduğunu düşünmek daha gerçekçi değil mi?&lt;br /&gt;2.birinci sorunun cevabının evet olduğunu ve zekanın objektif bir değer olduğunu varsayalım. ve başka bir can alıcı soruya gelelim: gerçekten düşündüğün kadar zeki misin?&lt;br /&gt;3.gerçekten düşündüğün kadar zeki olduğunu varsaysak bile, içinde bulunduğun ortam senin zekanı anlayacak bir ortam mı?&lt;br /&gt;4.ilk üç sorunun cevabının evet olduğunu varsalım. zeka diye objektif bir değer skalası var, sen bu skalaya göre üst sıralardasın, ve içinde bulunduğun ortam da bunu değerlendirme yetisine sahip bireylerden, yani belli bir seviyenin üzerinde olan bireylerden oluşuyor. peki bu bireyler senin zekanla gerçekten ilgilenecekler mi? belki odaklandıkları noktalar farklı, belki kafaları farklı şeylerle dolu, belki yorgunlar, belki bu bireylerle aranızda yaş, kültür, gelir düzeyi vb. farklar olduğu için senin zekanı kendilerine göre değişik açılardan değerlendirecekler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ey "ben zekamla prim yapıyorum" diye düşünen insan, şunu asla unutma: birçok entelektüel/seviyeli/kaliteli vb. olarak bilinen ortamda bile, olayların odak noktası zeka değildir. ortamın genel ritmine uygun biri olmak (ya da bu genel ritmi, o genel ritmin onaylayabileceği bir dozda ve biçimde bozma becerisine sahip olmak) daha önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu da ağzından çıkan sözcüklerden ziyade, genel tarzınla olur(elbette genel tarzla zeka da birbirinden tamamen alakasız şeyler değildir, ama aradaki bağlantılar çok dolaylıdır, bazen çok salak bir insanın tarzı da çok ortama uygun durabilir). genel tarzdan kastettiğim şey, sadece dış görünüş, elitlik, giyim-kuşam, sofra terbiyesi, temizlik vb. şeyler de değil. onlar da var işin içinde, ama hepsini aşan bir durum söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani genel ritmin ortamın genel ritmi açısından birşey ifade etmediği sürece, ağzından çıkan her cümlerin orjinal ve yaratıcı olması bir işe yaramayabilir. buna karşın, "ingiltere'de trafik soldan akıyormuş biliyor muydunuz" bayatlığında muhabbetler yapan bir insan bile, ortamın genel ritmini yakalaması halinde, en seviyeli ve entelektüel bilinen ortamın bile starı haline gelebilir.&lt;br /&gt;ayrıca insanların çok büyük kısmının kelime hafızası zayıftır. ağzınızdan çıkan ilginç ve zeka dolu sözler kolaylıkla unutulacaktır. buna karşın, görüntünün yaydığı elektrik daha fazla akılda kalabilecektir. bir de şöyle bişi var: insanların arkasından "ne kadar klişe cümleler kuruyordu" diye konuşulmaz pek. ama "ne kadar terbiyesiz biri", ya da " ne kadar kötü giyinmiş" diye konuşulur. tabii "iyi giyinin, terbiyeli davranın, bütün konuştuklarınız klişelerden ibaret olsa da sorun değil" de demiyorum, o kadarı da abartılı olur. ama başka noktalardaki açıkları zekanızla kapatamazsınız, onu söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii insanın zekasıyla prim yapabildiği ortamlar da var. medyada konuşan bir insan söylediği ilginç bir sözle katıldığı programa rating kazandırabilir, bunu nakte de çevirebilir. internette yazdığın zeka ürünü bir entry'den ötürü özel mesaj alıp yeni birisiyle tanışabilirsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama reel hayattaki normal bir sosyal topluluk içinde zekanın getireceği prim genelde minimaldir. söz konusu topluluk entelektüel ve seçkin bir topluluk olsa bile bu böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-2881818841343472524?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2881818841343472524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/2881818841343472524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/zekasyla-prim-yaptgn-dusunen-insan.html' title='Zekasıyla Prim Yaptığını Düşünen İnsan'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-228370051486754396</id><published>2009-06-14T21:33:00.001+03:00</published><updated>2009-07-08T23:44:12.962+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='zeka'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Değerinin Anlaşılmadığını Düşünen Birey</title><content type='html'>"yeteneğinin anlaşılmamasından değil, yeteneğinin olmamasından kork" demişler, doğruluk payı var.&lt;br /&gt;eğer insanların büyük bir kısmının işine yarayacak, insanların büyük bir kısmı için bir şey ifade edebilecek bir değere sahipseniz bu çoğu zaman anlaşılır. siz gizlemeye çalışsanız bile anlaşılır. (elbette hayat kısmen de olsa adaletsiz olduğu için, anlaşılmadığı durumlar da vardır, ama azdır)&lt;br /&gt;buna karşın, az sayıda insanın işine yarayabilecek, az sayıda insanın yaşamına birşey katabilecek bir değere sahipseniz, bunun anlaşılma olasılığı daha azdır. (hele hele:sadece sizin kendi yaşamınıza bir şeyler katabilecek bir değere sahipseniz, bu değer ne kadar orjinal olursa olsun, anlaşılması imkansızdır. ama bu onu önemsiz kılmaz. değer size para getirmez, başarı getirmez ama mutluluk getirir mesela.) değeri anlayabilecek az sayıdaki kişiye ulaşma olasılığınız, (istatistiksel baktığımızda) relatif olarak azdır. internet çağında bu kısmen değişmiştir, ama tam olarak da değişmemiştir.&lt;br /&gt;şimdi olayın asıl çekirdeğine gelelim: diyelim ki, an itibariyle, az sayıda insanın işine yarayabilecek değerlere sahip olan bir insansın. mesela çok zekisin, ama sendeki zeka frekansı az sayıda insana hitap eden bir zeka frekansı. o nedenle de insanların önemli bir kısmına salak geliyorsun ya da seni hiç farketmiyorlar bile.&lt;br /&gt;durumundan şikayetçisin. çok sayıda insanın işine yarayabilecek, çok sayıda insan tarafından algılanabilecek değerlere sahip olan (ve dolayısıyla da çok sayıda insan tarafından değeri anlaşılan) bir insana dönüşmek istiyorsun. ne yapman gerekir?&lt;br /&gt;ilk olarak kendine bunu gerçekten isteyip istemediğini sor. çünkü, sahip olduğun değer dönüşüm geçirdikçe ve yararlı olabileceği insan miktarı artış gösterdikçe, hem o değerin orjinalitesi azalabilir hem de senin ruhun açısından taşıdığı derin değer zarar görebilir.&lt;br /&gt;bir başka şekilde ifade edelim: her gelişme, aynı zamanda bir gerilemedir. (mesela türk ünlüleri genelde bunu farketmezler, hep geliştiklerini zannederler.)&lt;br /&gt;diyelim ki buna razısın. (ki bana kalırsa razı olma, yani ekonomik durumun falan da kötü değilse,razı olma. ama sen bilirsin tabii.)&lt;br /&gt;eğer razıysan, bir "değer dönüştürme operasyonu"na (ve dolayısıyla "başka bir insana dönüşme operasyonu"na) girişeceksin. yani eskiden sahip olduğun değeri bambaşka bir değere dönüştüreceksin ve sonunda gelinen noktada, eski değerinden sadece bazı izler kalacak. yani yeni bir insana dönüşmüş olacaksın. eskiden zeki olduğun noktalarda daha az zeki olacak, eskiden daha az zeki olduğun noktalarda daha zeki olacaksın. kendin başka bir insana dönüşürken, diğer insanları da belli bir oranda etkileyecek ve dönüştüreceksin. ama bu ikincisi çok şiddetli olmayacak. kendin 100 birim değiştiysen, toplumu sadece 1 birim değiştireceksin. kendini 100 birim topluma doğru itiyorsan, toplumu 1 birim kendine doğru çekeceksin.&lt;br /&gt;bütün bunları yapabilmek için birçok insanla tanışacaksın. eski "ben"inden boşalttığın yerlere, onlardan aldığın şeyleri koyacaksın. özellikle de güçlü, başarılı, popüler, zengin insanlarla tanışacaksın. toplumun algılayabileceği değerler toplamak bu tarz insanlarla tanışmaktan geçiyor büyük oranda. medyayı kullanacaksın, medyada görüneceksin. bu sayede toplum için daha işlevsel olan bilgiler toplayacaksın. televizyona çıkmanın kişiyi yükseltme nedeni, yüzünü tanınır kılmasından ziyade, aldığı tepkiler üzerinden bilgi toplama olanağı vermesidir.&lt;br /&gt;eğer herşey hesaplandığı gibi giderse, değerin değişim geçirecek, daha fazla insanın işine yarayabilecek bir değere sahip olacaksın ve anlaşılacaksın. asıl mesele değerini pazarlamak değil, işlevsel değer üretmektir. değerin işlevsel olduktan sonra herşey kendiliğinden yürür. ama işlevsel değeri üretmek de dünyanın en zor şeylerinden biridir.&lt;br /&gt;sonunda anlaşılan o şey gerçek senden ziyade, "hormonlanmış sen" olacak. yani sıradanlaşmış olacaksın bir bakıma. her "işlevsel değer üretme" süreci, bir yönüyle de bir sıradanlaşma sürecidir.&lt;br /&gt;dediğim gibi, razıysan sorun yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-228370051486754396?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/228370051486754396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/228370051486754396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/degerinin-anlaslmadgn-dusunen-birey.html' title='Değerinin Anlaşılmadığını Düşünen Birey'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1621260873246363083</id><published>2009-06-14T21:30:00.002+03:00</published><updated>2009-07-08T23:49:04.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Dışlanan Bireylerle Empati Kurmak</title><content type='html'>bazen bir tercihtir, bazen bir beceridir, çoğu zaman da ikisinin bir karışımıdır.tabii "dışlanmış"lığın birçok farklı biçimi ve tanımı var. "dışlanmış kişilerle empati kurma" davranışı da, bu farklı biçim ve tanımlara göre şekilleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin arkadaşları ve sevenleri olan ama yoksul, eğitimsiz, sosyal statüsü düşük, hayatından memnuniyetsiz, hastane kuyruklarında sürünmekte olan vb. bir insan mı daha dışlanmış bir insandır, yoksa maddi durumu iyi, iyi eğitim görmüş, iyi koşullarda yaşayan, ama az arkadaşı olan, az seveni olan bir insan mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangisinin ilgiye, alakaya, empatiye, desteğe olan ihtiyacı daha büyüktür? "dışlanan kişilerle empati kurmak", yoksul, hasta, yaşlı vb. insanlara maddi yardım yaparak falan mı olur, yoksa sağlıklı ve genç olan, maddi sıkıntısı da olmayan ama sosyal hayatı kötü giden insanlara daha çok ilgi göstererek mi? empati, somut olarak yardım ederek mi gerçekleşir, yoksa konuşarak, dinleyerek, anlamaya çalışarak mı?örneğin yoksulluk nedeniyle toplumun hemen hemen bütün olanaklarından dışlanmış olan kişilerin durumlarına karşı nisbeten az duyarlı olup, sözlükte yeni yazar ve düşük karma sahibi olduğu için kötü muamele görenlerin durumlarına karşı daha duyarlı olan biri çok tuhaf görünebilir. ama belki de bu tarz küçük detaylardaki dışlamalar, klasik “yoksulluk nedenli dışlanma”ya kıyasla daha önemliler.ne olursa olsun bu tür konularda net bir şey söylemek çok zor.her insanın merhamet gösterdiği, empati kurduğu, ilgi gösterdiği sorunlar farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o nedenle de, hemen her insan, kendi açısından baktığında, empati sahibi biri gibi, “dışlananların yanında duran” biri gibi görünebiliyor. buna karşın, dışarıdan bakıldığında öyle gözükmüyor genelde. hemen herkes kendine göre “dışlananlardan, değeri bilinmeyenlerden yana”, ama diğer insanların gözüyle bakıldığında “güçlülerden, başarılılardan, popülerlerden yana”...hemen herkes kendine göre sistemkarşıtı, ama diğer insanlara göre sistemin adamı.hayat çok karışık yani anacım, neyin ne olduğu belli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1621260873246363083?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1621260873246363083'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1621260873246363083'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/dslanan-bireylerle-empati-kurmak.html' title='Dışlanan Bireylerle Empati Kurmak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-713254682924556659</id><published>2009-06-14T21:22:00.003+03:00</published><updated>2009-07-08T23:55:04.619+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gündelik yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>Türkiye'de Kadınlar İçin Öngörülen Steril Yaşam</title><content type='html'>genelde korumacı ve kıskanç babaların, abilerin vb. yarattığı bir olgudur. bununla birlikte, resmi ideoloji ve devlet kurumları da bu yaşam tarzına destek verirler. türkiye'de biraz olsun düzgün sayılabilecek aileler kızları için hep güvenlikli, kaliteli, temiz, düzgün, düzenli ortamları uygun görürler. kaliteli alışveriş merkezleri, kaliteli kafeler, kaliteli giyim mağazaları. gerçi elbette ki her kadının parası bunlara yeterli olmaz, o zaman da ya paralı bir adam bulunur, ya da kadın iyiden iyiye içine kapanır, evine kapanır. ki zaten bu kıskanç babanın, kıskanç abinin vb. işine de gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yaklaşımın kısmen mantıklı yanları vardır. türkiye'de bir kadının hayatın kirli, tozlu, kaotik vb. alanlarına ayak basması, her şeyden önce tehlikelidir. örneğin orta sınıf, üniversite öğrencisi bir kızın varoşta dolaşıp varoştaki yaşamı gözlemlemesi, ya da gecenin üçünde taksimin arka sokaklarında dolaşması vb. şeyler, en başta kızın can güvenliğini tehdit edebilecek bir davranışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk kızlarının can güvenliklerini tehlikeye atacak kadar uç noktalara gitmeden de olsa, türkiye'deki yaşamın steril olmayan boyutlarını keşfetmeye çalışmalarında yarar olduğu kanaatindeyim. çünkü türkiye'nin asıl orjinalitesi, steril olmayan boyutlarında yatıyor. mesela türkçe'nin en yaratıcı olduğu alan argo ve küfürdür. (her ne kadar bir "türkçe kadın argosu"nun varlığından söz ediliyor olsa da, bence türkiye'de argonun da küfürün de ana kaynağı alt sınıf erkeklerdir) türkiye'de kadınlar için öngörülen steril yaşam çerçevesi nedeniyle, türk kadınları argonun ve küfürün yaratıcılık frekanslarına yeterince girememekteler. gerçi internet falan bunu değiştiriyor, ama küfürü ve argoyu yerinde yaşamakla internette tanımak da aynı şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii kızların kendilerine çizilen bu yaşam alanını zorlamamalarının nedenlerini de ayrıca incelemek gerekiyor. belki de hayatlarındaki her şey değilse de bazı şeylerin çok kolay gidiyor olması(sevgili bulmak, ailenin ekonomik durumu biraz olsun iyiyse epey bir yaşa kadar baba parası yiyebilmek, birçok sosyal ortamda cinsiyetinden ötürü kollanmak ve ekstra ilgi toplamak vb.), bunda etken olabilir. türkiye'de hayat kızları erkekleri zorladığı kadar zorlamıyor, erkekleri vurduğu kadar dibe vurmuyor genelde. gerçi kızların açısından baktığımızda elbette ki olayın farklı boyutları da var, ama çok kabaca baktığımızda, türkiye'de orta sınıf bir kızın orta sınıf bir erkeğe kıyasla daha kolay bir hayatının olduğunu söylememiz mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buradan kızlarını steril yaşam alanlarına hapseden babalara sesleniyorum: ha kızına yapay bir steril ve sönük dünya kurup onu hayatın kirli, hareketli ve orjinal boyutlarından soyutlamışsın, ha kızını türban takmaya zorlamışsın? ne farkediyor ki. bu şekilde yaptığınız şey de bir tür türban takmak değil mi kızlara?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca bu şekilde bir taraftan yaşam alanı daraltılan yani ezilen, diğer taraftansa şımartılan ve yüceltilen kızın kendi değeri konusunda kafası karışmıyor mu? kendini bir taraftan çok değerli bir taraftan çok değersiz görüp şizofreniye kapılmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: türbanlı dedim de aklıma geldi... türbanlı kadınlar sistem tarafından sterilitesi korunması gereken objeler olarak görülmedikleri, tam tersine bir tür tehdit olarak algılandıkları (ve ayrıca gelir düzeyi ortalamaları da başı açık kadınlardan daha düşük olduğu) için, onların bu "sistem tarafından savunulan kadın sterilliği"nin dışına kısmen de olsa çıkıyor olmaları ve türkiye'nin kirli ama orjinal ve hareketli boyutunu algılıyor olmaları mümkün olabilir belki de.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk kadınının entelektüel yetersizliğinin temel nedenini de oluşturması mümkün olan olgu.türk kadınlarının tamamı değil ama kentli orta ve üst sınıf kadınlar örgün eğitimden erkeklere yakın düzeyde yararlanabiliyorlar, hatta yabancı dil öğrenme, kitap okuma vb. bazı noktalarda erkeklerin ilerisinde olmaları bile mümkün.ama bütün bunlara rağmen kentli orta ve üst sınıf türk kadınında entelektüel bir yetersizlik var. çok büyük bir vizyon eksikliği var.çünkü kentli orta ve üst sınıf türk kadını türkiye'deki reel hayat konusunda cahil, üstelik türkiye'deki reel hayatın en ilginç boyutları konusunda cahil. ve daha kötüsü şu ki, bu cehaletinin farkında olmadığı gibi, hayatın onun algısının dışındaki boyutlarını küçümsüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani dünyayı tam da babasının görmesini istediği çerçeve içinden görüyor. motor kızımız için de bu böyle, bakire kızımız için de. tam da babasının düşünmesini istediği gibi "ben bir prensesim ve sokaklarda bir sürü alt sınıf abaza pislik var" diye düşünüyor. babasıyla kavgalı kız için de bu böyle, babasına tapan kız için de bu böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o "alt sınıf abaza pislik" saydığı adamların dünyasının kendisininkinden çok daha orjinal renkler içerebildiğini asla düşünemiyor türk kızı. ama o "abaza ve pislik" dünyanın dili ve kültürü mizah dergileri üzerinden önüne getirildiğinde hayranlık duyabiliyor tuhaf şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kentli orta ve üst sınıf türk erkeğinde de bir "okumuş cahillik" olduğunu söylemek mümkün ama erkekteki sorun kadındaki kadar aşırı değil. erkek her şeye rağmen sokak kültürünü, argo kültürünü, kahve kültürünü, tribün kültürünü, ülkü ocağı kültürünü vb. az çok bilerek yetişiyor. buna karşın, kentli orta ve üst sınıf türk kadını, adeta başka bir ülkede yaşıyormuşçasına türkiye'ye uzak ve yabancı. "okumuş cahillik"in en uç noktalarında dolaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"haydi kızlar okula" tadında eğitim-öğretim hamlelerine yüklenmekten ziyade, eğitimli, kültürlü, kentli kadınlarımızdaki bu "okumuş cahillik"i ortadan kaldırmaya çalışmamızda yarar olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-713254682924556659?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/713254682924556659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/713254682924556659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turkiyede-kadnlar-icin-ongorulen-steril.html' title='Türkiye&apos;de Kadınlar İçin Öngörülen Steril Yaşam'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-1178690538173776623</id><published>2009-06-14T21:19:00.004+03:00</published><updated>2009-07-09T00:01:12.873+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='magazin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><title type='text'>Başarılı Olarak Görülen Herkese Hayranlık Duymak</title><content type='html'>kendi değer yargılarını oluşturamayan (ya da oluşturmayı tercih etmeyen) ve toplumun ürettiği kollektif değer yargılarını kopyalarak yaşayan kişilerde gözlemlenen bir eğilim.başarılı olarak görülen kişiler kimlerdir? ünlüler, zenginler, popülerler, yakışıklılar/güzeller, kariyer sahibi olanlar vb. kişiler işte... (gerçi zenginlik başarıdan ziyade güç de ifade edebiliyor. belki de "başarılı ve/veya güçlü olarak görülen herkese hayranlık" duymak diyebiliriz o nedenle.)bütün bunlar toplumun değer sistemlerine göre değer sahibi olan kişilerdir. bunlara hayranlık duymak da, esas olarak, toplumun değer yargılarını onaylamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii toplum kavramını sadece toplumun geneli olarak almak yanıltıcı olabilir.toplumun belirli kesitlerinin(mesela ekşi sözlük) de kendi ünlüleri, kariyer sahipleri, statü sahipleri vardır.&lt;br /&gt;söz konusu olan ister toplumun genelinin başarılı olarak gördüğü kişiler olsun, ister belirli bir kesitinin başarılı olarak gördüğü kişiler olsun, "başarılı olarak görülen herkese hayranlık duyma eğilimi", kişisel yargı oluştur(a)mama göstergesidir. daha da sert şekilde söyleyelim: kişiliksizlik göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zannedilenin aksine, bu iğrenç eğilim, hemen hemen herkeste mevcuttur. (haliyle bu entrynin yazarında da mevcuttur.) ama derecesi kişiden kişiye değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii türk toplumunda bu eğilim dünyanın çoğu yerindekinden daha güçlü. sırf ünlü/zengin vb. diye ne iş yaptığı bilinmeyen, neye hizmet ettiği bilinmeyen vb. insanlara hayranlık duyulabilen bir ülkede yaşamakta olduğumuz sır değil. diğer taraftan, asıl sorgulanması gerekenin, ne iş yaptığı, neye hizmet ettiği bilinen ünlü ve zenginlere duyulan hayranlık olduğu kanaatindeyim.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii bu davranışın birçok farklı varyantı var.mesela "başarılı olarak görülen herkese" değil de, "başarılı olarak görülenlerin %90'ına" hayranlık duymayı seçenler olabiliyor. dışarıda bırakılan %10'lık kısım, "ben koyun gibi toplumun değer yargılarını taklit ederek yaşayan biri değilim" mesajının verilmesini sağlıyor. ama asıl en koyun olanlar da bu tiplerden çıkar. mesela adam esra ceyhan'ı, ece erken'i, iclal aydın'ı, lerzan mutlu'yu vb. beğenmez, dalga geçer ama pelin batu'yu, deniz akkaya'yı, bedri baykam'ı, fazıl say'ı vb. önemli bulur. özellikle bu insanların durumu son derece trajiktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sanatsal başarı sergilediği düşünülenlere daha kolay şekilde hayranlık duyup zenginlere nisbeten daha zor hayranlık duyanlar" var. tabii bunun tam tersi de var, yani"zenginlere nisbeten kolay hayranlık duyup sanatsal başarı sergilediği düşünülenlere nisbeten daha zor hayranlık duyanlar"... bu kesim özellikle ilginç insanlardan oluşuyor. bir insanın eğer zenginse hiçbir negatif özelliği olamayacağını düşünmeye eğilimli bu kesim. ama bence "çok parası olan herkese hayranlık duyan insan"la "tv'de gördüğü ve yüksek sanatçı olarak lanse edilen her kişiye hayranlık duyan sözde sanat aşığı" arasında da çok fark yok. o da aptal o da aptal.&lt;br /&gt;(bkz: paralı insan kalitelidir diye düşünen insan tipi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"yüksekte olana hayranlık duymak", genel olarak aptalca birşey. ister "yüksek sanatçı"ya hayran ol, ister zengine hayran ol, ister güzele yakışıklıya hayran ol, ister ülkene, devletine, vatanına, milletine, cemaatine, şeyhine hacına hocana atana babana vb. hayran ol, ister sevgiline hayran ol, aptalca. aşamadığın bir şeylerin kalmış olduğunu, olgunlaşma sürecini, kendin olma sürecini tamamlayamamış olduğunu gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;toplumun genel yerleşik değerlerinden ziyade kendi kişisel tercihine göre seçtiği şeylere hayranlık duymaya eğilim gösteren insanların durumu nisbeten daha tolere edilebilir bir yaklaşım. ama onun da aptalca olduğu durumlar mevcut ne olursa olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-1178690538173776623?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1178690538173776623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/1178690538173776623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/basarl-olarak-gorulen-her-insana.html' title='Başarılı Olarak Görülen Herkese Hayranlık Duymak'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-93323087146608678</id><published>2009-06-14T21:17:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T00:13:10.271+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><title type='text'>Kıroluğun İçerdiği Deha</title><content type='html'>türkiye'deki elitist, batımerkezci, tepeden inmeci modernleşmeci, (bilinçli ya da bilinçsiz şekilde) kemalist vb. olan düşünce akımlarının asla kabul etmedikleri, kabul etmek istemedikleri bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"kıroluğun içerdiği deha" kavramı aklınıza belki recep ivedik'i ya da cem yılmaz'ın arif'ini getiriyor. evet, onlar da bu olgunun bir kısmı. ama sadece bunlara indirgemenin doğru olacağı kanaatinde değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kıro insan, her şeyden önce, "sıradan insan"dır. (gerçi batı standartlarıyla değerlendiriliğinde bir türk kırosu epey "normaldışı" kalır, ama türkiye standartlarında daha yaygın, daha sık rastlanır, dolayısıyla da daha sıradan olan insan tipi "yontulmuş insan" değil "kıro"dur. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o nedenle de, sevgili kıromuz, "wisdom of the crowds" tabir edilen bir "sıradan insana özgü bilgelik"e sahiptir.bu "sıradana özgü bilgelik", "normalliğe özgü bilgelik", kıronun "eğitimli insan"a kıyasla, birçok konuda daha yaratıcı tutumlar sergilemesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;batı dünyası artık eğitimden, kültürden, entelektüellikten umudunu kesmekte ve sıradan/eğitimsiz insandaki bilgeliği keşfetmeye yönelmiş durumda. artık batıda eğitimsiz insan, entelektüelden daha hip. bizse hala "ben özel, entelektüel ve marjinal biriyim, sen de beni taklit etmelisin, doğru yaşam benimkidir" modunda takılıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"sıradan insan bilgeliği" alanındaki potansiyelimizi göz ardı ediyoruz. eğer uğraşsak, "sıradan insan bilgeliği"nden yararlanma konusunda batı ülkelerine fark atabiliriz. çünkü bizdeki sıradan insan bilgeliği, çok daha büyük bir vahşilik, yaratıcılık, hakikilik ve enerji barındırıyor içinde. ya da şöyle açıklayalım: bizim eğitimsiz insanımız, batınınkine kıyasla daha "gerçekten eğitimsiz". o nedenle de, türkiye'de, "eğitimsiz insana özgü yaratıcılık"ın çok daha ilginç ve absürd renkleriyle karşılaşmak mümkün. ama bu renklerle ilgilenmek yerine, entelektüel pozu yapan yaratıcılığı kısıtlı bir takım insanları yüceltip duruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;türk toplumunun içine sıkışmış olduğu batımerkezci kültür paradigmasından kurtulmasının yolu, kıroluğun değerini farketmesinden geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örneğin genç kızlarımız bu konuda (kadınlığa özgü sezgilerden midir nedir), bilinçli ya da bilinçsiz şekilde doğruyu bulmuşa benziyorlar. kıroların hepsini değilse bile tipi ve/veya ekonomik durumu belli bir seviyenin üstünde olanlarını, eğitimli, kültürlü, entelektüel erkeklere tercih etmeye başlamış durumdalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte genç kızlarımızdaki bu kıro aşkını, genel anlamda bir kültür paradigmasına dönüştürebilirsek, türkiye'nin kendine özgü enerjisinin ve kendine özgü potansiyelinin kırolukta yattığını farkedebilirsek, batımerkezci kültür paradigmasının dışına çıkmayı ve türkiye'nin kendi ruhundan doğacak bir türk modernleşmesinin temellerini atmaya başlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-93323087146608678?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/93323087146608678'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/93323087146608678'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/krolugun-icerdigi-deha.html' title='Kıroluğun İçerdiği Deha'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-191551642263305553</id><published>2009-06-14T21:13:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T00:03:23.152+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal yaşam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ilişkiler'/><title type='text'>İnsanlar Arasında Genelde Gerçek İletişim Olmaması</title><content type='html'>bu durum, bence çoğu insanın kendini derin, özel, kaliteli, prensip sahibi, diğer insanları da yüzeysel, sıradan, yavşak, çıkarcı vb. görmesinin de,arkadaşlıkların ortada bir çıkar olmadan yürümesinin birçok durumda imkansız olmasının da temel nedenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karşı tarafın sana değer vermesini istiyorsun, vermiyor. neden? çünkü senin beynindeki zenginlik ona geçmiyor. dolayısıyla da seni ilginç bulmuyor, önemli bulmuyor. peki kim hatalı? her iki taraf da hatalı değil. belki de her iki taraf da zeki, değerli, kaliteli ama her iki taraf da içindeki değerleri karşı tarafa ve dış dünyaya aktaramıyor. belki her iki taraf da karşı taraftaki zenginliği algılamak için maksimum çaba gösteriyor. ama olmuyor, zenginlikler geçmemekte ısrar ediyorlar. (ama birçok durumda bu çaba bile olmuyor tabii.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buna karşı ne yapılabilir? yapılabilecek çok büyük bir şey yok. kelimeler de, yüzler de, sesler de vücut dili de, beynimizde dolaşmakta olan asıl özel anlamları aktarmamıza yeterli değil. (hele sanat falan asla bir işe yaramıyor. eğer anlaşılmak istiyorsan, sanatın kıyısından bile geçme.)yeterli oldukları istisnai durumlarda da, hafıza bariyeri ortaya çıkıyor. o an için doğru birşey aktarıyorsunuz ama kısa süre sonra unutuluyor, silinip gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii hiçbir şey aktaramadığınızın farkında olmanız önemli. o zaman biraz daha kontrollü ve dikkatli gidebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;örnekler üzerinden gidelim: sizinle sevişen kişinin zekanıza, düşünce dünyanıza, ruhunuza vb. aslında hayran falan olmadığını, olsa bile onlardan bir şey anlamadığını, bomboş bir hayranlık içinde olduğunu bilmeniz gerekiyor mesela. çirkin de olsanız, parasız da olsanız, kimse sizinle düşünce dünyanıza hayran olduğu için sevişmez, o anki en kolay seçenek siz olduğunuz için sevişir. belki seviştikten sonra bir hayranlık başlayabilir, ama o da boştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayranlıklar genelde boş şeyler üzerine kuruludur. size hayran olan insan neden hayran olduğunu bilmez, sizi anlamaz. sadece sizden nefret edenlerin değil sizi sevenlerin de sizden aslında hiçbir şey anlamamış olduklarını, anlamak istemiş olsalar bile anlamamış olduklarını bilmeniz gerekiyor. bunları bildiğiniz zaman durum trajikliğini bir nebze olsun yitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ya da iş hayatını falan düşünün. belki üstünüzdeki kişi sizi destekliyor, size iyi olanaklar sağlıyor. "beni anladı, bana değer verdi" diye düşünüyorsunuz. hayır efendim, anladığı falan yok. daha önceki size bok gibi muamele eden yöneticiniz aşağı yukarı ne kadar anladıysa o da o kadar anladı. sadece o an için ortamdaki diğer elemanlara oranla sizi daha uygun gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer bilmezseniz, sürekli hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. "ne güzel bir iletişim kurmuştuk ama beni bir anda sildi. vay pezevenk. herhalde benden bir çıkarının olmadığını düşündü" hayır abicim, pezevenk olduğu için, orospu çocuğu olduğu için silmedi seni, aranızdaki iletişim gerçek bir iletişim olmadığı için sildi. (ha pezevenk olabilir, orospu çocuğu olabilir, çıkarcı yavşağın önde gideni de olabilir. onlar imkansız değil. ama onlar bundan bağımsız bir konu. ortadaki iletişim gerçek bir iletişim olmadıktan sonra adamın karakteri düzgün olsa ne yazar bozuk olsa ne yazar, er geç o iletişim kopacak bir yerde) tuhaf olan onun senden uzaklaşmış olması değil senin ondan o kadar süre boyunca uzaklaşmamış olman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani işlerin iyi gittiğinde kendini anlaşılıyor olarak görüp kötü gittiğinde anlaşılmadığın hissine kapılma. işlerin iyi gitse de kötü gitse de, alkışlansan da yuhalansan da, herkes sana ilan-ı-aşk etse de bütün aşkların reddedilse de, çevren insanlarla dolu olsa da bomboş olsa da, iyi para kazansan da aç kalsan da, seks hayatın süper gitse de berbat gitse de, kimse seni anlamıyor, sadece çok küçük bir yüzey kesitini görebiliyor. o nedenle de, kimse sana gerçekten değer vermeyecek, hele de uzun vadeli olarak asla değer vermeyecek. herkesin yeri her alanda her şekilde her zaman doldurulabilir.&lt;br /&gt;****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu önerme, "bu durumda gerçek iletişim hangi düzlemde oluyor? asıl iletişim partnerimiz kim?" gibi soruları akla getirebilir.konuya açıklık getirmeye çalışalım:gerçek iletişim, gerçek diyalog, gerçek etkileşim vb. bireyle birey arasında değil bireyle toplum arasındadır. bireyle birey arasındaki ilişkiler, bireyle toplum arasındaki ilişkinin şemsiyesi altında mümkündürler. yani örneğin kankanız, sevgiliniz vb. tarafından daha fazla onaylanıp onaylanmamanız, daha fazla anlaşılıp anlaşılmamanız, toplumun genelinin size nasıl baktığıyla ilgilidir. mesela çoğu birey kendini başka bir bireye beğendirmek için değil toplumun geneline beğendirmek için savaşır.(her fırsatta "toplumun ne düşündüğünü kaale almıyorum abi ya" diyen bireyler de buna dahildir) çoğu insan, toplumun gözünde daha fazla değer kazanabilmek için, arkadaşlarını harcamaya hazırdır. çoğu insan, kendini toplumu oluşturan bireylere değil toplumun geneline beğendirmeye çalışır. ki belirttiğimiz gibi, bu büyük oranda gerçekçi bir yaklaşım sayılabilir. toplum sizi beğenecek ki, toplumdaki bireyler de beğensin. bireyler üzerinden topluma açılmak yerine toplum üzerinden bireylere açılmanız gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bireyle toplum arasındaki en önemli iletişim medyumu paradır, bireyin sahip olduğu para miktarı, toplumun gözünde sahip olduğu değerin ölçütüdür. ama bireyle toplum arasındaki etkileşimin tek temel enstrümanının para olduğunu söylemek doğru olmaz. bireyle toplum arasındaki etkileşim, o kadar yüzeysel bir mesele değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tuhaf bir oyundayız hepimiz. hepimizin kaybettiği, tek kazananın toplum olduğu bir oyun bu. birbirimize anlam/sevgi aktaramıyor, bütün anlamlarımızı/ sevgilerimizi topluma yolluyoruz. iletişim dünyasının tek gerçek starı toplum. bütün parsayı toplum topluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hep kasa kazanıyor" değil ama hep toplum kazanıyor bu iletişim kumarhanesinde,bu iletişim kerhanesinde. (arabeskleştik ama olsun o kadar, maksat manitalara duyarlı görünmek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-191551642263305553?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/191551642263305553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/191551642263305553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/insanlar-arasnda-genelde-gercek.html' title='İnsanlar Arasında Genelde Gerçek İletişim Olmaması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-6445236398688930312</id><published>2009-06-14T21:11:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T03:45:15.872+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='toplum'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kemalizm'/><title type='text'>Türkiye'nin Berbat Halde Olduğuna İnanma İsteği</title><content type='html'>zannedilenin aksine, bu isteğin en büyük nedeni akp karşıtlığı değil sabitfikirlilik ve vizyon eksikliğidir. akp karşıtlığı bu sabitfikirlilik ve vizyon eksikliğinin üzerinde sadece bir sos olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepimiz türkiye'ye baktığımızda sadece negatif şeyleri görmeye programlanmış durumdayız.bu akp iktidarından önce de böyleydi.ezberlediğimiz bir takım klişeler var, onları hemen ardarda sıralıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bakın türkiye'nin geldiği hale. ekonomi berbat. toplum olarak psikopat katil ve tecavüzcülere dönüşüyoruz. dolandırıcılık, yolsuzluk, adam kayırma almış yürümüş... yargı, eğitim ve sağlık kurumları acınacak durumda. tam bir din faşizmi var. hem devlet hem vatandaş kendisi gibi sunni olmayanlar üzerinde baskı kuruyor. " ... " peki bunlar kemalizm yüzünde mi oluyor? gemicikler, deniz fenerleri, hüseyin üzmezler, mısırlar, serdar kepenekler, pırlantacıklar, tecavüzler, katliamlar, asık suratlar, aç insanlar... bunlar kemalizmin sonuçları mı? ha? "&lt;br /&gt;(bkz: #16307216)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunların kısmen doğru olduklarını varsayalım. peki neyi referans alarak bu değerlendirmeleri yapıyoruz. bir ülkenin belirli bir zaman aralığında kötü olduğu saptaması, ya başka bir zaman aralığıyla ya da başka bir ülkeyle kıyaslama yoluyla yapılır. öteki türlüsü objektif olmaz, subjektif olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani 2009 türkiye'si kötü durumda da, 1989 türkiye'si daha iyi durumda mıydı, 1969 türkiye'si daha iyi durumda mıydı? 1989 türkiye'sinde ya da 1969 türkiye'sinde şu an var olmayan bir refah/huzur/güvenlik/demokrasi mi söz konusuydu? kaldı ki, 1989 ya da 1969 türkiye'sine gidip baktığımızda, o dönemde de türkiye'nin berbat halde olduğunun söylendiğini göreceğiz. bu, iktidardaki partiye göre değişiklik gösteren birşey de değil pek. türkiye'de iktidarda hangi parti olursa olsun, ekonomi hangi durumda olursa olsun, her zaman için büyük bir kesimin görüşüne göre "herşey berbat"tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2009 türkiye'sini 2009 meksika'sıyla, 2009 arjantin'iyle kıyaslayalım mesela. nerde yolsuzluk daha fazla, nerde yoksulluk daha fazla, nerde gasp-kapkaç daha fazla bakalım. (meksika'da banka şubelerinin, mağazaların vb. önünde tüfekli güvenlik görevlileri beklediğini, bankaların akşam 10.00'dan sonra müşterilerinin gaspa uğramalarını önlemek için sadece son derece küçük miktarda paralar çekilmesine izin verdiklerini, bizdeki gibi sokakta çanta çekme şeklinde değil direkt kafaya tabanca dayama şeklindeki şiddetin orda gündelik yaşamın en yaygın parçası olduğunu bilelim mesela.) türkiye, meksika ve arjantin kısmen aynı ligde oynayan ülkeler olarak görülebilirler. tabi türkiye'yle paralellikler gözlemlenen başka ülkeler de var, onları araştıralım, onlarla türkiye arasında birçok farklı paradigmaya göre karşılaştırmalar yapmayı deneyelim. nerde gerçekten daha çok psikopat var, nerde gerçekten daha çok katil var, nerde gerçekten daha çok taciz-tecavüz var bunları inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o çok özendiğimiz, karşısında kompleksten komplekse girdiğimiz, bizden daha ileri bir medeniyet düzeyine ulaştığını düşündüğümüz, modernleşme ve kalkınma modelini kopyalayamamış olduğumuz için kendimizi kötü hissettiğimiz japonya'nın pedofiliyle dolup taştığını, hatta günümüz japon kültürünün belki de bir numaralı öğesinin pedofili olduğunu da bilelim mesela. japon milletinin şiddete olan olağanüstü ilgisinin farkında olalım mesela. japon gençliğinin erkek olanlarının büyük bir bölümünün pedofiliye eğilimli, depresif, içine kapanık, baba parası yiyen, amerikan özentisi, asosyal tiplerden oluştuğunu bilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünyanın türkiye dışında kalan yerlerinin cennet, türkiye'nin cehennem olduğu şeklindeki ezberden kurtulalım. dünyanın neresinde gerçekten ne kadar şiddet var ne kadar cinsel sapkınlık var ne kadar yoksulluk var, bunları objektif ve artniyetsiz bir şekilde algılamayı deneyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayır ukalalık taslamak için söylemiyorum bunları, ezberlediğimiz klişelerin dışında bir şeyler bilmemizin türkiye'yi ve dünyayı daha sağlıklı algılamamız için zorunlu olduğuna samimi olarak inandığım için söylüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezberlenmiş şekilde "türkiye'de durum berbat" klişesini kullanıp bir takım klişe örnekler sıralamak yerine, kıyaslamalar üzerinden bir sonuca varmayı deneyelim.&lt;br /&gt;2009 türkiye'sini 1989 türkiye'siyle, 1969 türkiye'siyle kıyaslayalım. nelerin iyiye nelerin kötüye gittiğini bilimsel ve gerçekçi şekilde değerlendirmeye çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ezberciliği bırakalım, olayları bilimsel ve karşılaştırmalı bir çerçeve içinde incelemeyi deneyelim. türkiye'de "türkiye'de durum berbat" ezberi, türkiye'nin kuruluşundan bu yana devam etmektedir ve bir fayda getirmediği ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-6445236398688930312?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6445236398688930312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/6445236398688930312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turkiyenin-berbat-halde-olduguna-inanma.html' title='Türkiye&apos;nin Berbat Halde Olduğuna İnanma İsteği'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3247067502270829920</id><published>2009-06-14T21:06:00.003+03:00</published><updated>2009-07-09T12:50:36.264+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Yabancıların Kaliteli Türkle Kıroyu Ayırt Etmemesi</title><content type='html'>kıronun kıroluğunun yabancıya orjinal ve eğlenceli gelmesinden kaynaklanabildiği kadar, kaliteli türkün kalitesini yabancı dil konuşurken ortaya koymayı (yabancı dili mükemmel konuşuyor olsa bile) becerememesinden de kaynaklanabilir. türkçe konuştuğunda biraz laf kalabalığıyla biraz mizah yeteneğiyle biraz dilsel kıvraklıkla vb. unsurlarla çok zeki ve yaratıcı bir izlenim verebilen birçok "kaliteli türk", yabancı dil konuştuklarında kuru, yüzeysel ve kitabi bir tarzda konuşan insanlara dönüşebilmektedirler. ki tekrar ediyorum, yabancı dile hakimiyetleri mükemmel olsa bile, bu durum böyle olabilmektedir. sorun, dile hakimiyetten ziyade, dilin düşünce dünyasına hakimiyetten kaynaklanmaktadır. türkçe'deki dilsel kıvraklığınızı yabancı dile aktarıp atkaramamanız, yabancı dili bilme derecenizden ziyade yabancı dilin düşünce dünyasına hakimiyet derecenizle ve genel anlamda hayal gücünüzle ilgili bir meseledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadece "kaliteli türkler dururken kıroya veren hollandalı turist" gibi örnekler üzerinden açıklanabilecek bir durum da değildir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ayrıca, kaliteli türkü kaliteli kılan faktörler, türkiye sınırlarının dışına çıkıldığında geçerliliğini yitirebilmektedir. bunun nedeni, kaliteli türkün avrupalılarla yarışabilecek değerlere sahip olmaması da değildir sadece. belki "kaliteli türk"ün de kendi içinde müthiş değerleri vardır, ama bunları yabancıların algılamasını sağlaması çok zor olabilmektedir. örneğin türkiye'deki yüksek bir sınıfsal ve sosyokültürel çevreden gelen ve bunu türkiye'de ses tonuyla, duruşuyla, bakışıyla, aurasıyla, konuşma üslubuyla, espri anlayışıyla vb. ortaya koyabilen ve bu sayede yaptığı en basit muhabbetle bile karizmatik görünebilen bir "kaliteli türk", yurtdışına gittiğinde bunlar anlaşılmamaktadır çoğu durumda. ayrıca, "kaliteli türk"ün yabancılara daha az orjinal gelebilmesi gibi bir sorun da vardır. buna karşın, kıro, her yönüyle daha orjinal bişeydir yabancı için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ve bu gibi şeylerin sonucunda da, yarım yamalak ingilizcesiyle turist kafası ütüleyen, absürd şeyler konuşan manyak ve kıro türk, haber spikeri gibi ingilizce konuşan beyaz türke kıyasla bırakın dezavantajlı konumda olmayı, avantajlı konumda bile olabilmektedir yabancılarla olan ilişkilerinde. ama çok genel olarak baktığımızda kıronun avantajlı konumda olmasından ziyade, kaliteli türk ve kıronun aşağı yukarı eşit konumda olduğunu söyleyebiliriz.internet mahir'in dünyada bu kadar takdir toplamış olması da biraz bu durumla alakalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;olayı hemen genel felsefi sorunlara çekelim bakalım...kalite gerçekten nedir?belli bir insanın/insan grubunun kaliteli olarak etiketlenip, başka bir insanın/insan grubunun daha az kaliteli olarak etiketlenmesi ne kadar mümkündür, ne kadar bilimseldir? (işin etik kısmına hiç girmiyorum bile)"kaliteli türk" dediğimiz türk gerçekten mi kalitelidir?"kaliteli insan" denilen insan gerçekten mi kalitelidir?"kıro türk" dediğimiz türk gerçekten mi kırodur?belki de, türkiye'de, "kaliteli türk", "elit türk", "beyaz türk" vb. sıfatlarla anılan kesimdeki türklerin daha değerli olmalarının nedeni, sayılarının daha az olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belki de, kıronun düşünce dünyası "kaliteli türk"ün düşünce dünyasına kıyasla daha sağlam temellere yaslanmakta, yaşam tarzı daha renkli, değerli ve ilginç yönler içermektedir.aslında her tür kalite, belli bir (sosyal) paradigma, belli bir (sosyal) kontekst bağlamında mümkündür. kontekst değiştirildiğinde her şey bir anda 180 derece ters dönebilmekte, bütün kalite buharlaşıp uçabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani algı bozukluğu, yabancılardan ziyade türklerde olabilir.çoğu "kaliteli türk"ün yabancılarla konuştuklarında türkiye hakkında anlattıkları şeyler, türk siyaseti üzerine yaptıkları yorumlar vb. şeyler klişelerden ibarettir. e kıronun ne günahı var? o da aynı klişeleri sıralıyor aşağı yukarı, sadece yabancı dile hakimiyeti genelde daha sınırlı oluyor. (kaldı ki, o bile tartışılır gayet. birçok mimarımızın, mühendisimizin, doktorumuzun, avukatımızın, beyaz türkümüzün vb. de yabancı dil bilgileri gayet vasat aslında.)belki de "kaliteli türk"ler olarak adlandırılan kesim olarak türkiye'de sadece sınıfsal bir rant yiyoruz. belki de kalite iddiamızın içi büyük oranda boş.yok çok abarttım şimdi, bu kadar da sert düşünüyor değilim aslında.ama olaya "öteki açıdan" da bakmakta yarar olduğunu ve kalitenin her zaman için dünyanın en göreceli şeyi olduğunu unutmamak gerektiğini düşünmekten vazgeçmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3247067502270829920?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3247067502270829920'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3247067502270829920'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/yabanclarn-kaliteli-turkle-kroyu-ayrt.html' title='Yabancıların Kaliteli Türkle Kıroyu Ayırt Etmemesi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4480295932245589533</id><published>2009-06-14T21:02:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T12:55:56.194+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dünya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Avrupa'daki Türklerdeki Angloamerikanlaşma Eğilimi</title><content type='html'>günümüz dünyasını angloamerikan kültürünün domine ettiği malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu domine etme durumunun en belirgin olduğu yer, muhtemelen avrupa'dır. zannedilenin aksine, türkiye gibi "çok amerikancı" gözüken ülkeler kendi kültürlerini daha çok yaşatabilmiş, buna karşın, çok daha stabil bir kültüre ve kültürel geçmişe sahip olduğu düşünülen avrupa, çok daha fazla amerikanlaşmıştır. tabii bu avrupa kültürünün tamamen öldüğü anlamına gelmemektedir, ama avrupa kültürü, yaşamını arka planda sürdürmektedir, yani ilk bakışta göze çarpmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günümüz avrupa'sı, en azından yüzeyde, avrupalı değil angloamerikan bir yerdir. arka plandaki derinliklerde avrupalı ve "yerel" öğelere rastlamak elbette ki mümkündür, ama çok kolay değildir. avrupada yaşayan türklerin durumunu düşündüğümüzde, onlar için bunun ekstra zor olduğunu söyleyebiliriz. avrupa'da yaşayan türkler içinde yaşadıkları kültürlerin yüzeyinde gezindikerinden ve yüzeyinde tutunmaya çalıştıklarından, derinlere inmeye fırsat bulamamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz ettiğimiz bu durumun en belirgin şekilde gözlemlenebildiği bölge, germanik bölgedir. (yani almanya, avusturya, isviçre, hollanda, iskandinavya, kısmen belçika.) zaten avrupa'daki türk nüfusun ezici çoğunluğu da bu bölgede yaşamaktadır. (ingiltere'yi zaten saymıyoruz, çünkü ingiltere zaten angloamerikan dünyanın bir parçası)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avrupa'da yaşayan birçok türkün, yaşadıkları ülkenin diline ingilizce'ye hakim oldukları kadar hakim olmamaları da bu durumun bir diğer göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kısacası artık öyle bir noktaya gelindi ki, avrupa'ya giden çoğu türk, fiziksel olarak avrupa'ya gidiyor olmasına rağmen, zihinsel olarak angloamerikan dünyasına gidiyor.(tabii paris'e gitmek bu konuda istisna teşkil ediyor olabilir, paris biraz özel bir konsept)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4480295932245589533?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4480295932245589533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4480295932245589533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/avrupadaki-turklerdeki.html' title='Avrupa&apos;daki Türklerdeki Angloamerikanlaşma Eğilimi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-7209127962548449959</id><published>2009-06-14T20:58:00.003+03:00</published><updated>2009-07-09T13:02:40.157+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bilgelik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='değer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='psikoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kişisel gelişim'/><title type='text'>Sahip Olunan Değerin İddia Olarak Algılanması</title><content type='html'>eğer kültürlüyeseniz kültürlü olma iddiasında olan biri olarak görülürsünüz.eğer güzelseniz güzel olma iddiasında olan biri olarak görülürsünüz.eğer zenginseniz ve para harcıyorsanız parasıyla prim yapma iddiasında olan biri olarak görülürsünüz.eğer popülerseniz popüler olma iddiasında olan biri olarak görülürsünüz.eğer kitap yazarsanız büyük yazar olma iddiasında olan biri olarak görülürsünüzve sizi hep bu "iddialı olma" noktasından vurmaya çalışırlar. en kolay nokta budur çünkü. kültürlü bir insan hakkında "o kadar kültürlü değil" demek sıkar, çünkü bunu diyebilen insanın kendisinden de kültürlü olmasını beklerler. o nedenle de bunu diyen nisbeten daha az olur. ama "sürekli kültürlü biri olma iddiasında, kültürüyle havaya girmiş, kendini bir bok zannediyor" demek kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabii ki sahip olduğu değeri bir iddia olarak taşıyan çok insan da var. hatta belki taşıyanlar taşımayanlardan daha çok. ama herkes de her zaman o modda olmuyo anacım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: bu entry kendimi savunmak için yazdığım bir entry değildir.ben ne kültürlüyüm, ne güzelim, ne zenginim, ne popülerim, ne de kitap yazan bir insanım. (iki tane kitabım çıktı ama baba torpiliyle olduğu için onları saymıyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-7209127962548449959?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7209127962548449959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/7209127962548449959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/sahip-olunan-degerin-iddia-olarak.html' title='Sahip Olunan Değerin İddia Olarak Algılanması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8040532082432838839</id><published>2009-06-14T20:47:00.002+03:00</published><updated>2009-07-09T13:06:04.667+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='analiz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='inceleme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet magazini'/><title type='text'>Sertab Erener Hakkında</title><content type='html'>tipik bir türk orta sınıf starı olan ve bu nedenle son derece loser bulduğum bir insan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sesi belki güzeldir, güzel olmasa da farketmez; türk popuna bayılan ve en iyisinden en kötüsüne, en eskisinden en yenisine bütün türk popu örneklerini dinleyebilen bir insanım, dolayısıyla sertab erener'i de dinledim ve dinlemeye devam edeceğim. (zor beğenen bir insan da değilimdir, zaten zor beğenen bir insan olsaydım bu ülkede yaşıyor olmazdım herhalde.) sorun sertab erener'in sesinin, işlerinin vb. iyi-kötü olması değil. türkiye'de zaten neyin objektif bir standardı var ki, bir şeyleri "yeterince kaliteli değil" diye küçümsemeye, reddetmeye hakkımız olsun? dolayısıyla, sertab erener'i kalitesiz olarak tanımlamak gibi bir niyetim de yok. ama kendisini gayet rahatlıkla loser olarak tanımlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sertab erener'i loser bulma nedenim, kendine özgü bir tarz yaratamamış ve bir orta sınıf starı olmanın ötesine gidememiş olmasıdır. bu onun dinlenmesine engel değildir, ama insanlarda gerçek bir iz bırakmasına engeldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;serdar ortaç'ın, hande yener'in vb. beğenin-beğenmeyin kendilerine özgü stilleri varken, hadi onu da geçtim, ajdar anik'in kendine özgü bir stili varken, "türkiye'nin en iyi kadın vokali" olarak adlandırılan kişinin kendine özgü bir kimlikten, duruştan, tarzdan yoksun olması ve bu nedenle de türk orta sınıfının "kimliksizlik kimliği"ni (ne yazık ki bilinçli olarak değil farkında olmayarak) en iyi yansıtan kişi olması, epey acı birşey bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir insan güzel olmayabilir, karizmatik olmayabilir, iyi bir giyim zevki olmayabilir, iyi bir danışman ekibi olmayabilir. ama eğer bir insanda kendine özgü bir ruh varsa, diğer yönlerden ne kadar eksikleri olursa olsun, bu ruh dışa yansıyacaktır. anlaşıldığı kadarıyla, sertab erener, türk popüler kültürü içindeki kendine özgü bir ruha sahip olmaktan en uzak olan insandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eğer başarılı olmak sertab erener gibi olmaksa, kalsın, almayayım, ayda 1.500 ytl maaşla istemediğim bir işte sabah 9 akşam 6 çalışan bir "düz adam" olayım, kendimi daha anlamlı bir varoluş formu olarak görürüm. (ama dur lan şimdi tekrar düşündüm, her sabah işe gitmek de zor, sertab erener olmak gene nisbeten daha çekilebilir birşey galiba)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nilüfer örer'in sana güvenmiyorum şarkısındaki ruhun, şebnem özsaran'ın biraz sevgi vardı şarkısındaki ruhun neden sertab erener'in hiçbir şarkısında bulunmadığının nedenini ciddi şekilde merak etmekteyim. acaba "kaliteli ve başarılı" olarak anılmak, ruhu öldürüyor mu? acaba bu ülkedeki sistem sadece ruhsuzları ve orjinaliteden yoksun olanları mı kaliteli ve başarılı olarak görüyor? ya da sertab erener gibi insanlar "ben kaliteli olmalıyım" saplantısı nedeniyle mi silikleşiyorlar? kaliteli olmakla silik olmayı, kaliteli müzik yapmakla silik müzik yapmayı birbirine mi karıştırıyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sertab erener'le hiçbir kişisel meselem olmadığını da belirteyim, neden olsun yani, bana ne... benim kişisel meselem türk orta sınıfıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8040532082432838839?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8040532082432838839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8040532082432838839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/sertab-erener-hakknda.html' title='Sertab Erener Hakkında'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-8006293683452361261</id><published>2009-06-14T20:45:00.002+03:00</published><updated>2009-07-10T00:07:03.710+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyoloji'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eleştiri'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kültür farkları'/><title type='text'>Türklerin Yurtdışındaki Başarılarının Abartılması</title><content type='html'>cinsel başarıdan tutun da tıp alanındaki başarıya, eğitim alanındaki başarıdan tutun da sosyal hayat alanındaki başarıya, sanat alanından tutun da spor alanındaki başarıya kadar, aklınıza gelebilecek her alandaki başarılarda yapılan şeydir.elbette ki yurtdışında büyük başarılara imza atmış türkler vardır, ama bunların hem sayısı sanılandan azdır, hem de bunların başarıları bile(bir-kaç istisna dışında) düşündüğümüz düzeyde olmaktan uzaktır.türkler olarak yurtdışında başarı gösterme yeteneğine sahip ama abartıldığı kadar büyük başarılar gösterme yeteneğinden de yoksun bir milletiz.(istisnalar kaideyi bozmaz)hakkında "biz bu adama gereken değeri vermiyoruz ama yurtdışında tapıyorlar" denilen çoğu türkü asıl yurtdışında çok dar çevreler dışında kimse sikine takmaz. buna karşın türkiye'de daha çok kaale alan çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*****&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu bağlamda dikkat edilmesi gereken çok ince bir ayrım vardır:"başarılı olmak" ve "olay yaratmak" arasındaki ayrım.örneğin harry potter gibi bir fenomen yaratmak, olay yaratmaktır.buna karşın, nobel ödülü almak olay yaratmak değildir. (çünkü nobel her sene verilen önemli ama standart bir ödüldür)orhan pamuk olmak başarıdır, rowling olmak olaydır.çok önemli bir konser salonunda beethoven çalıp bol miktarda alkış almak, (normal koşullarda) olay yaratmak değil başarı kazanmaktır.ama 9. senfoniyi bestelemiş olmak olaydır.fazıl say olmak başarıdır, beethoven olmak, olaydır.tarantino olmak, olay yaratmaktır, nuri bilge ceylan, ferzan özpetek olmak başarıdır.freddie mercury olmak olaydır, sertab erener olmak başarıdır.100 tane orta karar avrupalı kadınla yatmış olmak, başarıdır. en ünlü holywood yıldızlarıyla yatmış olmak olaydır.avrupa dördüncüsü olmak başarıdır, dünya şampiyonu olmak olaydır.harvard mezunu olmak başarıdır, hatta harvard'ı dereceyle bitirmek bile en nihayetinde başarıdır. ama harvard'da okurken facebook fenomenini yaratmak olaydır. yani mark zuckerberg olmak olaydır.cem özdemir olmak başarıdır, obama olmak olaydır.washington'dan bildiren türk gazeteci olmak başarıdır, o gazetecinin iki kelimelik demeç koparmak için kapısında yattığı diplomat olmak olaydır.(gerçi o bile tam olarak olay değil ama washington'dan bildiren türk gazetecinin dünyasının standartlarına göre değerlendirirsek olay sayılır)türk otomotiv endüstrisi başarılıdır, japon otomotiv endüstrisi olay yaratmıştır.türkler (zaman zaman da olsa) başarı kazanırlar ama olay yaratmazlar. ve başarılarını olay gibi pazarlarlar. galiba türklerin "olay"ı pazarlamadır. ama türke pazarlama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ekşi sözlük'teki entry'mden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-8006293683452361261?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8006293683452361261'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/8006293683452361261'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/turklerin-yurtdsndaki-basarlarnn.html' title='Türklerin Yurtdışındaki Başarılarının Abartılması'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3259524308951400188</id><published>2009-06-06T23:48:00.017+03:00</published><updated>2009-07-09T03:49:22.274+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='popüler kültür'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best of'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='siyaset'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><title type='text'>HÜRRİYET, ERTUĞRUL ÖZKÖK VE LİBERALLER</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Giriş&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yoksulların sağ, zenginlerin sol partilere oy verdiği, dindarların birçok konuda ateistlerinden daha modernleşmeci, daha açık görüşlü ve daha hoşgörülü olduğu, İslamın dünyevileşirken Atatürkçülüğün mistikleştiği bu coğrafyada çarpıcı bir paradoks da liberalizm-antiliberalizm konusunda karşımıza çıkıyor: Bu ülkenin (basılı) medyasında, "antiliberal"lerin düşünce iklimi, seküler-liberallerin düşünce ikliminden daha liberal. Bu ülkenin (basılı) medyasında, “antiliberaller korosu”, ruhen, “liberaller korosu”ndan(ve özellikle de seküler-liberaller korosundan) daha liberal, daha heterojen, daha çokrenkli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Basılı medya”mızın içinde yer alan seküler-liberallerin büyük bölümü tekrenkli düşünen, ayrıca yaratıcılık düzeyi de yeterince yüksek olmayan insanlar. Çokrenkli olmayı başaramadıkları gibi, kendilerine özgü bir paradigma yaratmayı da başaramıyorlar. Hürriyet’in yarattığı paradigmanın içinde hareket ettiklerinin, aynı paradigmanın farklı siyasi görüşü savunan birer şubesi olmanın ötesine gidemediklerinin farkında değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sekülerler, Muhafazakarlar ve İnternetçiler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Günümüz Türk medyasının üç ana düşünsel damarı var:&lt;br /&gt;Seküler-basılı medya, muhafazakar-basılı medya, internet medyası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler-basılı medyanın düşünsel merkezi, Hürriyet.&lt;br /&gt;Muhafazakar-basılı medyanın düşünsel merkezleri arasında, Zaman, Yeni Şafak, Vakit ve Aksiyon gibi yayın organları sayılabilir.&lt;br /&gt;İnternet medyasının düşünsel merkezleri sayıca daha çok. Ekşi Sözlük, bu çok sayıdaki merkezden sadece bir tanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler-basılı medyanın içinde iki ana eğilim var:&lt;br /&gt;Liberal eğilim ve antiliberal eğilim.&lt;br /&gt;Hürriyet, "antiliberal" eğilimin merkez üssü konumunda. (Bununla birlikte, Hürriyet'in siyasi çizgisini sadece antiliberalite üzerinden tanımlayamayız. Yani "antiliberal eğilim"in ne kadar gerçekten antiliberal olduğu, ayrı bir tartışma konusu olarak karşımızda durmaktadır. O nedenle, antiliberal sözcüğünü tırnak içinde kullanmayı tercih ediyorum.)&lt;br /&gt;Seküler-basılı medyadaki liberal eğilim de, gazetecilik anlayışı ve genel düşünme geometrisi olarak Hürriyet’i (yani antiliberal eğilimi) model alıyor. Bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse: Arada gerçek bir felsefe ve ruh farkı yok, sadece siyasi tercih farkı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler-basılı medyadaki Hürriyet’le rekabet etmeye çalıştığı veya Hürriyet’in duruşuna zıt bir duruş sergilediği izlenimini vermeye çalışan çoğu yayın organı, (farkında olarak/olmayarak) Hürriyet’i model almış durumda ve Hürriyet paradigması içinde hareket ediyor. Sadece Doğan grubundaki diğer gazetelerin değil, Birgün, Cumhuriyet, Taraf vb. birçok “sol iddia taşıyan” ve Doğan Grubu’na muhalif duruyor gibi gözüken gazetenin asıl fikirsel merkezinin ve modelinin Hürriyet olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah, sağ-liberallerin Hürriyet’i, Birgün, “düz sosyalist”lerin Hürriyet’i, Radikal trendy görünmek isteyen solcuların Hürriyet’i, Cumhuriyet, sol-kemalistlerin Hürriyet’i, Milliyet “orta-kemalist”lerin Hürriyet’i, Akşam, “eğlenceli Kemalist”lerin Hürriyet’i, Taraf, sol-liberallerin Hürriyet’i olarak tanımlanabilir. Diğer yandan, Taraf’ın diğer seküler-liberal yayın organlarından farklı olarak, bu durumu aşmak ve kendi özel paradigmasını yaratabilmek için en azından belli bir oranda çaba sarfettiği, hatta belki bir miktar mesafe kaydettiği söylenebilir. Ama ne olursa olsun, Taraf, kendi paradigmasını yaratmak konusunda, Zaman kadar ilerleyemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman’ı, “muhafazakarların Hürriyet’i” ya da “cemaatin Hürriyet’i” olarak tanımlamanın çok uygun olacağı kanaatinde değilim. Zaman’ın kendi dilini, kendi ruhunu, kendi mimarisini, kendi tasarımını yaratmayı başarmış özerk bir bölge, özerk bir “meclis” olarak tanımlanması daha akla yakın olacaktır. Ahmet Altan’ı ya da Hasan Cemal’i “liberallerin Ertuğrul Özkök’ü” olarak tanımlamak (en azından belli açılardan) saçma durmayabilir. Buna karşın, Zaman yazarlarını, “muhafazakar kesimin Ertuğrul Özkök’leri” olarak tanımlamak sanki biraz komik kaçar. Zaman’ın içerdiği birçok yazının(özellikle Hürriyet’e kıyasla) dikkat çekici derecede kapsamlı, araştırmacı ve detaycı oluşu, özellikle de köşe yazılarının Hürriyet’teki köşe yazılarından daha uzun olması, Zaman’ın Hürriyet paradigmasının dışına çıkmayı başardığının kanıtlarından sadece biri. Hürriyet, Türkiye’nin “light” yüzüne, Zaman, Türkiye’nin “hard” yüzüne benzetilebilir. Türkiye’nin her iki yüzünün de farklı birer gazetecilik ekolü tarafından temsil ediliyor olması, son derece olumlu. Tabii burada Zaman’a (ve diğer muhafazakar-liberal yayın organlarına) özel bir misyon yüklemek istiyor değilim, sadece Hürriyet dışındaki seküler yayın organlarına (ve dolayısıyla Hürriyet dışındaki seküler medyacıların çizgisine) kıyasla daha özgün (authentic) olduklarını vurgulamaya çalışıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök, Hürriyet’i bir sitcom olarak tasarladığını dile getiriyor. Zaman’ın en az isteyeceği şeyin bir sitcoma benzetilmek olacağını tahmin ediyorum. Zaman ve Hürriyet arasındaki bu “gazetecilik mimarisi çelişkisi”, “Türkiye’nin renkliliği” olarak değerlendirilebilir. Buna karşın, Taraf’ın “Hürriyet Gazetesi karşıtı” ve “statüko-karşıtı” gazeteciliğini Hürriyet Gazetesinin diliyle, üslubuyla ve mimarisiyle yapıyor olması(ama buna rağmen Hürriyet’teki zeka kıvraklığını da yakalayamaması), “Türkiye’nin renksizliği” olarak adlandırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnternetin Enerjisi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök’ün ve Hürriyet’in, “yaygın seküler basılı medya organları” içinde gerçek anlamda alternatiflerinin/ rakiplerinin bulunduğunu söylemek zor. Buna karşın, internet medyası, çok zengin bir düşünce havuzu olarak, polifonik, hetereglot ve karnavalesk bir düşünce havuzu olarak karşımızda duruyor. Bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse: İnternet dünyası, Ertuğrul Özkök’ü andıran birçok “düşünce provokatörü”nü içinde barındırıyor. Örneğin “Kürtler Üstün Irk Mıdır” gibi polemiklere, online sözlüklerde sıklıkla rastlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette “Kürtler Üstün Irk Mıdır” tarzında polemikler üretmekten zevk alan insanlar, çok çeşitli yaş gruplarında olmakla birlikte, düşünsel olarak taze ve gençler. Sekülerleri de, liberalleri de, antiliberalleri de, muhafazakarları da, sağcıları da, solcuları da taze zihinli, yaratıcı ve cesurlar; tepki çekmekten, nefret toplamaktan korkmayan, temel dertleri içlerinden geleni içlerinden geldiği gibi dile getirebilmek olan kişiler bunlar. İnternet dünyasındaki bu insanların Ertuğrul Özkök’ün ve Hürriyet’in birinci sayfasının kendine özgü enerjisine, Hürriyet’teki diğer yazarların birçoğundan daha yakın oldukları söylenebilir. Türkiye’deki derinlikli liberal düşünce birikiminin gerçekleşeceği, derinlikli liberal paradigmaların oluşacağı asıl platformun basılı medya değil internet olacağını tahmin etmekteyim. Yani, “siyasi liberalizm”in Ertuğrul Özkök’lerinin internetten doğacağını ve günün birinde Ertuğrul Özkök’ün gazeteciliği bırakması durumunda, Türkiye’nin “postmodern merkez ruhu”nun ve Hürriyet’in kendine özgü “Türkiye dramaturjisi”nin ve kendine özgü enerjisinin yaşatılmasının ancak “internet dünyası” sayesinde mümkün olabileceğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hürriyet’in Paradoksal Sentezi&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ertuğrul Özkök’ün siyasi çizgisinden hoşlanmayabilirsiniz. Ben kendi adıma konuşmam gerekirse, özellikle son 2-3 yıldır sürdürmekte olduğu siyasi çizgiyi onaylamıyorum, hatta benimle aynı siyasi görüşte olduğu yazılarını bile yaklaşım biçiminden ötürü benimseyemediğim durumlar oluyor. Ertuğrul Özkök’ün kişilik yapısını da onaylamayabilirsiniz. Çelişkili, tutarsız bulabilirsiniz. Ertuğrul Özkök için düşündüklerinize paralel şeyleri Hürriyet için de düşünüyor olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama “basılı seküler medya”mızdan Hürriyet paradigmasının, Hürriyet ekolünün gerçekten ötesine geçebilecek bir kıvılcımın yükselmesi şimdilik pek kolay görünmüyor. Bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse, “Türk basılı seküler medyası”nın “siyasetdışı zihinsel paradigma”sı, daha epey bir süre boyunca, “Ertuğrul Özkök enlemleri ve boylamları”ndan çok uzaklaşmayacak gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök (ve Hürriyet), “basılı seküler medya”nın “paradigma merkezi” olarak, birbiriyle çelişen birçok akıntıyı kendi bünyesinde barındırıyor. Bu zenginliği (çağdaş edebiyat kuramından bazı kavramlar kullanmamız gerekirse), karnavalesk, polifonik gibi sözcüklerle tanımlayabiliriz. Özkök’ün ve Hürriyet’in düşünsel dünyasında ve yazılarında Türkiye’nin karnavalesk, heteroglot(çokdilli) ve polifonik(çoksesli) zenginliği ortaya çıkıyor. Siyasi çizgisinin antiliberallik dozu zaman zaman yükseliş gösteren (ama zaman zaman da düşebilen) Ertuğrul Özkök’ün arka plandaki düşünce/zihin geometrisi(bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse siyasetdışı düşünce/zihin geometrisi), çoğu liberal bilinen gazetecimizinkinden daha liberal olma özelliğini koruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök gazeteciliğinin siyasi oryantasyonuyla düşünsel/sosyolojik organizasyonu arasında bir zıtlık var. Ertuğrul Özkök (ve Hürriyet gazetesi), kısmen antiliberal bir siyasi duruşla liberal bir düşünce geometrisinin/liberal bir sosyolojinin dikkatli analizler gerektiren bir sentezini oluşturuyor. Diğer taraftan, Hürriyet’in bir süredir siyasi olarak yeniden merkeze yaklaştığını da gözlemlemek mümkün. Yani, Hürriyet’i, siyasi yönden “tam anlamıyla antiliberal” ya da “tam anlamıyla statükocu” olarak tanımlamak büyük bir haksızlık olur. Hürriyet(ve Ertuğrul Özkök), her ne kadar Türk medyasındaki "antiliberal" eğilimin merkez üssü olduğu izlenimini verebilse de, içinde birçok liberal siyasi sesi de barındırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini Ertuğrul Özkök’e beğendirmeye çalışan ve/veya ondan şiddetli şekilde etkilenmekte olan bazı köşe yazarları, Ertuğrul Özkök’ün (ve Hürriyet Gazetesi’nin) düşünce dünyasının ana omurgasındaki liberal-çoğulcu-heterojen boyutu algılayamıyorlar ve onun antiliberal siyasi eğilimini taklit etmenin ötesine geçemiyorlar. Yani Ertuğrul Özkök’ün (ve Hürriyet Gazetesi’nin) asıl ilginç ve değerli yönünü değil (bence) daha sıradan yönünü model alıyorlar. Bunun sonucunda da, Ertuğrul Özkök’ün altında ezilmeleri kaçınılmaz hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seküler-Liberallerin Tabuları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türk basılı medyasındaki seküler liberallerin en sevdikleri şeylerden biri bir takım tabular üretmek ve onlara sımsıkı sarılmaktır. Örneğin Orhan Pamuk’u, Ahmet Kaya’yı ve bazı birkaç ismi asla eleştirtmezler. Onlar tarafından tabulaştırılan isimlere yönelik en ufak bir eleştiriniz, onlar tarafından faşist, kıskanç, sanat düşmanı, kompleksli, statükocu, gerici gibi sıfatlarla etiketlenmenize yol açabilir. Seküler-liberallerimiz, sadece tabularını değil birbirlerini de kollarlar. Birbirlerini karşılıklı olarak eleştirmek, pek yatkın oldukları bir tarz değildir. Bu bağlamda da Ertuğrul Özkök-Hürriyet ekolüne kıyasla demode kaldıkları söylenebilir. Diğer taraftan, siyasi konulardaki olumlu ve tutarlı çizgilerinden (ve bu çizginin yeterince anlaşılmamasından) ötürü bu “birbirlerini kollayıcı” tutumları/üslupları kısmen de olsa anlayışla karşılanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hürriyet çizgisi”, örneğin Orhan Pamuk’u, Ahmet Kaya’yı(bu isimlerin yerine başka “popüler” isimler de yerleştirilebilir, burada Orhan Pamuk ve Ahmet Kaya örneklerini sadece seküler-liberal entelijensiyanın tabulaştırdığı ve kültür dünyamızın statükosu haline getirmeye çalıştığı isimlere örnek olarak veriyorum) yücelten yaklaşımlara da, onları şiddetle eleştiren yaklaşımlara da açık. Bu bağlamda, bu çizginin kültüre bakışının, seküler-liberallerinkinden daha çoksesli olduğunu öne sürmek mümkün. Hürriyet’in geçmişte Orhan Pamuk, Ahmet Kaya ve bazı başka popüler özneler hakkında yapmış olduğu bazı yayınların etik açıdan tartışılabilir nitelikte olmaları, bu temel gerçeği görmemizi engellemesin. Hürriyet, siyasi konulardaki kısmi statükoculuğuna rağmen, kültürel konularda ve özellikle popüler kültür konusunda tabukırıcı çıkışlar yapabilen bir gazete olma özelliğini taşımayı sürdürüyor. Hürriyet’in “popüler kültürcü” duruşunun heyecan verici yönünün teslim edilmesi şart, ama bu duruşun içinde bir “yüzeysellik eğilimi”nin bulunup bulunmadığının tartışılmasında yarar var. Hürriyet, kendine özgü popüler kültürcü ve kültürel tabukırıcı duruşuyla bir “Yeni Türkiye” kurguluyor, bunu kısmen heyecanla karşılıyorum, ama bu “Yeni Türkiye”nin derinlik boyutunun eksik kaldığı izleniminin doğduğu durumlar da oluyor. “Yeni Türkiye”nin sadece “light”lıktan ibaret olması fikri hoşuma gitmiyor. Bununla birlikte, Hürriyet’in birinci sayfasındaki cool-mistik ruhun, bu derinlik açığını belli bir oranda dengelediği düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seküler-liberal köşe yazarlarının Türkiye’deki “sivil-asker bürokrasinin statükosu”na olan muhalif duruşlarının samimiyetini sorguluyor değilim. Elbette bu yönden de bir samimiyet sorgulaması yapılabilir, ama bu yazının odaklandığı nokta bu değil. Ayrıca ben kendi adıma seküler-liberalleri bu bağlamda büyük oranda samimi bulmaktayım. Ama seküler-liberaller, Türkiye’nin zihin paradigmalarını ve bilinçaltı paradigmalarını (ya da bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse “siyasetdışı paradigma”larının) eleştirme cesaretini pek göstermiyorlar, hatta çoğu durumda onları onaylıyorlar. Bir yandan siyasi statükonun eleştirmenliğini yaparken bir yandan da kültür/zihin statükosunun muhafızlığını yapıyorlar. Bunların temel nedenlerinden biri, seküler-liberallerin büyük bölümünün marksist ve/veya kemalist kökenli oluşu ve bunun da etkisiyle “yüksek kültürcülük”e ve özellikle de “tepeden inmeci yüksek kültürcülük” gereğinden fazla eğilim göstermeleri. Tabii bazı yeni kuşak isimler, bu konuda istisna olarak bir kenara ayrılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyasi Yenilikçilerdeki Kültürel Statükoculuk&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ülkemizde, siyasi statükoculuk içinde kültürel bir tabukırıcılığı; kültürel/zihinsel statükoculuk da içinde bir siyasi tabukırıcılığı barındırıyor. Bu ülkenin kültür dünyasının statükosu konumunda olan bazı seküler-liberal isimler, aynı zamanda bu ülkenin siyasi statükosunun en kararlı ve iddialı eleştirmenleri olmaya çalışıyor ve siyasi konularda yeniliklerden yana tavır alma eğilimini gösteriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki bilinçsiz ve sessiz bir rol bölüşümü yapılmış gibi: Siyasetdışı tabuları ve kültür tabularını yıkma(ve bunu yaparken siyasi tabuları kısmen savunma) misyonunu Hürriyet ekolü, siyasi tabuları yıkma (ve bunu yaparken siyasetdışı tabuları ve kültür tabularını kısmen savunma) misyonunu seküler-liberal ekol üstlenmiş. Kültür tabularının ve siyaset tabularının üstüne aynı agresiflikle gidebilecek bir ekol, henüz ortaya çıkmış değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de “siyasi statükoya eleştiri getirme ekolü”, cumhuriyet geleneğinden, yani statükodan kök alan ve bilinçaltında statükocu kültürü taşıyan seküler-liberal isimler tarafından yönlendiriliyor. “Kültürel statükoculuk” kavramıyla kastettiğimiz şey, biraz da, liberalizm kılığına bürünmüş ve demode bir batımerkezcilik. Bu kişiler, siyasi konularda statükoculuğa karşı mücadele veriyor olmalarına rağmen(demin de belirttiğimiz gibi, statükonun farklı boyutları ve tanımları olduğu için bu kişilerin “siyasi statüko-karşıtlığı”na şüpheyle yaklaşanları da anlamaya çalışabiliriz, ama ben kendi adıma seküler-liberallerin siyasi statükoya olan itirazlarını büyük oranda inandırıcı ve samimi buluyorum), kültürel değerlere ve hayata bakış açıları hala geçmiş köklerindeki statükocu ruhu yansıtıyor. Bu kişilere karşı çıkan ve siyasi olarak statükoya kısmen daha yakın duran çevreler(yani "antiliberal" olarak anılan çevreler)se, (kısmen bu kişilerle yaşamakta oldukları fikirsel çatışmanın da etkisiyle), kültür konusunda daha tabukırıcı ve yenilikçi bir çizgi izliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet’in kültürel bağlamdaki ve zihinsel paradigma bağlamındaki tabukırıcılığı, biraz da siyasi konulardaki statükocu eğiliminden kaynaklanmış olabilir. Hatta, Türkiye’de, şimdiye kadar, kültürel/zihinsel tabukırıcılığın birçok durumda ancak siyasi statükoculuk sayesinde mümkün olabilmiş olduğunu iddia etmek bile mümkün. Kültürel/zihinsel tabukırıcılıkla siyasi statükoculuk arasındaki paradoksal senteze gösterilebilecek en güzel örneklerden biri olarak, Ertuğrul Özkök’ün “Kürtler Üstün Irk Mıdır” başlıklı yazısını inceleyebiliriz. Ertuğrul Özkök’ün bu yazısı, içerdiği zihinsel tabukırıcılık nedeniyle hayranlık uyandırıcı ve son derece “genç ruhlu”, ama içerdiği siyasi statükoculuk nedeniyle de “demode” bir yazı olarak değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İkinci yeni şiirinin arabesk olduğu” gibi kültür dünyasının yerleşik değerlerine “paldır küldür girişen ” saptama ve yaklaşımlara Ertuğrul Özkök yazılarında ve Hürriyet gazeteciliğinde sıklıkla rastlayabiliyoruz; buna karşın seküler-liberallerin köşelerinde bu tarz şeylere ancak çok nadiren rastlanabiliyor, hatta genelde tam tersine kültür dünyasının yerleşik değerlerini savunan yaklaşımlarla karşılaşılıyor. Bununla birlikte, “Ertuğrul Özkök çizgisi”nin ve “Hürriyet çizgisi”nin kendine göre sert tabularının olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Antiliberal"lerin Orijinalitesi ve Seküler-Liberallerin Güvenilirliği&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;"Antiliberal"lerimiz seküler-liberallerimize kıyasla çok daha geniş bir gökkuşağı olarak görülebilirler. "Antiliberal" kesimin iç çelişkilerinden kaynaklanan polemiklerin sonucunda önemli düşünsel zenginlikler ortaya çıkıyor ve ilginç ufuklar açılıyor. Buna karşın, seküler-liberal kesimde benzer zenginlikte içsel polemiklere denk gelmek pek kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Basılı) medya içindeki seküler-liberallerin düşünsel hareket alanı, “AKP’yi savunduğunu açıkça dile getirmeden AKP’yi savunmak” olarak adlandırılabilecek bir “belirsizlik hali” içine sıkışıp kalmış durumda. AKP’ye sempati duymaya devam eden bir insan olmama rağmen, Ertuğrul Özkök’ün “AKP karşıtı” duruşunu, seküler-liberallerin itiraf edilmemiş AKP hayranlığından daha berrak ve daha parlak buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antiliberallerin tabuları yok değil, ama her birinin tabusu farklı. Kiminin tabusu Marx, kiminin tabusu Atatürk, kiminin tabusu TSK, kiminin tabusu Ahmet Necdet Sezer, kiminin tabusu Deniz Baykal, kiminin tabusu Yılmaz Güney, kiminin tabusu Orta Asya, kiminin tabusu Nazım Hikmet, kiminin tabusu Deniz Gezmiş, kiminin tabusu Alevilik, kiminin tabusu 12 Eylül, kiminin tabusu 1 Mayıs. Antiliberal düşünce iklimi, Ertuğrul Özkök, Doğu Perinçek, Yalçın Küçük, Ahmet Hakan, Ertuğrul Kürkçü, Erhan Göksel, Behiç Gürcihan, Gün Zileli, Rahmi Koç, Hayri Kozanoğlu, Oğuzhan Müftüoğlu, Fazıl Say, Bedri Baykam, Devlet Bahçeli, Türkan Saylan, Cemil Çiçek, Nihat Genç, İsmail Türüt vb. gibi nasıl biraraya geldiğinin çözülmesi neredeyse imkansız olan birçok orijinal rengi bir arada barındırıyor. Bu “renkler ve sesler karmaşası”, (ki paradoksal şekilde, bu insanların birçoğu, farklı renklere ve seslere karşı tahammülsüz olabilen insanlar) müthiş bir zenginlik oluşturuyor. Buna karşın, medyadaki seküler-liberal düşünce iklimini temsil eden kişilerin büyük bir bölümü, Hasan Cemal’in silik kopyalarından oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Antiliberal siyasi eğilim”e son derece soğuk bakmamın yanısıra, "antiliberal" düşünce iklimini temsil eden kişilerin önemli bir bölümünün (örneğin Fazıl Say, Erhan Göksel, Türkan Saylan vs.) çoğu tutumunu ve yaklaşımını hiç mi hiç onaylamadığımı, son derece antipatik, akıldışı, çağdışı ve hatta absürd bulduğumu belirtmeme gerek var mı bilmiyorum; ama buradaki asıl mesele o değil. Önemli olan, bu iklimin ortaya koyduğu polifonik zenginlik. İçerdiği tüm akıldışı boyutlara rağmen bu iklim hala Türkiye’nin en zengin kültürel odaklarından biri olma özelliğini sürdürüyor. Seküler-liberal düşünce iklimi, "antiliberal" düşünce iklimindeki “renkler ve sesler cıvıltısı”nı “yakalayamadığı” sürece, gerçek anlamda bir paradigma oluşturmayı başaramayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Seküler-liberal-demokrat siyasi duruş”, büyük oranda Türkiye’yi algılama konusundaki yaratıcılığı kısıtlı olan kişiler tarafından temsil ediliyor ve köklü paradigmalar üretemiyor olmakla birlikte, güvenilirlik derecesi yüksek ve Türkiye’ye yararı olan bir duruş olarak görülebilir. Hasan Cemal’in ve onun açtığı kulvardan yürüyen kişilerin yazılarından zevk alıp almamak farklı, onların tutarlı bir şekilde savundukları demokratikleşme, sivilleşme, Avrupa Birliği, Kürt meselesinde çözüm gibi konularda onların yanında durup durmamak farklı. Orijinalite ve güvenilirlik farklı şeyler. Hürriyet/Ertuğrul Özkök çizgisi, şaşırtıcılığıyla/orjinalitesiyle/yaratıcılığıyla rating toplayan bir çizgi. Hasan Cemal çizgisi, öngörülebilirliğiyle ve sağduyusuyla puan toplayan bir çizgi. Her ikisinin de aynı oranda “anlamlı” olduğunu söyleyebiliriz, ama her ikisinin de kendine göre olumsuzluklarının/açmazlarının olduğunu düşünebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki birçok seküler-liberal köşe yazarı, dikkat çekici derecede bir orjinalitelerinin olmamasına rağmen, olumlu birer toplumsal aktör ve iyi birer gazeteci olarak tanımlanmayı hak eden kişiler. Gazeteci orijinal olmak zorunda değildir, gazeteciliğin asli misyonu orjinalite değildir. Ayrıca, “olumlu toplumsal aktör” ve “orijinal toplumsal aktör” de her zaman aynı şey değildir. Ne olursa olsun, “seküler-liberal-demokrat siyasi duruş”un geçerlilik derecesi, onu temsil eden kişilerin orjinalite/yaratıcılık düzeyleriyle (ya da yazılarının kalitesiyle) ölçülemez. Türkiye için yararlı olan bir siyasi duruşu sergileyen bir yazı, çok yaratıcı şekilde yazılmış olmasa bile, “olumlu” bir yazı olarak tanımlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seküler-Liberallerin Paradigma Oluşturamamaları&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;“Seküler-liberallik” gibi son derece çoğulcu olması beklenebilecek bir ideolojik duruş, ülkemizin yaygın medya organlarında neden bu kadar tekrenkli şekilde karşımıza çıkıyor? Neden (basılı) medyadaki seküler-liberaller aynı formayı giymiş futbolcuları andırmaktan kurtulamıyorlar? Neden (basılı) medyadaki seküler-liberaller (basılı) medyadaki muhafazakar-liberaller kadar bile şaşırtıcı-çoksesli değiller?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde renkli liberaller ve renkli liberal söylemler de var. Örneğin “muhafazakar basılı medya”, “seküler basılı medya”ya oranla nisbeten daha renkli liberal söylemler içeriyor. Ama renkli liberallerin ve renkli liberal söylemlerin asıl saklı oldukları maden internet dünyası. Hürriyet/Ertuğrul Özkök frekansına yakın bilinçte kişiler bulmak isteyenler, internet sözlüklerinde yazan, internet dünyasında at koşturan insanları incelemeyi deneyebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarından (istisnai durumlar haricinde) büyülenmiyor olmama, paradigma yaratma yeteneğine pek sahip olmadıklarını düşünmeme ve bir kısmının gizliden gizliye uyguladığı “liberal faşizm”den hoşnutsuzluk duymama rağmen, medyadaki seküler-liberallerin(ya da bir diğer ifadeyle seküler-liberal-demokratların) siyasi duruşlarına sempati duymaya devam ediyorum. Seküler-liberal çizginin Ertuğrul Özkök gibi paradigma yaratma gücüne, orjinalite yaratma gücüne sahip insanlar çıkartamıyor olmasını hayal kırıklığına uğratıcı buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Cemal’in gazetecilik heyecanını ve sağduyusunu, Ergun Babahan’ın gustosunu ve kalitesini, Ali Bayramoğlu’nun akademik yetkinliğini, Orhan Pamuk’un nobelini, Ahmet Altan’ın kadın uzmanlığını ve üslup ustalığını, Perihan Mağden’in ilginç öfkesini, Murat Belge’nin İngiliz edebiyatı bilgisini ve İngiliz Kraliyet aksanını andırdığı söylenen İngilizce aksanını, Yıldırım Türker’in “o müthiş vicdanı”nı (burada örnek olarak verdiğim isimler, durumu en tipik şekilde örneklendiren isimler olmayabilirler, aslında verilebilecek birçok örnek var, sadece ilk akla gelen isimleri sayıyorum)vb. üstüste koyup topladığınızda ortaya bir sentez ya da paradigma değil karışık malzemeli ve süslü bir pastayı andıran bir karışım çıkıyor. Bu insanların her biri, kendi içlerinde ele alındığında “şık”, “değerli”, “seçkin” vb. özelliklere sahip olan insanlar olarak görülebilirler. Ama toplamlarından bir paradigma ortaya çıkmıyor. Bu insanlar kendi frekanslarında kaliteli insanlar olmalarına rağmen, “Türkiye’yi algılama” yönünden önemli bir kollektif birikim üretemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, “siyasetdışı zihin paradigması” olarak, seküler-liberallerin antiliberallere kıyasla daha kemalist olduklarını düşünmek de mümkün. Bu insanların modernist, tekrenkliliğe eğilim gösteren, batımerkezci, yüksek kültürcü ve kültürel-statükocu yönleri, kemalizmle büyük paralellik gösteriyor. Buna karşın, Ertuğrul Özkök ve Hürriyet, daha postmodern olgular olarak karşımızda duruyorlar. Hürriyet, kısmen de olsa “hayatın içinden doğan” ve modernleşmeyi yumuşak bir şekilde aktarabilen bir modernleşmeci yayın organı olarak karşımızda duruyor; buna karşın seküler-liberal kesim, kendine göre bir “tepeden inmeci modernleşmeci” kültürel/zihinsel modele eğilim gösteriyor. Yani, seküler-liberaller, “Hürriyet paradigması”na kıyasla daha tepeden inmeci bir zihin yapısına sahipler kısmen. “Yıldırım Türker bazı açılardan Ertuğrul Özkök’ten daha Kemalist olabilir mi?” sorusunu sormaya cesaret etmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belirttiğim gibi, seküler-liberallerin siyasetdışı zihin paradigmalarıyla siyasi zihin paradigmalarının çok farklı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de, Türkiye’nin daha “hayrına” olan siyasi duruşun seküler-liberallerinki olduğunu düşünmeye devam etmekteyim. Daha yüksek yaratıcılığa ve daha yüksek düzeyde paradigma yaratma kapasitesine sahip olduğunu gözlemlediğim kesimin siyasi duruşunu daha az onaylayıp, daha çok onayladığım siyasi duruşun sözcülerini “paradigma yaratma gücü”nden yoksun olarak nitelemem, paradoksal bir yaklaşım olarak görülebilir. Bu noktada tipik bir “Türkiye’ye özgü paradoks”la karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitrinde duran şık (ve hatta değerli) insanların varlığı, paradigma oluşumu için yeterli değil. Paradigma oluşumu için geniş kapsamlı ve uzun süreli bir bilinç birikimi gerekiyor. Bu bilinç birikimi, ülkemizde, antiliberal kesimde gerçekleşmiş olmakla birlikte, seküler-liberal-demokrat kesimde(ve özellikle de bu kesimin medyadaki temsilcilerinde) yeterli düzeyde gerçekleşmiş değil. (Bunun nedenlerinden biri, Türkiye’de liberalizmin yeterince köklü bir toplumsal geçmişinin olmaması.) Bir diğer ifadeyle söylemek gerekirse: Türkiye’ye asıl yararlı olma potansiyeli olan siyasi çizgi, kendine özgü bir paradigma oluşturmayı başaramamış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hürriyet’in Statükocu Aromasının Olumlu Yanı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Statükocu siyasetlerden azami derecede rahatsızlık duyan bir insan olmama rağmen, Hürriyet’in esansında ve özünde barındırdığı (ve sadece Ertuğrul Özkök faktörüyle ya da belirli bir siyasi konjonktürle açıklanması mümkün olmayan) inceden statükocu aromanın lezzetini seviyorum. Hürriyet’in tabu yıkan çıkışlarının, yaratıcı ve ufuk açıcı manşetlerinin vb. bu statükocu aromanın da karışmasıyla tam kıvamını yakalayabilen bir içeceği andırdıklarını düşünüyorum. “Salt devrimci/tabukırıcı” kültür, (özellikle de Türkiye’de), ortaya yeterince renkli ve lezzetli ürünler koyamıyor; “salt devrimci/tabukırıcı kültür”ün kendi içsel muhafazakarlığını ve kendi içsel kısırlığını yaratıyor oluşu dikkat çekiyor. Ama statükoyla devrimciliğin kültürel dansından son derece karakteristik bir kıvam doğabiliyor. Hürriyet, bu kıvamı, Türkiye’nin sosyolojik merkezinin içerdiği “statüko esansı”yla gene aynı merkezin içerdiği kendine özgü hayal gücünü, yaratıcılığı, mistisizmi ve tabukırıcılığı sentezleyerek sağlamlaştırıyor. Hürriyet’i Türkiye’nin “ideolojilerdışı ideolojisi” olarak da tanımlamak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet’e özgü olan kaotik, dinamik, heyecanlı (ve hatta neredeyse mistik) enerjinin, Türkiye’yi dünyada temsil etmeyi, bir takım sanat yapıtlarından daha fazla hak ettiğini öne sürmenin aşırı iddialı olmayacağı kanaatindeyim. Türkiye’nin kendine özgü dramatik yapısı, bir takım sanat yapıtlarından ziyade Türk medyasının kendine özgü dramaturjisinde ortaya çıkıyor. Türkiye’nin kendine özgü yaratıcılığının asıl odak noktasını, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal vb. kişilerin yapıtlarından ziyade Türk medyasının, Türk internetinin ve belki bir bakıma en çok da Hürriyet’in oluşturduğunu düşünmek ve bundan yola çıkarak ülkemizde medya analizinin (ve hatta kısmen medya polemiklerinin bile) edebiyat incelemesinden daha derinlikli ve önemli bir uğraş alanı olduğu çıkarımını yapmak bile olanaklı. Türkiye’de medyanın ve özellikle de Hürriyet gazetesinin Türkiye’deki birçok “önemli bulunan” sanatsal üründen daha yaratıcı olması ve Türkiye’nin ruhunu daha derinlikli ve özgün bir şekilde ortaya koyması, cumhuriyetin elitist kültür politikalarının iflasının ve Türk popüler kültürünün elitist kültür politikalarına karşı elde ettiği büyük zaferin bir boyutu olarak da değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet’in kendine özgü enerjisinin içerdiği değişik renkleri detaylı şekilde incelemenin, “Hürriyet’in Ergenekon şifresi” gibi siyasi deşifrasyon girişimlerinden daha gerekli ve yararlı olduğu kanısındayım. Diğer taraftan, Hürriyet’in birinci sayfasında yarattığı kaotik, parıltılı ve mistik enerjiyle, Hürriyet’in köşe yazarlarının (birkaç istisna haricinde) içinde bulunduğu enerji yoksunluğu ve dinamizm yoksunluğu arasındaki çelişki, Hürriyet’in diğer çelişkilerinin birçoğundan farklı olarak, olumsuz bir çelişki sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Birinci Sayfadaki Mistik Enerji&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Vitrinde üstte saydığımız seküler-liberal isimler kadar "süslü" durmayan, onlardan çok daha “sade” bir görüntü veren Ertuğrul Özkök’ü, onların hepsinin toplamından daha büyük bir paradigma üreticisi olarak değerlendirmenin abartılı bir yaklaşım olmayacağı kanaatindeyim. Bununla birlikte, Ertuğrul Özkök’ün paradigma üreticiliğinin sadece kişisel yaratıcılıkla açıklanabilecek bir şey olmadığını, Ertuğrul Özkök merkezinde gerçekleşmekte olan paradigma oluşumunun “Türk kurumsallığının genel bilinç birikimi”nin (ya da Türkiye’nin merkez kültürünün bilinç birikiminin) bir uzantısı olarak görülebileceğini de göz önünde bulundurmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertuğrul Özkök’ün de katkılarıyla genişlemiş olan bu genel bilinç birikiminin Hürriyet’te yaşamaya devam etmesi gerekiyor. Bu bilincin liberalizmle "antiliberal"izm, tekrenklilikle çokrenklilik, statükoyla değişim, ciddiyetle oyun vb. arasındaki alanda oluşturduğu paradoksal enerjiyi izlemeye devam edebilmek istiyorum. Hürriyet’i izlemeyi zevkli ve çekici kılan temel faktörlerden biri, bu paradoksal enerji. Bu enerji, “Zeka ürünü manşet”, “sosyolojik okuma içeren manşet” vb. olarak adlandırılan şeylerin de çok ötesinde bir olgu. Hürriyet hakkında ne denirse densin, Hürriyet’in asıl büyüsünün, Türk ruhunun paradoksal dansını yansıtan bu enerjide saklı olduğunu düşünmemiz mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu enerjiyi Hürriyet’in özellikle birinci sayfasında algılayabiliyoruz. Hürriyet’in birinci sayfası, Türkiye’nin sosyolojisini malzeme olarak kullanan deneysel bir romanı andırıyor(ve bu bağlamda birçok Türk romancısının yapıtlarına fark atıyor). Hürriyet’in birinci sayfasının kendine özgü enerjisi, zaman zaman, ülkemizin mistik ruhunu bile yansıtabiliyor. Hürriyet’in web sitesinin kendini “Türkiye’nin açılış sayfası” olarak tanımlıyor olması da, bu bağlamda bir yere oturuyor ve hatta insana mistik bir yurtseverlik duygusu bile verebiliyor. Anadolu’nun mistik ruhunun içinde erimeyi sevdiğim gibi, online sözlüklerin sayfalarının gri parıltısının içinde erimeyi sevdiğim gibi, Hürriyet’in birinci sayfasının mistik karanlığının içinde erimeyi de seviyorum. Mistik bir geceyi andıran bu ruh, Hürriyet’in Türkiye’deki birçok dengeyi gözeten ve birçok farklı sosyolojik eğilimi sentezleyen yayın çizgisi sayesinde doğabilmiş bir ruh olarak da tanımlanabilir. Türkiye'nin mistisizminin ve kendine özgü enerjisinin tam olarak ortaya koyulması, ancak Türkiye'nin sosyolojik merkezinin içinde barındırdığı farklı eğilimlerin ve farklı dengelerin algılanmasıyla mümkün olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Cool Tarafsızlık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet’in mistik ruhu, Türkiye’nin sosyolojik portresini ve Türkiye’nin çoksesliliğini ortaya koymaktaki başarısı, bazı noktalarda(özellikle de birinci sayfasında) Türkiye’deki belki başka hiçbir yayın organının sergileyemediği “cool bir tarafsızlık” sergilemeyi başarabilmesi vb. şeyler, paradoksal şekilde, biraz da Hürriyet’in pragmatizminden kök alan olgular. Hürriyet’in Türkiye’ye kattığı “soft (post)modernite”nin temelinde Ayşe Arman, Kanat Atkaya vb. “zorlama modernleşme objeleri”nden ziyade bu “cool tarafsızlık”ın yattığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu “cool tarafsızlık”ın oluşumunda Ertuğrul Özkök’ün ve Hürriyet’in yazı işleri kadrosunun da payı var, Türkiye’nin yaratmış olduğu kollektif birikimin de. Tabii Hürriyet’in hangi konularda ve ne şekilde tarafsız olduğunun ayrıca analiz edilmesi gerekiyor. Hürriyet’in tarafsız olduğu bazı noktalarda, tarafsızlığı mükemmele erdirebildiğini, bir tarafsızlık parıltısı yaratabildiğini, bu parıltının içinden Türkiye'nin bilinçakışını ortaya koyabildiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hürriyet’in en saygıdeğer ve en yaratıcı bulduğum yanlarından birinin Hürriyet’te algılamakta olduğum "kendine özgü tarafsızlık kıvamı" olmasının bazı insanları şaşırtacağının bilincindeyim. Hürriyet’in Türkiye’nin en tarafsız yayın organlarından biri olarak görülemeyeceğini düşünenleri anlayışla karşılıyorum. Ayrıca Hürriyet’in tarafsızlığının içinde bir “sosyal empati eksikliği”ni barındırıp barındırmadığı da tartışılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olursa olsun, Hürriyet'i Türkiye’nin tarafsızlığa en büyük sosyolojik derinliği ve en cool zeka kıvraklığını katabilen yayın organı olarak görmenin abartılı bir yaklaşım olmayacağı kanısındayım. Hürriyet’in merkez çizgisini ve Ertuğrul Özkök’ü taklit eden birçok kesim ve birçok kişi, Hürriyet’in ve Ertuğrul Özkök'ün bu kendine özgü tarafsızlık kıvamını da kavrayamıyor ve Hürriyet’in taraf olduğuna inandıkları bir takım konularda Hürriyet’le aynı tarafta durmaya çalışmanın ötesine geçemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’ye cool/apatik bir tarafsızlıkla yaklaşmayı başarabilmenin, Türkiye’nin mistik ruhunu algılamayı başarabilmek için gerekli olduğu kanısındayım. Türkiye'de sosyoloji ve entelektüellik, hep taraf olmak üzerine kurulu bir şekilde geliştikleri için, Türkiye'nin merkezindeki mistik ruhu algılayamadılar. Hep taraflara odaklanmaktan ötürü merkezi göz ardı ettiler, merkezin kendine özgü büyüsünü ve kıvraklığını göz ardı ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Hürriyet’in Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdullah Çatlı konulu manşetinde(ki işin ilginci bu manşet bazı yönlerden çok haklı eleştirel almış bir manşettir), günümüz Türkiye’sinin "merkez mistisizmi"nden beslenen bu mistik ruhu algılamak mümkündü. Hürriyet’in dışarıda bırakmaya eğilim gösterebildiği bazı sosyolojik eğilimlerin varlığını göz önünde bulundurmak gerekse de, Hürriyet’in Türkiye sosyolojisine ve Türk toplumunun merkezindeki bilinçakışını yansıtma gücünün ve bunun da etkisiyle zaman zaman olağanüstü bir yaratıcılıkla yakalayabildiği "postmodern tarafsızlık"ın daha fazla ilgi görmeyi hak ettiklerini düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3259524308951400188?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3259524308951400188'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3259524308951400188'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/06/hurriyet-ertugrul-ozkok-ve-liberaller.html' title='HÜRRİYET, ERTUĞRUL ÖZKÖK VE LİBERALLER'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4759438012965797753</id><published>2009-05-02T18:38:00.003+03:00</published><updated>2009-05-02T19:13:17.331+03:00</updated><title type='text'>"Beni Kalbimden Vuranlar Var Ya"nın Büyüleri</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Eziklik Büyüsünün Temel İşleyiş Mekanizması:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eziklik büyüsü, insanın(Emre’nin) kendini ezdirişini abartarak, onu ezen ya da kendini karşısında ezik hissettiği kişilere abartılı güçler ya da avantajlar sağlayarak kendine yarar sağladığı bir büyü sistemi. Eziklik büyüsünde simgesel mekanizmalar da önemli bir rol oynuyorlar. Eziklik büyüsü, Emre’nin ezilmesini simgeleyen ya da ezilmesini abartan olayların, cümlelerin, imgelerin vb. büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabilmelerini sağlıyor. Örneğin “Ne Dallar Ne Mallara Giriyor” cümlesi Emre’nin ezikliğini ve abazanlığını simgelediği için, Emre dalları büyülü bir şekilde malların içine sokabiliyor. Eziklik büyüsüne göre, Emre’nin ezilişini abartan olaylar büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabiliyorlar. Gerçi, sadece Emre’nin ezilişini değil, daha genel anlamda da ezilenlerin ezilişini pekiştiren olaylar eziklik büyüsü yoluyla gerçekleştirilebiliyor. Eziklik büyüsü yolu ile, Emre’nin kıskandığı kişilerin Emre tarafından kıskanılan konulardaki avantajları da abartılı bir boyuta taşınabiliyor. Ya da, bir diğer ifade ile, ezenlerin aşırı ezmesini, ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların da aşırı ezilmesini sağlayan durumlar büyülü bir şekilde oluşturulabiliyor. Tabii Emre bütün bunları kendine avantaj sağlamak için yapıyor. Ezilenlerin ezilmesini pekiştiren, abartılı boyutlara taşıyan durumlar, paradoksal bir şekilde ezilenlere yarar sağlayacak şekilde kurgulanıyor. Emre, onu ezenlere abartılı güçler kazandırarak, kendini onu ezenler karşısında abartılı derecede ezdirerek onu ezenlere üstünlük kurabiliyor. Bu tür durumlarda, Tevfik Fikret’in “Yiyin Efendiler Yiyin Tıksırıncaya Kadar Yiyin” şiiri de destekleyici olarak kullanılıyor, çünkü bu şiirde de dezavantajlı konumda olan ve kendini haksızlığa uğramış hisseden kişilerin avantajlı(ya da daha kaba bir ifade ile söylemek gerekirse “malı götüren”) kişilere olan öfkelerinin benzer bir mantıkta dile gelişi var. Bu şiirde, Tevfik Fikret, avantajlı kişilerin avantajlarının daha da abartılması yönünde sarkastik bir çağrıda bulunuyor. Aynı şey, Naili’nin “Beni Mutsuz Edenler Mutlu Olsun” sözü için de geçerli. Aslında, Tevfik Fikret’in ve Naili’nin bu dizeleri, eziklik büyüsünün mantığını en iyi özetleyen dizeler. Adamlar yapmış...“Peki peki anladık, matematiksel sistemi çok doyurucu şekilde açıklıyorsun da bu işin esprisi nedir hocam” diyenlere de şunu söyleyelim: Eziklik büyüsünün esprisi, aşırı derecede çaresiz ve ezik durumdaki bir insanın, bu çaresizliğinden kurtulmak için ezikliğini abartma yolunu seçmesinde yatıyor: Yani çaresizliği abartmayı çaresizlikten kurtulmak için bir yöntem olarak kullanmayı denemesinde. Aşk acısı çeken bir insanın aşk acısını kullanarak aşk acısını tedavi etmeye çalışması gibi bir şey bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlk Öpücük Büyüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türü: Eziklik Büyüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eziklik Dışında Yararlandığı Duygu:Kıskançlık(Not: Bu büyüde kıskançlığın oynadğı rol o kadar büyük ki aslında onu doğrudan bir kıskançlık büyüsü olarak kategorize etmek düşünülebilir. Bu büyüyle ilgili açıklamalarda, eziklik kelimesi, büyük ölçüde kıskançlık anlamında kullanılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihai Hedefi: Kerem Gündüz’ün öldürülmesiHedefi: Azra’nın Kerem Gündüz’ün dudağına ışınlanmasıYararlandığı Duygusal İçerik: Emre’nin ilk öpüşmesini yaşayamamış olmaktan dolayı duyduğu eziklik (kıskançlık) sayesinde başkalarına ilk öpücüklerini tekrarlatabilmesiDuygusal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeriğin Yararlandığı Genel Formül: Emre’nin kendisinin yaşamadığı şeyleri bunları yaşamış olan ve bu nedenle de kıskandığı kişilere tekrar yaşatabilmesi. (Ya da bir diğer ifade ile, Emre’nin ezikliğini pekiştiren durumların büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabilmeleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Formülün Temelinde Yatan Şey:(Eziklik büyüsüne göre) Kıskanan insanların kıskandıkları insanlara kıskançlığın sebebi olan noktada abartılı bir üstünlük kazandırabilmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüde Rol Alan Karakter:Azra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesnesi: Bıçak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Eziklik Duygusu: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşamamış olmaktan dolayı duyduğu eziklik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Kıskançlık Duygusu: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşamış olanlara duyduğu kıskançlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü Gücünün Nedeni: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşayamamış olması nedeniyle yaşadığı kıskançlığın inanılmaz şiddetiKullanılan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekstra Malzemeler: Sezen Aksu ve Nalan Tokyürek şarkıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyünün yan sonucu: Kerem Gündüz dışındaki bir adamın daha aynı metodla öldürülmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Büyü tekniği” açısından ezen: Kerem Gündüz. Çünkü, büyüde, Kerem Gündüz ilk öpücüğünü tekrarlıyor. Kerem Gündüz, kızlar konusunda başarılı olan bir tip. Emre, kendini kızlar konusunda başarılı olan kişilerin karşısında ezik hissediyor. Eziklik büyüsüne göre Emre’nin kendini ezik hissetmesini sağlayan durumlar, pekiştirilebiliyor ve abartılabiliyor. Emre’nin karşısında ezildiği kişiler daha ezici bir konuma gelebiliyor. Emre’nin ezildiği alanda aşırı avantajlı ve “ezici” konumda olan bir kişinin avantajı abartılınca(bu örnekte Kerem Gündüz’ün ilk öpücüğünü tekrar yaşaması) Emre’nin ezikliği pekiştirilmiş oluyor. Emre’nin kendini ezik hissetmesini, ezilmesini, ezikliğinin pekişmesini sağlayan durumlar, eziklik büyüsüne göre büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabiliyorlar. Bu nedenle de, eziklik büyüsü yoluyla Emre Kerem Gündüz’e ilk öpücüğünü tekrarlatabiliyor.&lt;br /&gt;“Büyü tekniği” açısından ezilen: Emre Sağlav&lt;br /&gt;Büyüden Yarar sağlayan: Emre Sağlav&lt;br /&gt;Büyüden zarar gören: Kerem Gündüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kelime Oyunu Aşağılama Büyüsünün Temel İşleyiş Mekanizması:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kelime Oyunu Aşağılama büyüsü, eziklik büyüsünün bir alt türü. İşleyiş mekanizması, kelime oyunlarının tersine çevrilmesi üzerine kurulu. Bu yöntemin geçerliliğinin nedeni de, Emre’nin kelime oyunlarını sevmesi ve eziklik büyüsüne göre, Emre’nin sevdiği şeyleri ezen durumların büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabilmeleri. Kelime oyunlarının ezilmesi de, kelime oyunlarının tersine çevrilmesi yani kelimelerin kelime oyunundan önceki hallerinin yeniden ortaya çıkmaları şeklinde vuku buluyor. Emre’nin kelime oyunlarına dayalı esprileri aşağılandıkları için, kelime oyunları tersine çevriliyor. Eziklik büyüsüne göre, Emre’nin aşağılanması temelinde ya da bir diğer ifade ile Emre’nin aşağılanmasını pekiştirecek biçimde ve doğrultuda abartılı ve doğaüstü olaylar gerçekleşebiliyor. Emre de, Kelime Oyunu Aşağılama Büyüsü’nde bundan yararlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türk Entelektüellerini Temel Alan Bilişim Büyüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türü: Eziklik Büyüsü ve İdealizm-Materyalizm Büyüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eziklik Dışında Yararlandığı Duygu:Kıskançlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En Ağırlıklı Rolü Oynayan Faktör: İdealizm-Materyalizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Yöntem: Bilginin para karşısındaki, idealizmin de materyalizm karşısındaki eziklikleri(ezilmeleri)ni abartılı boyutlara taşıyan simgesel bir olayın gerçekleşmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Yöntemin Sonucunda Oluşan Durum: Cahil mankenlerin ve kıro zenginlerin olağanüstü gelişmiş bilgi ve bilgisayar teknolojileri geliştirme yeteneği kazanmaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simgeselliği ve İşleyiş Mekanizması:Cahil mankenler ve kıro zenginler gibi bilginin zıttını simgeleyen bir şeyin bilgi ve bilgisayar teknolojisi alanında bu kadar büyük bir etki yapması, bilgiyi para karşısında simgesel anlamda ezen bir durum. Bu “simgesel eziş”i içermesi de, bu durumun gerçeklik kazanmasını sağlıyor. Yani, cahil mankenlerin ve kıro zenginlerin olağanüstü bilgi ve bilgisayar teknolojileri üretmeleri bu nedenle mümkün hale geliyor. İdealizm-materyalizm büyüsünün kurallarına göre, materyalizmi simgeleyen şeylerin idealizmi simgeleyen şeyleri ezmesini ya da materyalizme dair şeylerin idealizme dair şeyleri ezmesini sağlayan durumların büyülü bir şekilde oluşturulabilmesi mümkün. Sonuç olarak bilginin para karşısında “simgesel” ezilişi, bilgi ve bilgisayar teknolojileri üretmek için bir araç olarak kullanılıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçeriği: Cahil mankenlerin ve kıro zenginlerin olağanüstü gelişmiş bilgi ve bilgisayar teknolojileri üretmeleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik Boyutu: Entelektüellerin kıro zenginler karşısında hissettikleri inanılmaz eziklik ve kıskançlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre’nin Psikolojisinin Büyüde Oynadığı Rol: Emre’nin de bilginin para karşısındaki ezikliğini olağanüstü bir keskinlikle algılamış olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan Eziklik Duygusu: Entelektüellerin kıro zenginler karşısında hissettikleri eziklik duygusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Büyü Tekniği Açısından) Ezen:Kıro zenginler ve materyalizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Büyü Tekniği Açısından) Ezilen: Bilgi ve idealizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüden Kazançlı çıkan: Türkiye’nin bilgi ve bilgisayar teknolojileri ve Türkiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüden Zarar Gören: Türkiye’yle rekabet içinde olan ülkeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyünün Nihai Hedefi: Türkiye’nin dünyanın bilişim devi haline getirilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Uçaklı Potansiyel Kullanamama Büyüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türü: Eziklik Büyüsü&lt;br /&gt;Eziklik Dışında Yararlandığı Duygu: Kıskançlık(Not: Bu büyüde kıskançlığın oynadığı rol o kadar büyük ki, aslında onu doğrudan bir kıskançlık büyüsü olarak kategorize etmek düşünülebilir. Bu büyüyle ilgili açıklamalarda, eziklik kelimesi, büyük ölçüde kıskançlık anlamında kullanılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefi: Potansiyeli yüksek olan uçak yavaş giderken, potansiyeli düşük olan uçakların inanılmaz bir hız kazanmaları ve bunun sonrasında da bu uçakların Kerem Gündüz’ün karargahına çarptırılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stratejisi: Emre’nin kendi potansiyel kullanamamışlığından ve bunun onun iç dünyasında oluşturduğu duygusal yapılardan yararlanarak birtakım düşük kapasiteli uçaklara aşırı hız kazandırması ve bu uçakları Kerem Gündüz’ün üzerine çarptırarak Kerem Gündüz’ü öldürmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük Kapasiteli Uçakların Hız Kazanmalarını Sağlayan Şey: bkz. büyünün simgeselliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşük Kapasiteli Uçakların Kazandığı Hızın Bu Kadar Şiddetli Olmasını Sağlayan Şey: Emre’nin ondan daha düşük kapasiteli olmasına rağmen ondan daha başarılı olan insanlara duyduğu kıskançlığın ya da bir diğer ifadeyle onların karşısında hissetiği ezikliğin şiddeti. Ayrıca bkz: büyünün simgeselliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan Eziklik Duygusu ve Ezilme Durumu: Emre’nin kendini, potansiyeli ondan daha düşük olmasına rağmen ondan daha başarılı olan insanlar karşısında ezik hissetmiş olması. Diğer insanları simgeleyen uçakların hız kazanmasının ve Emre’yi simgeleyen uçağın aşırı yavaş gitmesinin nedeni de, bunun Emre’nin ezilme durumunu ya da bir diğer ifadeyle Emre’nin içindeki “birileri alıp başını giderken yaya kalma” duygusunu pekiştirmesi. Eziklik büyüsüne göre, Emre’nin ezilmesini(simgesel olarak ya da somut olarak) pekiştiren durumlar büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabiliyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıskançlık Duygusundan Yararlanma Biçimi: Emre’de kıskançlık doğuran negatif durumun abartılması. Ya da bir diğer ifade ile: Kıskanan kişinin(Emre’nin) kıskandığı kişilere kıskançlığının nesnesi olan konuda abartılı bir avantaj sağlaması.(Burada bir simgesellik de var tabii: Emre’nin kıskandığı kişilere avantaj sağlanması, o kişileri simgeleyen uçakların hızlarının artırılması şeklinde vuku buluyor) Bu yolla da, Emre’nin potansiyel kullanamamışlığının abartılı bir boyuta yansıtılması. Bu da, uçaklara abartılı bir hız kazandırılmasını sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesneleri:Emre’nin potansiyelini kullanamamış olması ve bu nedenle hissettiği eziklik duygusu, Uçaklar, “Abi Sende Potansiyel Var Ama Kullanamıyorsun” geyiği, “Birileri Alıp Başını Giderken Yaya Kalma” duygusu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüde Emre’ye yardım eden kişiler: Düşük potansiyelli ama aşırı hızlı hareket eden uçaklara binen intihar komandoları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüyü Güçlendiren Faktörler: “Abi sende potansiyel var ama kullanamıyorsun” geyiğinin tipik bir Türk geyiği olması. “Birileri Alıp Başını Giderken Yaya Kalma” duygusunun tipik bir Türk duygusu olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik Boyutu: Emre’nin tipik bir Türk duygusu olan potansiyel kullanamamışlık duygusuna sahip olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simgeselliği: Potansiyeli yüksek olan ama yavaş uçan uçak Emre’yi, potansiyeli düşük olan ama hızlı uçan uçaklar Emre’yi hayatta geçen insanları simgeliyor. Eziklik büyüsünün yöntemlerine göre, Emre’nin ezilişini simgeleyen şeylerin büyülü bir şekilde gerçeklik kazanması sağlanabiliyor ve bu temelde abartılı durumlar da oluşturulabiliyor. Burada da, Emre’yi hayatta geçen insanları simgeleyen uçakların hızlı, Emre’yi simgeleyen uçağın ise yavaş gitmesi, Emre’nin hayattaki yenilişini, ezilişini, geçilişini simgeliyor. Eziklik büyüsü kurallarına göre, bu tür simgesel tablolar(yani Emre’nin ezilişini ya da idealizmin materyalizm karşısındaki ezilişini yansıtan simgesel tablolar) büyülü bir şekilde “abartılabiliyor”. Bu abartma sayesinde de düşük kapasiteli uçaklara abartılı bir hız kazandırılıyor. Bu da olayın püf noktası, çünkü uçaklar bu abartılı hız sayesinde hedefi yok ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Selin’in Emin’e Dönüştürülmesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türü: Eziklik Büyüsü ve İdealizm-Materyalizm Büyüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alttürü: Kelime Oyunu Aşağılama BüyüsüHedefi: Selin’in Emin’e dönüştürülmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik Boyutu: Kelime oyunlarını aşağılamanın günümüz İstanbul gençliği içinde bir trend olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik Defosu: Kelime oyunlarının aşağılanmasının ortalama vatandaş ve Türkiye’nin genel ruhu açısından çok merkezi bir şey olmaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simgeselliği: Emre’nin kelime oyunlarının aşağılanmasının, Emre’nin karakterinin genelindeki oyun öğesinin aşağılanmasını simgelemesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdealizm-Materyalizm Sisteminin Büyüde Oynadığı Rol: Kelime oyunlarının idealizme yakın olmaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan Eziklik Duygusu: Emre’nin kelime oyununa dayalı esprileri aşağılanırken hissettiği eziklik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime Oyunlarının Aşağılanması Temelinde Büyü Yapılmasını Mümkün Kılan Temel Unsur: Emre’nin kullandığı kelime oyunları nedeniyle kelime oyunlarını aşağılayan insanlar tarafından ezilmiş olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel Alınan Kelime Oyunu: Emin misin sorusuna cevaben “eminim” yerine “Selin’im” denmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Kelime Oyununun Aşağılanmasının Büyüye Yansıması: Kelime oyunu içeren cevabın normalde beklenen “eminim” yerine “Selin’im” şeklinde olmasına zıt düşen şekilde, “selinim”in yerine “eminim”in geçmesi. Ya da bir diğer ifade ile söylemek gerekirse: Kelime oyunlu cevabın “eminim”i “selinim”le ikame etmesine zıt düşen şekilde, “selinim”in “eminim”le ikame edilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan Sonraki Adımlar: 1.Selinim’in Eminim’e dönüşmesi 2.Bunun öze indirgenmesi(im’lerin ekarte olması) ve Selin’in Emin’e dönüşmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyünün Teknik Defoları: 1. Kelime Oyunlarını Aşağılamayı Temel Alan Bir Büyü Olmasına Rağmen kendi işleyiş mekanizmasında da kelime oyunlarından yararlanması2.Aşırı Dolaylı Bir İşleyiş Mekanizması Olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç: Selin yazısının Emin yazısına dönüştürülmesi ve Selin adındaki bir insanın Emin adındaki bir insana dönüştürülmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezen: Ferda, materyalizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezilen: Emre, idealizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anadolu Yakası Büyüsü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Türü: Eziklik Büyüsü ve İdealizm-Materyalizm Büyüsü&lt;br /&gt;Nihai Hedefi: Gündüz-Selvi ordularının Pendik-Kadıköy çizgisi üzerindeki ilerlemesinin durdurulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefi: Anadolu Yakası’nın Emre’nin çocukluğunun bir simgesine dönüşmüş olan dört katmanlı yapısının ortadan kaldırılması, yani haritanın karman-çorman edilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stratejisi: Emre’nin kendi çocukluğunu, kendi iç dünyasını, kendi düşünselliğini onun düşünselliği ile alay edenler karşısında ezerek ve idealizmi materyalizm karşısında ezerek haritanın karman-çorman edilmesini sağlaması ve bunun sonucunda da savaşta yarar sağlaması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emre’nin haritayı karman-çorman etmesini mümkün kılan şey: İstanbul’un Anadolu Yakası’nın dört katmanlı yapısının Emre’nin iç dünyasında önemli bir yer kaplaması ve eziklik büyüsüne göre Emre’nin iç dünyasında önemli yer kaplayan duyarlılıkları ezme yeteneğine sahip olması (gerçi bu tek faktör değil, başka faktörler de var; zaten onların bir kısmı tablonun diğer satırlarında anlatılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bkz:Yararlanılan Eziklik(Ezilme) Durumu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Temel Yöntemler: Emre’nin iç dünyasının ezilmesi, çocukluğunun ezilmesi ve idealizmin materyalizm karşısında ezilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyünün Nesneleri: Emre’nin çocukluğu İstanbul’un Anadolu YakasıHaritaİstanbul’un sosyoekonomik çelişkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan Yan Malzemeler: Sezen Aksu’nun Şarkıları (ancak şarkıların bu büyüde oynadıkları rol –çoğu büyüde olduğu gibi- çok merkezi değil, sadece Emre’yi motive etmek için kullanılıyorlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüyü Olanaklı ve Etkili Kılması Beklenen Bazı Diğer Faktörler: Eziklik büyüsünün, Emre’nin çocukluğunu simgeleyen şeylerin ezilmesini mümkün kılması. İdealizm-materyalizm büyüsünün, çocukluğu simgeleyen şeylerin ezilmelerini mümkün kılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simgeselliği: Anadolu Yakası’nın dört katmanlı durumunun Emre’nin çocukluğunun simgesine dönüşmüş olması. Bu konuya olan aşırı ilgisinin, düşünselliğin simgesine dönüşmüş olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyolojik Boyutu: İstanbul’un sosyoekonomik çelişkileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlanılan Eziklik(Ezilme) Durumu: Emre’nin Anadolu Yakası’nın sosyoekonomik katmanlanmasına olan aşırı yoğun ilgisinin yüzeysel ve materyalist insanlar tarafından yadırganmış, hatta bazı durumlarda aşağılanmış olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun Büyüye Yansımasının Nedeni ve Şekli: Eziklik büyüsü yöntemiyle, yüzeysel insanların düşünselliği ağır basan insanları aşağılamaları temelinde abartılı olaylar gerçekleşebiliyor. Çünkü, eziklik büyüsü sayesinde, materyalizmin idealizmi ezdiği durumlar büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabiliyor ve bu temelde abartılı olaylar gerçekleştirilebiliyor. Bir diğer ifade ile söylemek gerekirse, materyalizmin idealizmi ezmesi pekiştirilebiliyor. Bu büyüde de, Emre’nin haritadaki katmanlanmalara olan ilgisinin aşağılanması abartılı derecede “pekiştiriliyor” ve haritadaki katmanlanmalar yok oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Playboy penisi kırma büyüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türü: Eziklik büyüsü ve haksızlığa uğramışlık büyüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eziklik Dışında Yararlandığı Duygu:Kıskançlık(Not: Bu büyüde kıskançlığın oynadığı rol o kadar büyük ki aslında onu doğrudan bir kıskançlık büyüsü olarak kategorize etmek düşünülebilir. Bu büyüyle ilgili açıklamalarda, eziklik kelimesi, büyük ölçüde kıskançlık anlamında kullanılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefi: Playboy Ekrem Günermengi’nin penisinin kırılmasıYararlandığı Yöntem: Emre’nin kendi abazanlığı ile çok “karı götüren” erkeklerin durumu arasındaki orantısızlığı abartması. Bkz: Ekrem Günermengi’nin penisinin kırılma biçimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal Hammaddesi: Emre’nin abazanlığı nedeniyle duyduğu eziklik ve sosyetik playboylara duyduğu kıskançlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Destekleyen Durum: Emre’nin olaydan önceki gece karlı görüntüler karşısında çok zavallı bir şekilde mastürbasyon malzemesi aramış olması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekrem Günermengi’nin penisinin kırılmasının biçimi: Sürekli binalardaki karıları “götürmekten”, toptan binayı “götürmeye” geçişi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geçişi mümkün kılan formül: Emre’nin kendisini ezik hissettiği konuda avantajlı durumda olan ve Emre tarafından kıskanılan kişilerin avantajları fazlasıyla abartılır. Çünkü bu, Emre’nin bu kişiler karşısında(daha fazla) ezilmesini sağlar ve Emre’nin ezilmesini sağlayan durumlar(eziklik büyüsüne göre) büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabilirler. Bu temelde abartılı olaylar gerçekleştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyünün Nesneleri: Ekrem Günermengi’nin penisi, Televizyon Kanalı’nın Binası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüye Paralel Şiirler: Naili’nin ve Tevfik Fikret’in şiirleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Büyü Tekniği Açısından) Ezen: Ekrem Günermengi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüden Zararlı Çıkan: Ekrem Günermengi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İlk Öpücük Büyüsü &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Türü: Eziklik Büyüsü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eziklik Dışında Yararlandığı Duygu:Kıskançlık(Not: Bu büyüde kıskançlığın oynadğı rol o kadar büyük ki aslında onu doğrudan bir kıskançlık büyüsü olarak kategorize etmek düşünülebilir. Bu büyüyle ilgili açıklamalarda, eziklik kelimesi, büyük ölçüde kıskançlık anlamında kullanılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihai Hedefi: Kerem Gündüz’ün öldürülmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefi: Azra’nın Kerem Gündüz’ün dudağına ışınlanması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Duygusal İçerik: Emre’nin ilk öpüşmesini yaşayamamış olmaktan dolayı duyduğu eziklik (kıskançlık) sayesinde başkalarına ilk öpücüklerini tekrarlatabilmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygusal İçeriğin Yararlandığı Genel Formül: Emre’nin kendisinin yaşamadığı şeyleri bunları yaşamış olan ve bu nedenle de kıskandığı kişilere tekrar yaşatabilmesi. (Ya da bir diğer ifade ile, Emre’nin ezikliğini pekiştiren durumların büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabilmeleri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Formülün Temelinde Yatan Şey:(Eziklik büyüsüne göre) Kıskanan insanların kıskandıkları insanlara kıskançlığın sebebi olan noktada abartılı bir üstünlük kazandırabilmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüde Rol Alan Karakter:Azra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nesnesi: Bıçak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Eziklik Duygusu: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşamamış olmaktan dolayı duyduğu eziklik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yararlandığı Kıskançlık Duygusu: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşamış olanlara duyduğu kıskançlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü Gücünün Nedeni: Emre’nin ilk öpücüğünü yaşayamamış olması nedeniyle yaşadığı kıskançlığın inanılmaz şiddeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan Ekstra Malzemeler: Sezen Aksu ve Nalan Tokyürek şarkılarıBüyünün yan sonucu: Kerem Gündüz dışındaki bir adamın daha aynı metodla öldürülmesi“Büyü tekniği” açısından ezen: Kerem Gündüz. Çünkü, büyüde, Kerem Gündüz ilk öpücüğünü tekrarlıyor. Kerem Gündüz, kızlar konusunda başarılı olan bir tip. Emre, kendini kızlar konusunda başarılı olan kişilerin karşısında ezik hissediyor. Eziklik büyüsüne göre Emre’nin kendini ezik hissetmesini sağlayan durumlar, pekiştirilebiliyor ve abartılabiliyor. Emre’nin karşısında ezildiği kişiler daha ezici bir konuma gelebiliyor. Emre’nin ezildiği alanda aşırı avantajlı ve “ezici” konumda olan bir kişinin avantajı abartılınca(bu örnekte Kerem Gündüz’ün ilk öpücüğünü tekrar yaşaması) Emre’nin ezikliği pekiştirilmiş oluyor. Emre’nin kendini ezik hissetmesini, ezilmesini, ezikliğinin pekişmesini sağlayan durumlar, eziklik büyüsüne göre büyülü bir şekilde gerçeklik kazanabiliyorlar. Bu nedenle de, eziklik büyüsü yoluyla Emre Kerem Gündüz’e ilk öpücüğünü tekrarlatabiliyor.&lt;br /&gt;“Büyü tekniği” açısından ezilen: Emre Sağlav&lt;br /&gt;Büyüden Yarar sağlayan: Emre Sağlav&lt;br /&gt;Büyüden zarar gören: Kerem Gündüz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-4759438012965797753?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4759438012965797753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/4759438012965797753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/05/beni-kalbimden-vuranlar-var-yann.html' title='&quot;Beni Kalbimden Vuranlar Var Ya&quot;nın Büyüleri'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3928759258673445541</id><published>2009-05-02T17:51:00.001+03:00</published><updated>2009-05-02T17:51:41.319+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='resat calislar'/><title type='text'>Bir Özgeçmiş</title><content type='html'>Reşat Çalışlar 1978 yılında dünyaya geldi. Çocukluğu ve gençliği, kısmen Türk solunun ve medya dünyasının megaloman karakterleri arasında kısmen de gittiği özel okullardaki Özal kuşağı gençlerin arasında geçti. 1997 yılındaysa internet dünyasına geldi. Ama internet dünyasına ilk başlarda kendini tam olarak veremedi, onun yerine gazetelere yazılar yazmayı tercih etti. Türk gençliğinin beden ve ruh sağlığının korunmasına verdiği önem nedeniyle Radikal gazetesinde gençliği sosyolojik açıdan analiz eden yazılar yazmaya başladı. 2005 yılında ilk kitabı olan Beni Kalbimden Vuranlar Var Ya yayınlandı. Cem Yılmaz’ın kitaba verdiği desteğe rağmen kitabın satışı 3000’de kaldı. "Blogculuğu, Türk'ün büyük milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız” sloganını taşıyan blogu, gençler arasında ses getirdi. Muhalif ve anarşist kesimin yarattığı tabuları hedef alan yazıları nedeniyle kendine muhalif internet gençleri arasında birçok düşman edindi. Türk milletine doğa ve spor sevgisini değil internet kültürünü irdeleme sevgisini kazandırmak istiyor olması, hayatını zorlaştırmaktadır. İnternet dünyasında ter dökmeye devam etmesinin amacı, ekmek parasını çıkartmak değil gördüğü ilgiyi arttırmaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3928759258673445541?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3928759258673445541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3928759258673445541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/05/bir-ozgecmis.html' title='Bir Özgeçmiş'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-3586374104607511222</id><published>2009-05-02T17:46:00.001+03:00</published><updated>2009-05-02T17:46:37.422+03:00</updated><title type='text'>Bankamatik Perisi</title><content type='html'>Istiklal Caddesini düsünüyorum. Senin Istiklal Cadesinde para cekmek icin bekledigin ani düsünüyorum. Istiklal Caddesi günesliydi. Su anda saat 19.40 ve hava yaklasik iki saattir kararmis durumda. Hava sadece karanlik degil, ayni zamanda soguk. Hava, kendini begenmis bir insan gibi acimasiz ve israrci bir soguk yayiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Istiklal Caddesi böyle degildi. Istiklal Caddesi kendini begenmis bir insan gibi degildi. Istiklal Caddesi sicak ve yumusak bir insan gibiydi. Istiklal Caddesi´nin begendigi sey kendisi degildi. Istiklal Caddesi´nin begendigi sey beni idim. Ben, G.e.‘un mucizevi arkadasiydim; baska bir seye ise ne arzu duyuyordum ne de ihtiyac. Seninle birlikteyken tüm Istiklal Caddesi‘nin beni begendigini hissediyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama su anda pencereden disari bakmaya bile utaniyorum. Sanki disardaki soguk karanlik Istiklal Caddesi‘ni sekillendiriyormus gibi geliyor bana. Sanki Istiklal Caddesi de sis, soguk ve karanlik icindeymis gibi geliyor bana. Sanki Istiklal Caddesi, ulasilamaz bir soguk, sis ve karanlik diyariymis gibi. Hatta saglam da durmuyormus gibi geliyor bana Istiklal Caddesi; caddeyi bir sarsinti kaplamis gibi geliyor, bir tür deprem kaplamis gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Istiklal Caddesi‘nin isikli haline  bir daha hic ulasamayacagim galiba. Sisler, soguklar ve depremler, Istiklal Caddesi´nin üzerine uzaysi ve kalin  bir örtü örtmüsler sanki. Ve benim bu örtüyü kaldirmam mümkün degil. Pencereyi acmam,  iceriye temiz hava girmesini saglayabilir belki. Evet, odamin havasi fazla kirlendi gercekten. Ama pencereyi acmam, Istiklal Caddesi üzerine örtülmüs olan bu örtünün kalkmasini saglamiyor. Pencereyi acmak,  örtüyü  tam aksine saglamlastiriryor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Istiklal Cadddesi artik farkli bir gezegen. Ama bir füze atilabilir bu gezegene. Seninle bankamatigin önünde bekledigimiz yere bir füze düsüyor. Pariltili renkler sariyor caddeyi. Insanlarin o karanlik yüzleri aydinlaniveriyor. Caddenin karanlik asfalti aydinlaniveriyor. Artik cadde sarsilmiyor da. Füzenin getirdigi enerji herseyi yeniden denge ve huzura kavusturuyor. Artik pariltili ve huzurlu bir Istiklal Caddesi bana ait. Artik pariltili ve huzurlu bir Istiklal Caddesi bize ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen de lütfen baska seylerle ugrasma. Tüm hayatini bankamatiklerden para cekmeye ada. Sen bir bankamatik perisi ol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su anda seninle birlikte yasadigimiz en mucizevi an, bankamatigin önünde bekledigimiz an gibi geliyor. Bunun niye böyle oldugunu aciklayamiyorum. Kafam karisiyor. Ben o siralar bir maceranin baslangicindaydim galiba. O zaman, bir maceranin basladigi gibi bir kani icinde degildim, bana sadece hos bir insanin sevgisini kazaniyorum gibi geliyordu. Hayatim renk kazaniyor gibi geliyordu.  Hayatim, simdiye kadar kazandigi tüm renklerin ötesinde bir renk kazaniyordu gibi geliyordu. Fakat bir maceraya basliyorum gibi gelmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi düsününce, ikimiz de birer kitap sayfasiydik ya da birer dalgaydik ve birbirimize degmeye basliyorduk gibi geliyor. Ortada denizler ve kitaplar var gibi geliyor. Ama o zaman öyle gelmiyordu. O zaman hersey güzellikten ve safliktan ibaretti, bu tür benzetmeleri gereksiz kilacak kadar güzel ve safti hersey. Ama simdi bu benzetmelere ihtiyac duyuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denize özlem duyuyorum. Burada deniz yok. Sana özlem duyuyorum. Burada sen yoksun. Denize acilmak istiyorum. Evet, o zamanlar denize acilmistim. Denize acildigimi bilmeden denize acilmistim. Su anda denize acilmis oldugumun farkindayim ama deniz yok ortada. Her sey kupkuru burda. Kurulugun ne oldugunu en derinlemesine ögreniyorum. A.lardan nefret ediyorum. Ama neyse, A.lardan bahsetmeye bile degmez aslinda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben kurulugun ne oldugunu ne ögrenmek ne de ögretmek istiyorum.  Ben senin gözlerinin üzerine sürdügün mavilikte yüzmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden disari bakinca, üzerinden arabalar gecen kücük bir köprü ve üniversiteye ait bir bina görüyorum. Niye gördügüm sey bir mezarlik degil diye hayrete düsüyorum. Evet, mezarliklar kuruluktan ibarettirler. Ve kuru olmayi hakeder mezarliklar. Onlar kuru olmaya layiktirlar. Seninle birlikte Büyükada´ya gitmek istiyorum. Büyükada´da cok güzel ve cesitli mezarliklar var. Büyükada´nin cevresinde bir de deniz var. Büyükada, hem  kurulugu hem denizi kendine yakistirabilen bir yer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama benim pencereden bakinca gördügüm hayatin kurulugu, kesinlikle hicbirseye layik degil. Burada kuruluk anlamini yitirmis durumda. Ya bu ülkeyi bir tabutun icine sokmaliyim ya da kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayir, tabutlara gerek yok. Tabutlarin trajikligini kaldirabilecek kadar olgun olmadigim gibi tabutlarin komikligini kaldirabilecek kadar da olgun degilim. Ama emin oldugum bir sey var: O da Istiklal Caddesinin bir tabut olmadigi. Istiklal Caddesi bir masal kadar  ölgün ya da bir ceset kadar cürümüs bir yer olabilir ama Istiklal Caddesi bir tabut degil. Bir bankamatikten sicrayacak bir   kivilcim, Istiklal caddesini bir cennet günesine dönüstürmeye yeter de artar bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macera, biraz da beklemek demek galiba. Seninle bankamatigin önünde bekledigim an, galiba bu yüzden bana en macerali an gibi geliyor. Beklemek insana beklemeyi ögretiyor galiba. Ama ben ne beklemeyi, ne kurumayi, ne de birsey ögrenmeyi istiyorum. Ben  yasamak istiyorum. Ben seni istiyorum. Ben macera istiyorum. Hersey bu kadar basit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankamatik perileri ölmezler. Olsa olsa kötülük yapabilirler. Bankamatik perileri füzelerle kontrol edilemezler. Bankamatik perileri füzelerle olsa olsa renklendirilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Füzelere insanlardan daha cok güvenmek bir hata midir bilmiyorum. Ama ben yalnizca füzelere degil ayni zamanda perilere de insanlardan daha cok güveniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2711357281129358896-3586374104607511222?l=www.resatcalislar.org' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3586374104607511222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2711357281129358896/posts/default/3586374104607511222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.resatcalislar.org/2009/05/bankamatik-perisi.html' title='Bankamatik Perisi'/><author><name>ResatCalislar</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15428336757223224842</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2711357281129358896.post-4752769079841911798</id><published>2009-05-01T15:22:00.002+03:00</published><updated>2009-05-01T15:23:51.472+03:00</updated><title type='text'>Grunge ve Kolej Gençliğinin İç Dünyası</title><content type='html'>Taksim’de, 90’lı yılların ikinci yarısında grunge modası vardı. Gençler, Captain Hook, Gitar, Gizli Bahçe, Dersaadet, Atlas Pasajı gibi mekanlarda buluşurdu. Ska, grunge, alternatif vb. müziklerin çalındığı bu mekanlar, kolej gençliğinin tembel, aylak, hedonist kesiminin -özellikle de Avusturya Lisesi, Saint Benoit Lisesi, İtalyan Lisesi gibi kolej gençlerinin- önemli buluşma noktaları arasındaydılar. Adeta “kolej gençliği kültürü”nün merkezleriydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gençleri bu mekanlara toplayan ortaklık, okullarıydı. Ama, kimliklerini “kolej genci olmak” üzerinden değil, müzik akımları üzerinden tanımlıyorlardı. Kendilerini “grunge gençliği” olarak görüyorlardı. Nirvana’nın solisti Kurt Cobain’in öncülüğünü yaptığı ve rock ve punk’ın bir karışımı olan bu müzik akımı, aslında onların dünyalarının gerçek tanımı değildi. Onlar grunge gençliği değil düpedüz Taksim kolej gençliğiydi. Ama kendilerini kolej gençliği şeklinde tanımlamak için fazla cooldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumuşak, cool, dolaylı, ince bir elitizmleri ve kibirleri vardı. Dünyadaki hiçbirşeyi beğenmedikleri gibi, klasik kolejli kibirini de beğenmezlerdi. Ama gene de bir tür kolejli kibirine sahiplerdi. “Biz yüksek puanlar alarak en iyi özel okullara girmiş zeki çocuklarız” tarzında cümleler kurmazlardı asla. Parasal statü simgeleri, hayatlarında ön planda değildi. Ama öteki gençlerle arkadaşlık kurmaya tam olarak açık değillerdi. Salak zenginleri de beğenmezlerdi zeki ama yoksul olan ya da zeki olan ama sıradan okullarda okuyan gençleri de. Onların “sosyal grubu”ndan olmayan bir genci içlerine almaları için, bu kişinin ya güzel bir kız olması ya da bir rock grubunda çalan biri olması falan gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarı entelektüel, yarı bohem, yarı marjinal, yarı snob, yarı yaratıcı, yarı derin, yarı yapmacık, yarı gizemli, yarı kasıntı bir dünyaları vardı. Tamamen sahip oldukları kesin olan tek özellik modernlikti belki. Her konuda “beğeni çıtaları” aşırı yüksekti, en çok da zevk alma konusunda. Beğenmemek, onların bazıları için bir sanat gibiydi adeta. Ustaca icra edilen bir sanat gibi. En zevkli şeyleri bile beğenmemenin bir yolunu bulabiliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaları, ne Avrupa gençliğinin dünya
